10 Aralık 2025 Çarşamba
Dr. Ülkü Varlık Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi
‘’İnsanları seven bir kişi, insanları sevmeyen doksandokuz kişiye bedeldir.’’
John Stuart Mill.
Klasik özgürlükler deyince, insanın insan olarak sahip olduğu özgürlükler anlaşılır. Böyle bir özgürlük anlayışı, Batı’da doğmuş ve gelişmiştir. Çoğu kez, “batılı” özgürlük anlayışı denilince, akla bu özgürlüğün gelmesinin bir nedeni de budur.
Batı’da insanın, salt insan olarak doğuştan bazı hakları ve özgürlükleri olduğu ve devletin bunlara hiçbir zaman dokunamayacağı düşüncesinin bir sistem halinde ortaya çıkışı 17nci yüzyıla rastlar. Gerçi o zamana kadar insan onur ve değerini belirten, ona baskı ve zulüm yapılmaması gereğini ileri süren çeşitli görüşler ortaya atılmamış değil. Fakat bunlar, hiç bir zaman, 17nci yüzyılda olduğu kadar açık, derli toplu, kısacası, sistemli bir biçimde olmamıştır.

İnsan haklarının ana düşüncesini şöyle özetleyebiliriz: insanlar, toplum yaşamına geçmeden önce, doğal bir durumda yaşıyorlardı. O zamanlar tam ve mutlak özgürlükleri vardı. Sonradan, aralarında bir sözleşme yaparak siyasal topluluğu meydana getirdiler. Bunu yaparken de bu topluluğun kurulabilmesi ve yaşayabilmesi için gerekli olan ölçüde, özgürlüklerinin bir bölümünden özveride bulundular. Ne var ki, doğal halde sahip oldukları hak ve özgürlüklerinin en esaslı olanlarını siyasal topluluğa, yani devlete devretmediler. Bu temel hak ve özgürlükler, devletin kuruluşundan sonra da kendilerinde kaldı. Buradan şunu çıkarabiliriz. İnsanların devletten önce ve onun hukukundan üstün doğal hakları vardır. O halde devlet kendinden önce var olan bu doğal haklara bağlıdır, aynı zamanda onlara saygı göstermek zorundadır.
Dünya’da İnsan Haklarının Gelişimi:
İnsan Hakları ile ilgili konular 17nci ve 18nci yüzyıllarda başta İngiliz filozofu John Locke olmak üzere, birçok düşünür tarafından işlenmiş ve geliştirilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise, yeniden gözden geçirilerek yer yer düzeltilmiştir. İnsan Hakları Kavramı insanlık tarihinde bir çığır açmış ve Batı’daki büyük devrim hareketlerinin tohumlarını atmıştır.

Batı’da insan haklarının tarihsel gelişiminde, İngiltere’nin ayrıcalıklı bir yeri var: Kişi hak ve özgürlükleri, henüz kafalarda bir düşünce olarak belirmeden çok önce İngiltere’de bir takım ferman ve kanunlarla gerçekleşme yoluna girmiştir.
İngilizler, daha 13. yüzyılın başlarında (1215) o zamanki kralları Yurtsuz John’a zorla kabul ettirdikleri ‘Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı)’ ile kişi haklarının gerçekleşmesi yolunda ilk büyük adımı atmışlardır. Daha sonraları, 1628 tarihli ‘Petition of Rights’, 1678 tarihli ‘Habeas Corpus Act,’ 1689 ‘Bill of Rights’ ve nihayet 1701 tarihli ‘Act of Settlement’ ile özgürlüklerin sınırları genişletilir, hükümdarın iktidarı bir yasal çerçeve içine alınarak onun kişi hak ve özgürlüklerine saygı göstermesi sağlanır. Ancak, bütün bu ferman ve kanunlar, bir takım felsefi ilkelerden hareket ederek tüm insanlığı kavrayan genel ve soyut haklar ve özgürlükler listesi değildir ve olmamıştır da. Bu ferman ve kanunlar, İngiliz aristokrasisinin ve onun çevresinde toplanmış olan burjuvaların, kralın mutlak iktidarını sınırlandırmak yolunda giriştikleri mücadelede o günkü koşullarda iktidardan gelen ağır baskıların ve haksızlıkların giderilmesi ve bunların tekrarının önlenmesi amacını güden gözlenebilir bir takım önlemler getirir.
Doğrudan doğruya felsefi ilkelerden hareket, ederek, tüm insanlığa hitap eden özgürlükler listesi 18nci yüzyılın sonlarındaki Amerikan ve Fransız Devrimleri’nin bildirileriyle ortaya çıktığını görüyoruz. Nitekim bu nitelikteki ilk belge, 12 Haziran 1776 tarihli ‘Virginia Anayasası’nın’ başındaki ‘Bill of Rights’dır. Anavatan İngiltere ile savaş halinde bulunan 13 Amerikan kolonisinin temsilcilerinden oluşan Filadelfiya Kongresi, Amerikan bağımsızlık Bildirisi’nin ilanından aşağı yukarı iki ay önce, 10 Mayıs 1776 tarihinde, bütün kolonilere, birer anayasa hazırlayarak devlet halinde örgütlenmelerini tavsiye eder. Bu öneriye uyarak kendi anayasasını yapan ve başına bir de haklar bildirisi koyan ‘Virginia Kolonisi’ olmuştur, onu öteki eski koloniler ve yeni devletler izlemiştir. Bu açıdan Virginia Anayasası önem taşır. Yine, 1776′ yılın dan başlayarak kabul edilen çeşitli Amerikan bildirilerinde, İnsanların doğuştan bir takım hakları olduğu, bunların devletten önce de var olduğu dolayısıyla devlet iktidarının da bu haklarla sınırlanması gerektiği savunulur kişi güvenliği, vicdan özgürlüğü, düşüncelerini açıklama ve yayma özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, dilekçe hakkı gibi klasik hak ve özgürlüklere yer verilir.
İnsan Hakları ile ilgili bildirilerden söz ederken bunlardan akla ilk geleni ve en ünlü olanı, 1789 tarihli Fransız, ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ dir. On yedi maddeden oluşan bu bildiride, İnsanların “doğal, başkalarına devredilemez, zaman aşımına uğramaz, kutsal” hakları olduğu ilan edilir ve özgürlük hakkı, mülkiyet hakkı, kişi güvenliği, düşünce, söz, yazı ve vicdan özgürlükleri gibi klasik hak ve özgürlükler sistemli bir ayırım yapılmaksızın sıralanır. Yine bu bildiride, bunların yanı sıra, bazı siyasal ilkeler ve anayasa esasları da yer almıştır. Bunlar arasında, özellikle milli egemenlik ilkesi, yurttaşların doğrudan doğruya ya da temsilcileri aracılığıyla kanunların yapılmasına katılmaları esası, güçler ayrılığı ilkesi vardır. Fransız Devrimini yapanlar, insan haklarının sağlanması ve korunması için bu siyasal ilkeleri zorunlu görüyorlardı.
19. yüzyılın başlarından itibaren, insan hakları ilkeleri ile sözü edilen bildiriler, başka milletlerce de kabul ve ilan edilir. Ne var ki, Fransız Devrimi’ ne kadar gelen ve ondan sonra da uzun bir süre devam eden özgürlük anlayışının belli bir çerçevesi vardır. Gerçekten Amerikan ve Fransız devrimleriyle, siyasal despotizm yenilgiye uğratıldıktan sonra, insan hakları savunucuları için, özgürlük, devletin faaliyet alanları ile müdahalesinin bir nokta da daralması demekti.
Türkiye’de İnsan Haklarının Gelişimi:
Osmanlı Devletinde 19. yüzyılın ortalarına gelinceye kadar, Batı’da olduğu gibi, hükümdarın mutlak iktidarını sınırlayan, bireylere insan olarak bazı haklar tanıyan bir özgürlük anlayışı kendini göstermemiştir. İnsan hakları ve özgürlükleri ülküsünün ilk serpintileri 19ncu yüzyılın ikinci yarısından sonra gelmeye başlayacaktır. Ondan önce, Osmanlı İmparatorluğu’nda girişilen ıslahat hareketlerinin gerçek bir özgürlük ülküsünden esinlendiğini ya da kaynaklandığını söylemek olası değil.
Tanzimat fermanlarının ilki ve bazı yazarlarca Türklerin ‘İlk Haklar Bildirisi’ olarak tanımlanan ‘1839 Gülhane Hattı Hümayunu’nun’ tanıdığı haklar, aslında Avrupa ve Amerika’daki örneklerle kıyaslanamayacak kadar cılız ve gerçek güvencelerden yoksun bir demetçiktir. Can ve mal güvenliği, şeref ve haysiyetin korunması, kişi güvenliği, kişi güvenliği ile ilgili esaslar, din ayrımı gözetilmeksizin bu hakların bütün Osmanlı uyruklarına eşit olarak tanınması gibi haklardı.
1889 Gülhane Hattı’nı izleyen, ‘1856 Islahat Fermanı’nın’ ağırlık noktası Müslüman Hıristiyan uyrukları arasındaki “eşitlik” tir. Bunun yanı sıra, bazı kişi haklarını da “güvence” altına almak ister. Başta Gülhane Hattı’nın ilan ettiği can ve mal namusunun korunması ilkesi bir kez daha belirtilir. Ayrıca, eziyet işkence ve her türlü bedensel ceza kesinlikle yasaklanır, mahkumların mallarının alıkonulamıyacağı bildirilir, duruşmaların açıklığı ilkesi konulur. Din ve eğitim özgürlüğü kabul edilir. Doğrudan doğruya kişi hakları ve güvenliği ile ilgili bu esaslardan başka ferman adli, idari ve mali alanlarda oldukça geniş bir takım ıslahat önlemlerinin ana ilkelerini de saptar ve ilan eder.
Bütün bunların yanı sıra, daha önemli olan, 1856 Islahat Fermanının doğrudan doğruya Batılı devletlerin baskısı altında yapılmış olması. Daha sonra 18nci yüzyıl Avrupa’sının liberal ve demokratik düşünceleri hemen hemen yüzyıla yakın bir gecikme ile 19ncu yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, Batı kültürü ile yetişmiş ve birçoğu bürokrasiden gelen aydınlarca yayılmaya başlamıştır. Bu aydınların belirli ve köklü bir ortak siyasal görüşü olmamakla beraber, hepsi de bir düşünce çevresinde birleşiyorlardı. Temel istekleri ise, iktidarın sınırlanması ile Batılı örneğe uygun bir ‘meşru’ rejimdi. Artık anayasadan, halk egemenliğinden, insanın devlet karşısında bir takım hakları olduğundan ve bu hakların hukuksal güvencelerle donatılması gereğinden bahsediliyordu. ‘özgürlük’ sözcüğü de yeni anlamıyla o dönemde kullanılmaya başlanır.
Böylece, 1876’da ilk anayasa yapılır. Kamu özgürlükleri de, ilk kez, geniş bir liste halinde fakat ‘klasik bir çerçeve içinde’ bu anayasada yer alır. Kanuni Esasi’de 19 maddede toplanan hak ve özgürlüklerden başlıcalar şunlardır: kişi güvenliği, ibadet özgürlüğü, basın özgürlüğü, dilekçe, konut dokunulmazlığı, eğitim özgürlüğü, kanun önünde eşitlik, devlet hizmetlerine alınmada eşitlik, mülkiyet hakkı, angarya ve işkencenin yasaklanması, doğal hâkim ilkesi, kanunsuz vergi konulamayacağı ilkesi. Sıralanan bu hakların o günkü Batılı örneklerden pek geri kalır yanı yoktur. Ne var ki, tüm bu haklar ‘platonik’ bir değer taşırlar: çünkü bunlar bir güvenceye bağlanmış değildirler, bu Anayasa da, özellikle bir 113 madde vardır ki, Padişah bu maddenin kendisine verdiği yetkiye dayanarak, ‘hükümetin emniyetini ihlal edenleri’ basit bir zabıta soruşturmasından sonra memleketten sürebilecekti. Böylece Hükümdarın eline verilen bu müthiş silah, Anayasanın tanıdığı bütün hak ve özgürlüklerin değerini bir çırpıda sıfıra indiriyordu.

İkinci Meşrutiyet, 1876 Anayasasında, ister istemez değişikliklere gider. Bu değişiklikler, genel olarak, hükümdarın yetkilerinin sınırlanması, buna karşılık parlamentonun yetkilerinin genişletilmesi yönünde olur. Bu konuda en önemli yenilik, 113 maddenin Padişaha verildiği yetkinin anayasadan çıkarılması olur. Ayrıca, 1876 Anayasasında olmayan iki klasik özgürlük getirilmiştir, bunlardan, 119 madde ‘haberleşmenin gizliliği’ esasını koyarken, 120. madde de ‘toplanma ve dernek kurma’ özgürlüklerini tanımaktadır.
1921 Anayasası kamu özgürlüklerinden ya da insan hakkından söz etmez. O günkü gündemin başında “bağımsızlık” gelmektedir. Bize göre bu haklar daha çok insandan önce, tüm ulusun emperyalizm karşısındaki haklarıdır.
1924 Anayasasıyla, kamu özgürlükleri,’ ’Türklerin, Hukuku Ammesi’’ başlığı altında yeniden kabul edilir. Ne var ki, iki şey eksiktir. Anayasanın haklar ve özgürlüklerine, 1789 modeli klasik çerçeve egemendir. 1924 Anayasa koyucu, sosyal içerikli özgürlük anlayışına, o zamanın anayasalarına yeni girmeğe başlayan örneğin Weirmar Anayasası iktisadi ve sosyal haklar akımına yabancı kalmıştır. Belki toplumda eksikliği de henüz duyulmadığından böyledir. Ama asıl önemlisi özgürlüklerin güvencelerden, özellikle yargısal güvencelerden yoksun olmasıdır. 1961 Anayasası, 1924 Anayasasının yerini alıncaya kadar özgürlükler sisteminde bu iki eksiklik sürecektir.1961 Anayasası ise, getireceği özgürlükler sisteminde, en başta bu iki eksikliği giderecektir.
1961 Anayasası getirdiği haklar ve özgürlükler yönünden bizim Anayasacılık birikimimize çok ileri ve yeni kavramlar, boyutlar kazandırmıştır. 1961 Anayasası, klasik hak ve özgürlüklerle yetinmemiş, ailenin korunması, mülkiyet, çalışma, sağlık, toplumsal güvenlik, ücret gibi konulara da açılarak kişinin toplumsal ve ekonomik haklarının varlığına değinmiştir. Kişi ancak bu hakların varlığı ve bunların işler, geçerli olmasıyla özgürdür, özgür insan olarak yaşama hakkına sahip olacak; klasik hak ve özgürlükleri de bunlarla birlikte bir anlam taşıyacaktır.
1982 Anayasası için ise, bu alanlarla ilgili olarak olumlu şeyler ifade etmek oldukça zordur. 1982 Anayasası demokratik liberal anayasa teorisi anlamındaki özgürlük garantilerinin bir belgesi olmak yerine, insan hakları sınırlama ve ihlallerine meşruluk kaynağı kimliğine bürünmüştür. 1982 Anayasası, bu tercih ve özelliklerin doğal bir sonucu olarak, özgürlük ihtiyacı ile belirlenen toplumsal ve evrensel gelişmelerin gerisinde kalmıştır. Kişinin ikinci plana itildiği ve demokratikleşme ve özgürlük arayışlarının önünde bir engel oluşturan bu anayasa da insan hakları konusunda değişiklikler yapılması zorunluluk arz etmektedir.
Kaynakça:
Akıllıoğlu, Tekin, Temel Haklar Hukukuna Çiriş., A.Ü.S.B.F. Yayınlanmamış Ders Notları, Ankara: 1980.
Alev Alatlı (Derleyen), Batıya Yön Veren Metinler. İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı Kapadokya MYO. Kapadokya, 2010.
Kapani, Münci, Kamu Hürriyetleri, Yetkin Yayınları, Ankara: 1993.
Rouseeu, Jean, Jacques. İnsan Haklan. (Çev. A. Ekmekçi-A.Türker). İletişim Yayınları.
Sancar, Muzaffer., “İnsan Haklan Açısından 1982 Anayasası”, Amme İdaresi Dergisi, TODAİE Yayını, C.25, S.2, Ankara: 1992.
Sencer, Muzaffer.” İnsan Haklan Açısından İngiliz, Devrimi”, Amme İdaresi Dergisi, TODAİE Yayını, C.23, S.2, Ankara: 1992.
Tanör, Bülent, “Türkiye’nin İnsan Haklan Sorunu”.
Dr. Ülkü Varlık Arşivi