13 Şubat 2026 Cuma
1-Hollanda’da konut krizine Türk çözümü:Rönesans Holding sahnede
2-Hollanda’da Müslümanları gizlice araştıran 10 belediyeye ceza
3-Corendon’a Türkiye güneş tatili ödülü
4-Lale gül için “bilgisiz” iddiam raporlandı. Dekolte kıyafetler de yayınevini kızdırdı…
HOLLANDA’DA KONUT KRİZİNE TÜRK ÇÖZÜMÜ: RÖNESANS HOLDİNG SAHNEDE
Her hükümetin “Yılda 100.000 konut” vaadinin güvencesi: Rönesans Holding’in satın aldığı Ballast Nedam
Hollanda yıllardır derinleşen bir konut sıkıntısı ile mücadele ediyor. Artan nüfus, yükselen kiralar ve yetersiz yeni konut üretimi özellikle gençleri ve öğrencileri zor durumda bırakıyor. Konut sorunu bugün ülkenin en büyük toplumsal ve ekonomik meselelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Hollanda’da ardı ardına gelen hükümetlerin en büyük vaatlerinden biri, her yıl yaklaşık 100.000 yeni konut üretmek oldu. Ancak uygulamada bu hedefe ulaşmakta zorlanılıyor. Talep hızla artarken üretim aynı tempoda ilerlemiyor. Bu durum kiraların yükselmesine, ev bulmanın zorlaşmasına ve şehirlerde yaşam maliyetinin ciddi biçimde artmasına yol açıyor.

Tam da bu noktada Türk sermayesinin güçlü temsilcilerinden Rönesans Holding’in attığı adımlar dikkat çekici bir çözüm adresi olarak öne çıkıyor.
Rönesans Holding’in Hollanda’nın köklü ve büyük inşaat ve gayrimenkul şirketlerinden Ballast Nedam’ı satın alması yalnızca bir şirket devri değildi. Bu adım Hollanda konut piyasasında dengeleri değiştiren stratejik bir hamle olarak kayda geçti. Türk yatırımcının Avrupa’daki en önemli açılımlarından biri olan bu satın alma ile birlikte Ballast Nedam yeniden yapılandı, büyüdü ve özellikle konut üretiminde güçlü bir aktör haline geldi.
Rönesans Holding’in vizyonu netti. Hollanda gibi planlı ve disiplinli bir ülkede büyük ölçekli projelerle hem ekonomik değer üretmek hem de sosyal bir soruna çözüm sunmak. Bugün gelinen noktada sayılar bu hedefin somutlaştığını gösteriyor.

Ballast Nedam yalnızca konut projeleri ile değil, altyapı yatırımları ile de Hollanda’nın gelişiminde kritik rol oynayan bir şirket. Hava limanları, otoyollar ve tüneller gibi ülkenin stratejik altyapı projelerinde önemli görevler üstlenmiş köklü bir kuruluş. Bu birikim ve mühendislik gücü, konut projelerine de aynı kalite ve ölçek anlayışının taşınmasını sağlıyor.
Ballast Nedam’ın imzasını taşıyan projeler sadece bina üretmekten ibaret değil. Şehir yaşamını yeniden kurgulayan, konut ile iş hayatını ve sosyal yaşam ile kültürü bir araya getiren modern yaşam alanları ortaya çıkarılıyor. Bu yaklaşım Hollanda’daki konut sıkıntısının yalnızca sayı meselesi olmadığını, aynı zamanda yaşam kalitesi sorunu olduğunu da ortaya koyuyor.
Bu vizyonun en çarpıcı örneklerinden biri Amsterdam’da yükselen Eleven Square projesi oldu. Türk Rönesans Holding’in Hollanda’daki gayrimenkul iştiraki Ballast Nedam, bu projede yer alan 933 konutu Bouwinvest’e satarak ülke tarihine geçen bir anlaşmaya imza attı. Satılan konut sayısı bakımından Hollanda’da bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük tek seferlik konut işlemi olarak kayıtlara geçen bu satış, projenin büyüklüğünü ve etkisini açıkça ortaya koydu.

Eleven Square Amsterdam’da Johan Cruijff ArenA’nın yanında yükseliyor. 145 metre yüksekliği ile tamamlandığında şehrin en yüksek konut kulesi olacak. Yaklaşık 170 bin metrekarelik bir alanda geliştirilen proje büyüklük olarak 28 futbol sahasına eşdeğer bir alanı kapsıyor.
Toplamda 1.100 konutun yer alacağı Eleven Square yalnızca bir konut projesi değil. Aynı zamanda çalışma alanları ile kültür, spor ve sosyal yaşam noktaları da içeren çok işlevli bir şehir parçası olarak tasarlanıyor.
İşte bu noktada ana tablo daha net görülüyor. Hollanda’da yıllık konut ihtiyacı yaklaşık 100 bin konut seviyesinde. Ancak üretim uzun süredir bu ihtiyacın gerisinde kalıyor. Gençler ev bulamıyor. Öğrenciler barınma sorunu yaşıyor. Orta gelir grubu şehir merkezlerinden uzaklaşmak zorunda kalıyor.

Rönesans Holding’in Ballast Nedam üzerinden yürüttüğü projeler tam olarak bu sorunun kalbine dokunuyor. Şirket yalnızca konut üretmiyor. Aynı zamanda konut piyasasına yeni giren gençlere ve öğrencilere hitap eden ulaşılabilir ve sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmayı hedefliyor.
Eleven Square projesi bu stratejinin güçlü bir örneği. Projenin Hollanda’daki konut açığının azaltılmasına doğrudan katkı sağlaması bekleniyor. Aynı zamanda her yıl büyüyen konut ihtiyacına anlamlı bir destek sunması hedefleniyor.
Amsterdam Belediyesi proje alanını inşaata hazır hale getirdi. Konut kulelerinin yapımının 2026 yılının ikinci çeyreğinde başlaması planlanıyor.
Bugün gelinen noktada şu gerçek açıkça görülüyor. Rönesans Holding yalnızca bir yatırımcı değil. Hollanda’daki konut krizinin çözümünde aktif rol üstlenen bir güç haline gelmiş durumda.
Türk sermayesinin Hollanda’nın planlı şehircilik anlayışı ile buluşması hem ekonomik hem sosyal değeri yüksek projeler ortaya çıkarıyor. Ballast Nedam’ın yeniden yükselişi ve ardı ardına gelen büyük ölçekli konut yatırımları bunun en somut göstergesi.
Hollanda yıllardır konuştuğu konut sorununa çözüm arıyor. Hükümetler her yıl yüz binlerce yeni konut hedefi açıklıyor. Piyasa ise bu hedefleri karşılamakta zorlanıyor. Bu tabloda özel sektör yatırımlarının ve uluslararası sermayenin rolü her geçen gün daha da önem kazanıyor.
Görünen o ki bu çözümün en güçlü adaylarından biri artık net biçimde ortada:Rönesans Holding.
HOLLANDA’DA MÜSLÜMANLARI GİZLİCE ARAŞTIRAN 10 BELEDİYEYE CEZA
Hollanda’da camiler ve Müslüman topluluklar hakkında gizlice veri toplayan 10 belediyeye toplam 250 bin euro para cezası verildi.
“Kişisel Verileri Koruma Kurumu” (Autoriteit Persoonsgegevens) her belediyeye 25 bin euro idari ceza uyguladı.
Kurum, belediyelerin bireylerin dini inançlarına ilişkin hassas kişisel verileri herhangi bir hukuki dayanak olmadan topladığını ve işlediğini açıkladı. Bu nedenle yapılan çalışmaların açık şekilde hukuka aykırı olduğu vurgulandı.

Ceza verilen belediyeler Eindhoven, Tilburg, Zoetermeer, Delft, Ede, Haarlemmermeer, Hilversum, Veenendaal, Huizen ve Gooise Meren oldu. Belediyeler hatalı davrandıklarını kabul ettiklerini ve kesilen cezalara itiraz etmeyeceklerini duyurdu.
Araştırmalar, merkezi hükümet ve Ulusal Terörle Mücadele ve Güvenlik Koordinatörlüğü’nün belediyeleri radikalleşmenin önlenmesinde daha aktif rol almaya çağırdığı bir dönemde başlatıldı.
O dönemde NCTV’nin başında bugün geçici hükümette başbakanlık görevini yürüten Dick Schoof bulunuyordu.
Bu çağrılar sonrasında bazı belediye başkanları “güç alanı analizi” ve “hızlı tarama” adı verilen çalışmalar için dışarıdan bir araştırma şirketiyle anlaştı. Belediyelerin bir bölümü bu adımı NCTV’nin tavsiyesi ile atarken bazıları kendi inisiyatifi ile harekete geçti.
Yürütülen çalışmalarda özellikle cami cemaatleri mercek altına alındı. Camilere giden kişilerin isimleri toplandı. Dini inançları incelendi. Kimlerin kimlerle temas halinde olduğu araştırıldı ve ilişkiler haritalandırıldı.
Araştırma şirketi belediye başkanları adına İslami topluluklar hakkında raporlar hazırladı. Bazı belediyelerin bu raporları diğer kamu kurumlarıyla da paylaştığı ortaya çıktı.
Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na göre söz konusu raporlar polis birimleri ile birlikte NCTV’ye ve Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı’na da gönderildi.
Raporların içeriği belediyeden belediyeye değişse de tamamında incelenen kişilerin dini inançlarına ve İslam içindeki eğilimlerine dair bilgilerin yer aldığı belirtildi. Bazı raporlarda isimler, fotoğraflar, aile bilgileri ve cami içindeki gerilimlere ilişkin ayrıntılı notlar bulunduğu ifade edildi. Bazı kişiler hakkında ise kapsamlı kişisel profiller hazırlandı.
Kamuoyunda dile getirilen sahte kimlikle araştırma yapıldığı iddiaları hakkında ise kurum somut bir bulguya ulaşmadığını açıkladı. Ancak araştırmacıların bilgileri farklı kaynaklardan topladığı ve bu kaynaklar arasında durumdan habersiz Müslümanlarla yapılan görüşmelerin de bulunduğu belirtildi.
Autoriteit Persoonsgegevens, belediyelerin bu tür verilere sahip olmasının ve işlemesinin açık biçimde hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Kurum sözcüsü, kişilerin dini inançları ve siyasi eğilimleri gibi özel nitelikli verilerin işlenmesinin neredeyse her durumda yasak olduğunu söyledi.

Kurum Başkanı Aleid Wolfsen de belediyelerin hiçbir hukuki dayanak olmadan bu bilgilere ulaştığını belirtti. Wolfsen, araştırmaya konu olan kişilerin mahremiyetinin ağır şekilde ihlal edildiğini ve bu durumun belediyelere duyulan güveni ciddi biçimde zedelediğini ifade etti.
Soruşturma kapsamındaki belediyeler hatalı davrandıklarını kabul etti ve para cezalarına itiraz etmeyeceklerini açıkladı.
Öte yandan bazı belediyelerin söz konusu raporları hâlâ elinde bulundurduğu belirtildi. Kuruma göre bu belgeler yalnızca mağdur kişilerin açabileceği tazminat davalarında kullanılabilecek. Bunun dışında kullanılmalarına izin verilmeyecek ve süreçlerin tamamlanmasının ardından imha edilmeleri gerekecek.
Almere gibi bazı belediyelerin de aynı araştırma şirketiyle çalıştığı ancak bu belediyelere ceza verilmediği bildirildi. Kurum bu soruşturmada bir seçim yapıldığını doğruladı ancak hangi kriterlerin esas alındığına dair ayrıntılı açıklama paylaşmadı.
Bu olay Hollanda’da devlet, güvenlik ve temel haklar dengesinin yeniden tartışılmasına yol açtı. Radikalleşme ile mücadele gerekçesiyle başlatılan çalışmaların, bireylerin dini kimliklerini ve özel hayatını hedef alacak boyuta ulaşması ciddi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre burada iki hassas alan çarpışıyor. Bir yanda güvenlik kaygısı ve radikalleşmeyi önleme çabası bulunuyor. Diğer yanda ise hukuk devleti ilkesi, mahremiyet hakkı ve din özgürlüğü yer alıyor. Bu dosya, kamu otoritelerinin güvenlik gerekçesiyle sınırları ne kadar zorlayabileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Belediyelerin doğrudan cami cemaatlerini hedef alması ve kişilerin dini aidiyetlerine göre veri toplaması, Hollanda’nın uzun yıllardır savunduğu özgürlük ve eşitlik ilkeleriyle ne kadar örtüştüğü sorusunu da beraberinde getirdi.
Olayın bir başka dikkat çekici yönü ise hazırlanan raporların polis ve bakanlıklarla paylaşılması oldu. Bu durum, yerel düzeyde başlatılan bir çalışmanın kısa sürede merkezi güvenlik mekanizmasının parçası haline geldiğini gösterdi.
Bugün gelinen noktada verilen para cezaları yalnızca idari bir yaptırım olarak görülmüyor. Aynı zamanda kamu kurumlarına verilen güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Kişisel verilerin korunması ve özellikle dini kimliğe ilişkin bilgilerin işlenmesi konusunda sınırların açık olduğu mesajı veriliyor.
Ancak tartışma burada bitmiş değil. Çünkü bazı belediyelerin aynı araştırma şirketi ile çalışmasına rağmen ceza almamış olması, soruşturmanın kapsamı ve kriterleri konusunda yeni soru işaretleri doğuruyor.
Bu dosya Hollanda’da uzun süre konuşulacağa benziyor. Güvenlik mi özgürlük mü sorusu, bir kez daha ülkenin gündeminin merkezine yerleşmiş durumda.
CORENDON’A TÜRKİYE GÜNEŞ TATİLİ ÖDÜLÜ
Turizm sektörünün prestijli organizasyonlarından Vakantie Awards’ın 26’ncı edisyonunda Corendon, Türkiye Güneş Tatili kategorisinde bir kez daha ödüle layık görüldü. Ödül töreni Hollanda’daki Grand Hotel Huis ter Duin’de düzenlendi ve sektörden çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti.

Corendon adına ödülü Dick Gussen ve Tineke Boele teslim aldı. Törende yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin güneş tatili destinasyonu olarak güçlü konumunu koruduğu ve Corendon’un bu alandaki etkin rolünün sektör temsilcileri tarafından açık biçimde takdir edildiği vurgulandı.

Yetkililer, ödülün özellikle seyahat sektöründeki meslektaşlar ve iş ortaklarının oylarıyla kazanılmasının ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Bu sonuç, Türkiye’de yıllardır sürdürülen turizm yatırımlarının ve hizmet kalitesinin karşılık bulduğunu gösteriyor.
Corendon yönetimi, Türkiye’de görev yapan ekipler ile yerel iş ortaklarının katkısına da dikkat çekti. Sahadaki yoğun emek, misafirperverlik anlayışı ve operasyonel başarı bu ödülün alınmasında belirleyici unsurlar arasında yer aldı.

Turizm çevreleri, söz konusu ödülün hem Corendon’un hem de Türkiye’nin uluslararası tatil pazarındaki güçlü konumunu pekiştirdiği görüşünde birleşiyor. Özellikle son yıllarda artan talep ve sürdürülen iş birlikleri, Türkiye’nin güneş tatili kategorisinde lider destinasyonlardan biri olmayı sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
LALE GÜL HAKKINDAKİ “BİLGİSİZ” İDDİAM RAPORLANDI.
DEKOLTE KIYAFETLER DE YAYINEVİNİ KIZDIRDI…
Monitor Politieke Ontwikkeling (MPO)’nun raporuna göre, Hollanda’da İslam üzerine yürütülen tartışmalarda en görünür 13 konuşmacının hiçbirinin, İslami ilimler alanında kanıtlanabilir akademik yeterliliğe sahip olmadığı ortaya çıktı. 13 isim arasında Lale Gül de var.
Lale Gül’ün eğitimi lise düzeyinin ötesine geçmemiş durumda. Buna rağmen rapora göre bu kişi, talk show’larda, gazetelerde ve çevrim içi yayınlarda düzenli olarak söz hakkı buluyor ve açıklamaları çoğu zaman uzman görüşü gibi sunuluyor.
Lale Gül’ün destekçisi yayınevi,Televizyon ve gazetelerdeki dekolte kıyafetleri için uyarıda bulundu.
Değerli Okurlarım,
Daha önce yayımladığım yazılarda, Lale Gül’ün edebi niteliğinden çok, İslam karşıtı çıkışları sayesinde medyada geniş yer bulduğunu ve bu ilginin yapay biçimde büyütüldüğünü dile getirmiştim. Bugün ortaya çıkan gelişmeler, bu değerlendirmemin tesadüf olmadığını gösteriyor. Nitekim hem televizyon programlarındaki görünürlüğü hem de kamuoyuna servis edilen fotoğraflar, yazarın edebi kimliğinden çok tartışma yaratan yönleri üzerinden öne çıkarıldığını bir kez daha ortaya koydu.
Özellikle SBS 6 ve Vandaag Inside gibi TV programlarında sık görünmesi ve haberlerde kullanılan dekolte fotoğraflar, tartışmayı yeni bir boyuta taşıdı. Dahası, yayınevinin bu durumdan rahatsızlık duyduğu yönündeki iddialar, daha önce dikkat çektiğim “medyatik kimlik inşası” eleştirisini güçlendirdi. Yayınevi cephesinden gelen uyarılar, edebiyat ile popüler görünürlük arasındaki gerilimin artık kurum içinde de hissedildiğini gösteriyor.
Bugünkü tablo, Lale Gül’ün kamuoyunda nasıl konumlandırıldığına dair tartışmayı yeniden alevlendirirken, medyanın kimi isimleri hangi gerekçelerle öne çıkardığı sorusunu da daha görünür hale getiriyor.
13 İSLAM DÜŞMANI, AKADEMİK YETERLİLİĞE SAHİP DEĞİL
Hollanda’da İslam üzerine yürütülen tartışmalarda en görünür 13 konuşmacının hiçbirinin, İslami ilimler alanında kanıtlanabilir akademik yeterliliğe sahip olmadığı ortaya çıktı.
Bu sonuca, Monitor Politieke Ontwikkeling (MPO) tarafından kısa süre önce yayımlanan “Niteliksiz – İslam tartışmasında sıkça dile getirilen sözde uzmanların teşhiri” başlıklı raporda varıldı.

Araştırma, medyada sık sık İslam ve Müslümanlar konusunda “uzman” olarak sunulan siyasetçiler, köşe yazarları ve aktivistlere odaklanıyor. Bu isimler arasında Geert Wilders, Lale Gül, Wierd Duk ve Annabel Nanninga da bulunuyor.
MPO’ya göre, bu kişilerin hiçbirinde bu alanda onları içerik açısından uzman kılacak ilgili bir akademik altyapı mevcut değil.
YÜKSEKÖĞRENİM DİPLOMASI YOK
Araştırmaya dahil edilen grubun yüzde 40’ının yükseköğretimde tamamlanmış bir eğitimi bulunmuyor. Annabel Nanninga ve Lale Gül’ün eğitimleri lise düzeyinin ötesine geçmemiş durumda. Buna rağmen rapora göre bu kişiler, talk show’larda, gazetelerde ve çevrim içi yayınlarda düzenli olarak söz hakkı buluyor ve açıklamaları çoğu zaman uzman görüşü gibi sunuluyor.
Bölgesel cami çatı örgütlerinin iş birliğiyle (K9) kurulan bir platform olan MPO, raporda bu konuşmacıların, araştırmacılara göre nasıl inatçı mitleri yaydığını analiz ediyor.
Bunlar arasında, İslam’ın doğası gereği şiddet içerdiği ya da Müslümanların topluca topluma tehdit oluşturduğu iddiaları da yer alıyor.
MPO’ya göre bu tür bir algı, kamuoyunu etkiliyor ve sosyal uyum ile hukuk devleti üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracak şekilde politika ve mevzuatı şekillendiriyor.
KUTUPLAŞMA
Araştırmanın çıkış noktası, MPO’ya göre Hollanda’da İslam ve Müslümanlar etrafında artan kutuplaşma. Bu kutuplaşmanın, son siyasi gelişmeler ve tek taraflı medya çerçeveleri tarafından daha da körüklendiği belirtiliyor.
MPO, raporun kesinlikle bir sansür çağrısı olmadığının altını çiziyor. Ancak araştırmacılar, editoryal kadrolara görüş ile uzmanlık arasındaki farkın daha net gözetilmesi ve karmaşık dini ve toplumsal konular ele alınırken akademik eğitim almış uzmanlara daha fazla söz verilmesi çağrısında bulunuyor.
KASITLI VURGULAMALAR
“Hükümet karşıtı”, “radikal”, “ırkçı”, “aşırı sağcı” ve “İslam karşıtı” gibi kavramlar, Hollanda’daki İslam tartışmalarında sıkça kullanılan etiketlerdir. Bu nitelemeler çoğu zaman dikkatle tanımlanmadan ve bağlamı sorgulanmadan kullanılmaktadır. Bunun sonucunda, kamusal tartışma giderek daha tek taraflı ve yüzeysel bir hâl almaktadır.
Bu rapor, Hollanda’daki İslam tartışmasını mercek altına almaktadır.
Araştırma, medyada sıkça “uzman” olarak sunulan kişilerin büyük bölümünün İslami ilimler alanında akademik bir yeterliliğe sahip olmadığını ortaya koymaktadır. Buna rağmen bu kişilerin görüşleri, kamuoyunda belirleyici bir ağırlık kazanmaktadır.
Raporda, bu ‘sözde uzmanların’ çoğu zaman yanlış genellemeler yaptıkları ve İslam ile Müslümanlar hakkında kalıplaşmış önyargıları besledikleri belirtilmektedir. Bu tür söylemler, toplumsal kutuplaşmayı artırmakta ve sağlıklı bir kamusal tartışma ortamını zedelemektedir.
Rapor, aynı zamanda eleştirinin ve ifade özgürlüğünün meşru olduğunu vurguluyor. Ancak bu özgürlüğün bilgi, uzmanlık ve sorumluluk temelinde kullanılması gerektiğine de dikkat çekiyor.
Bu rapor, Hollanda’daki İslam tartışmasının bir analizidir.
Akademik uzmanlık iddiasında bulunan kişilerin kimler olduğunu ortaya koymakta ve bunun ne gibi sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
Aynı zamanda, dürüst, bilgili ve dengeli bir tartışma için nerelerde fırsatlar bulunduğuna işaret etmektedir.
Yazar Lale Gül, dinleyicilerden gelen saldırgan tepkiler nedeniyle büyük olasılıkla konferanslar vermeyi bırakacak. Gül, televizyondaki ‘WNL op Zondag’ programında, her yıl 5 Mayıs öncesinde düzenlenen ‘Özgürlük Kolejleri’ kapsamında verdiği bir konferansta yaşadığı olumsuz deneyimi anlattı.
“Bu çok rahatsız ediciydi. O erkekler yarım saat ile kırk beş dakika boyunca bana saldırdılar. İnancı aşağıladığımı, topluluğa saldırdığımı ve bu ülkede Müslümanlara yönelik nefreti artırdığımı söylediler,” diye anlattı Gül sunucu Rick Nieman’a ve şöyle devam etti:
“Salondaki insanlar tarafından bana her türlü suçlama yöneltiliyor. Buna hakları olabilir ama bunu son derece yıldırıcı ve korkutucu bir şekilde yapıyorlar.”
LALE GÜL’ÜN TELEVİZYON VE FOTOĞRAF TARTIŞMASI YAYINEVİNİ RAHATSIZ ETTİ

Yazar Lale Gül’ün televizyon programlarına katılması ve medyada yer alan bazı fotoğrafları, yayınevi cephesinde rahatsızlık yarattı. Özellikle Vandaag Inside programındaki görünürlüğü ve haberlerde kullanılan dekolte fotoğrafların ardından yayınevinin temkinli bir tutum aldığı konuşuluyor.
SBS 6 Televizyonu’na sık sık katılmasının eleştirilmesi konusunda konuşan Lale Gül yaptığı açıklamada, yayınevinden bir kişinin kendisine “Artık bir SBS 6 kızısın” dediğini aktardı.
Bu sözlerin, televizyon programlarına katılımın yazarın ciddiyetine zarar verebileceği endişesiyle söylendiği ifade ediliyor. Yeni bir kitabın tanıtımı sırasında bazı televizyon programlarında yer bulmanın zorlaşabileceği yönünde uyarı yapıldığı da dile getirildi.
Lale Gül için yayımlanan son haberlerde kullanılan dekolte fotoğrafların da yayınevinin hoşuna gitmediği iddia ediliyor. Televizyon görünürlüğü ile birlikte bu tür görsellerin, yazarın kamuoyundaki algısını etkileyebileceği yönünde kurum içinde değerlendirmeler yapıldığı konuşuluyor.
Tartışma, edebiyat dünyasında yazarın medyadaki görünürlüğü ile yayıncılık çizgisi arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme getirdi.
Lale Gül cephesinde ise geri adım sinyali yok. Yazarın hem televizyon programlarına katılmayı hem de kamuoyunda görünür olmaya devam etmeyi planladığı ifade ediliyor.
Gambiya’da üniformasız öğrenciler okullara alınmıyor. Corendon firması, Türkiye, Hollanda ve Curaçao’daki otellerinde kullanılmayan üniformaları Gambiyalı öğrenciler için topluyor ve giyilir hale getirerek gönderiyor.
Corendon’un böylesi anlamlı yardım kampanyasının tüm dünyada örnek teşkil etmesi bekleniyor.
İlhan KARAÇAY’ın haberi:
Avrupa’da bir otelin deposunda, “artık bize yakışmıyor” denilerek rafa kaldırılan bir ceket, Gambiya’da bir çocuğun hayatını değiştiriyor.
Biz çoğu zaman fark etmiyoruz. Bir gömlek eskidiğinde, bir ceket modası geçtiğinde, bir üniforma yenisiyle değiştirildiğinde mesele bizim için bitiyor. Oysa dünyanın başka bir köşesinde, o kıyafet bir çocuğun okula girip giremeyeceğini belirliyor.

Afrika’nın batısında Senegal’in içine girip kaybolmuş gibi olan Gambiya haritası ve çocuklar…
Evet, yanlış okumadınız.
Gambiya’nın birçok bölgesinde okula gidebilmek için üniforma giymek şart.
Üniforman yoksa kapıdan içeri adım atamıyorsun. Yani yoksulluk, sadece açlıkla değil, eğitim kapısında da karşına çıkıyor. Çocuk var ama öğrenci olamıyor. Heves var ama umut kapıda kalıyor.
İşte tam bu noktada, Avrupa’daki bir otel odasında asılı duran bir ceket, Afrika’da bir sınıfın anahtarı hâline geliyor.

Bu hikâyenin arkasında, Hollanda merkezli Corendon Hotels & Resorts grubunun başlattığı örnek bir girişim var. Corendon Foundation’un Başkanı ve aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin Hollanda’daki Fahri Konsolosu olan Titus F. P. Kramer, geçtiğimiz yıl bu projeyi başlatan hayırsever Corendon’cuları överken, meseleyi bir yardım faaliyeti olarak değil, bir vicdan sorumluluğu olarak ele aldı.

Kramer’in sözleri, aslında bütün bu çalışmanın ruhunu özetliyor: “Gambiya’nın birçok bölgesinde çocuklar üniforma olmadan okula gidemiyor. Artık kullanılmayan ama hâlâ giyilebilir durumdaki otel üniformalarını bağışlayarak, çocukların eğitime erişmesine ve dolayısıyla daha iyi bir geleceğe sahip olmasına yardımcı olunuyor.”
Bu bakış açısı, otelcilik sektöründe alışılmışın dışında bir kapı aralıyor. Çünkü burada bağışlanan şey yalnızca bir kıyafet değil. Burada bir çocuğun kaderine dokunuluyor.

Projenin sahadaki mimarlarından biri ise Corendon Hotels & Resorts’un İnsan Kaynakları yöneticisi Cindy Kasanmoeseni. Onun ifadesiyle, “Otelcilikte üniforma günlük hayatın parçasıdır. Gambiya’da ise bir üniforma, okula gidip gidememek arasındaki farktır.”
Kasanmoeseni’nin öncülüğünde yürütülen çalışma, sadece “kullanmadığımızı gönderelim” basitliğinde değil. Üniformalar, Gambiya’ya ulaştıktan sonra yerel terzihanelerde elden geçiriliyor. Logolar kapatılıyor, düğmeler değiştiriliyor, küçük onarımlar yapılıyor. Böylece hem kıyafetler yeniden hayat buluyor hem de yerel kadınlar üretim sürecine katılıyor, emek kazanıyor, ayakta duruyor.
Sonra o ceket, o pantolon, o gömlek, bir çocuğun omuzlarına geçiyor.
Ve bir anda bir şey değişiyor.
Dün kapıdan çevrilen çocuk, bugün sınıfta. Defteri var. Kalemi var. Üniforması var.
Yani artık “öğrenci”.

Fotoğraflara baktığınızda bunu açıkça görüyorsunuz. Bir otel çalışanının yıllarca giydiği ceket, Afrika’da bir gencin omzunda gururla duruyor. Bir terzinin makinesinde yeniden biçimlenen kumaş, bir çocuğun geleceğine dikiliyor.
Bu sadece yardım değil. Bu, onur kazandırmak.
Çünkü çocuk, kendisine “eski kıyafet” verilmiş gibi hissetmiyor. Aksine, “Ben de okullu oldum” diyor. “Ben de varım” diyor.
Bu proje, bize şunu hatırlatıyor: “Dünya, sadece para göndererek değişmiyor. Bazen bir gömlekle, bazen bir ceketle, bazen de bir düğmeyle değişiyor.”
Bir düğme düşünün.
Bizim için önemsiz. Ama o düğme tamamlandığında bir çocuk okula girebiliyor.
Corendon’un bu girişimi, aynı zamanda bütün otelcilik sektörüne güçlü bir çağrı niteliği taşıyor.
Bir otel, bir tatil köyü, bir işletme olarak ne yapabilirsiniz?
Kullanılmayan üniformalarınızı çöpe atmak yerine, bir çocuğun hayatına gönderebilirsiniz. Polo tişörtler, gömlekler, bluzlar, pantolonlar, etekler, ceketler. Markanızın vitrininde artık yer bulamayan ama bir çocuğun hayatında başköşe olacak kıyafetler.

Bununla da sınırlı değil.
Çocuk kıyafetleri, oyuncaklar, kadın iç çamaşırları, okul malzemeleri, İngilizce kitaplar, defterler, kalemler, dikiş makineleri.
Bunların her biri, bir insanın hayatında gerçek bir fark yaratıyor.
Üstelik bu iş, “uzaktan seyredilen bir iyilik” değil. Lojistiği var, emeği var, sahada karşılığı var. Üniforma, depodan çıkıyor, bavula giriyor, uçakla gidiyor, terzinin masasına düşüyor, sonra bir çocuğun omzuna konuyor.

Bu bir yolculuk.
Bir otel üniformasının, bir sınıfa uzanan yolculuğu.
Ve bu yolculuk, bize şunu söylüyor: “İnsanlık hâlâ nefes alıyor.”
Dünyada hâlâ “Bana artık lazım değil ama sana hayat olabilir” diyebilen insanlar var.
Bugün belki bir ceketle başlıyor bu hikâye. Yarın bir defterle, bir kalemle, bir kitapla devam ediyor.
Ama her seferinde aynı kapıyı açıyor.
Eğitim kapısını.
Ve o kapı açıldığında, sadece bir sınıf değil, bir gelecek aydınlanıyor.
Belki de evimizde, dolabımızda, bir köşede duran ve “bir gün lazım olur” diye sakladığımız nice eşya vardır. Oysa bazı şeyler vardır ki, bize artık yük, başkasına ise hayattır. Bu hikâye, bize sadece Gambiya’daki çocukları değil, kendi hayatlarımızdaki fazlalıkları da yeniden düşünmeyi öğretiyor. Çünkü bazen vermek, sadece vermek değildir. Bazen vermek, bir çocuğun dünyaya tutunmasına izin vermektir.
27 yıldır ayakta duran ve köprü kuran bir kuşak…
Lahey Büyükelçiliğimizi ziyaret eden yöneticiler,
“Bu buluşmanın, özellikle başta öğrenciler arasında olmak üzere, Türk Hollanda toplumu içindeki bağlara katkı sağlamasını diliyoruz” dediler.
Kuruluşun Yakındaki Etkinlikleri:
05 Şubat: Anadolu’nun Karaoke Gecesi
11 Şubat: Mocktailworkshop Houthoff | Anatolia | JFAS
13 Şubat: ’60 Yıl Misafir İşçiler’ belgeseli
Hollanda’daki Türk öğrenci dünyasının köklü yapılarından biri olan “Turkse Studenten Vereniging Anatolia” (Türk Öğrenci Derneği Anadolu) yönetim kurulu, geçtiğimiz günlerde Lahey Büyükelçimiz Fatma Ceren Yazgan tarafından büyükelçilikte ağırlandı.
Samimi bir atmosferde gerçekleşen buluşmada, Hollanda’daki Türk gençliğinin sorunları, beklentileri ve toplumsal bağların güçlendirilmesi üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

Derneğin yöneticileri Beyza Soylu, Miray Oğlakçı ve Orhan Kırdık tarafından ziyaret edilen büyükelçilik çıkışında yapılan açıklamada, “Sayın Büyükelçi tarafından davet edilmek bizim için büyük bir onurdu. Nazik ev sahipliği ve içten sohbeti için kendisine teşekkür ediyoruz. Bu buluşmanın, özellikle başta öğrenciler arasında olmak üzere, Türk Hollanda toplumu içindeki bağlara katkı sağlamasını diliyoruz” denildi.
Bu ziyaret, sadece bir nezaket buluşması değil, aynı zamanda iki ülke arasında büyüyen yeni kuşağın sesinin, diplomasi masasına taşınması açısından da anlamlıydı.

“Turkse Studenten Vereniging Anatolia”(Türk Öğrenci Derneği Anadolu) sıradan bir öğrenci kulübü değil.
1999 yılında Amsterdam’daki Vrije Universiteit bünyesinde kurulan bu dernek, tam 27 yıldır ayakta. Dile kolay, neredeyse üç kuşaktır binlerce gencin yoluna dokunmuş bir yapıdan söz ediyoruz.
Anatolia, Hollanda’ya gelen Türk gençlerinin yalnız kalmaması için doğdu. Yabancı bir ülkede üniversiteye başlayan bir gencin en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendini ait hissedeceği bir çevredir. Anatolia, işte bu boşluğu doldurdu.
Bugüne kadar sayısız öğrenci bu çatı altında arkadaşlık kurdu, hayata tutundu, kendini geliştirdi. Kültürel etkinlikler, sohbet akşamları, kariyer günleri, atölyeler ve sosyal buluşmalar sayesinde gençler hem kimliklerini korudu hem de Hollanda toplumunun aktif bir parçası olmayı öğrendi.
Dernek, yalnızca Türkiye kökenli öğrencilere değil, farklı arka planlardan gelen herkese kapısını açtı. Amaç hiçbir zaman içine kapanmak olmadı. Tam tersine, köprü kurmak, tanışmak, anlatmak ve birlikte üretmekti.
Bugün SV Anatolia, Hollanda’daki Türk öğrenci dünyasının en köklü ve saygın yapılarından biri olarak yoluna devam ediyor. Büyükelçilik ziyareti de gösteriyor ki, bu gençlerin sesi artık sadece kampüslerde değil, diplomasi koridorlarında da yankılanıyor.
27 yıldır ayakta duran bu yapı, aslında şunu söylüyor:
Bu ülkede büyüyen Türk gençliği var, düşünen, üreten ve geleceğe yön vermek isteyen bir kuşak var. Ve onlar, yalnız değiller.
SV Anatolia, Hollanda’da “Turkse Studenten Vereniging Anatolia” (Türk Öğrenci Derneği Anadolu) olarak bilinen bir öğrenci örgütüdür. 1999 yılında kurulmuş olan bu yapı, Amsterdam’daki Vrije Universiteit bünyesinde faaliyet gösterir. Dernek özellikle VU öğrencileri arasında kültürel ve sosyal bağları güçlendirmeyi amaçlar.
Yirmi yedi yıldır ayakta duran SV Anatolia, binlerce gencin Hollanda’daki eğitim yolculuğunda kendini yalnız hissetmemesi için bir yuva olmuştur. Bir öğrenci kulübünden öte, dayanışma ve aidiyet duygusu yaratan bir okul gibidir.
SV Anatolia’nın temel hedefi, çeşitliliği bir zenginlik olarak gören kapsayıcı bir öğrenci topluluğu oluşturmaktır.
Dernek, farklı arka planlardan gelen öğrenciler arasında anlayış ve işbirliğini teşvik etmeyi,
gençlerin akademik ve profesyonel gelişimine katkı sunmayı,
Türkiye kökenli öğrenciler ile Hollandalı ve uluslararası öğrenciler arasında köprü kurmayı amaçlar.
Bu doğrultuda yıl boyunca sohbet akşamları, kariyer günleri, kültürel programlar ve sosyal buluşmalar düzenlenir. Amaç yalnızca eğlenmek değil, birlikte düşünmek, üretmek ve büyümektir.
SV Anatolia’nın takvimi her zaman doludur.
Türk şiiri geceleri gibi kültürel etkinlikler, atölye çalışmaları ve söyleşiler, buz pateni gibi sosyal buluşmalar, bir hukuk bürosunda yapılan mesleki atölyeler gibi profesyonel etkinlikler, bu yapının canlılığını gösteren örneklerden yalnızca birkaçıdır.
Bu faaliyetler sayesinde gençler hem kendi kökleriyle bağ kurar hem de Hollanda toplumunun aktif bir parçası olmayı öğrenir.
SV Anatolia, yalnızca Türk öğrenciler için değil, farklı kökenlerden gelen tüm gençler için bir buluşma platformudur. Hollanda’daki Türk Hollanda öğrenci dünyasında daha güçlü bağların kurulmasına katkı sağlamayı hedefler.
Büyükelçilik ziyareti de bu misyonun doğal bir uzantısıdır. Bu buluşma, gençlerin sesinin artık sadece kampüslerde değil, devletler arası ilişkilerin kalbinde de duyulduğunu göstermektedir.
Derneğe üye olan öğrenciler tüm etkinliklere katılabilir ve bu dayanışma ağının bir parçası olur.
SV Anatolia, Instagram ve LinkedIn gibi mecralarda da aktif biçimde yer almakta, duyurularını, yönetim kadrosunu ve faaliyetlerini gençlerle paylaşmaktadır.
Kısacası SV Anatolia, 27 yıldır ayakta duran bir tabela değil, bu ülkede büyüyen Türk gençliğinin ortak hafızasıdır. Ve bu hafıza, her yeni kuşakla birlikte yeniden yazılmaya devam ediyor.

Herkesin bahsettiği o altın sese sahip misiniz, yoksa sadece eğlenceli bir akşam mı geçirmek istiyorsunuz? O zaman 5 Şubat Perşembe günü Anatolia’nın Karaoke Gecesi’ne katılmalısınız…

Mocktailworkshop Houthoff | Anatolia | JFAS
SV Anatolia, Amsterdam’daki Houthoff hukuk bürosunda düzenlenecek bir mocktail atölyesine sizi davet ediyor. Tüm hukuk öğrencileri için bu, avukatlarla tanışmak ve onların çalışma ortamına yakından bakmak açısından keyifli ve eşsiz bir fırsat sunuyor…

Hollanda’da altı Türk misafir işçinin altmış yıllık öyküsü. 13 Şubat Cuma günü, SV Anatolia, Stories van Toen iş birliğiyle, belgeselin özel gösterimiyle bu etkileyici öyküleri sizlerle paylaşacak…
5 Aralık 2025 günü Rotterdam Başkonsolosluğumuzdan başka dünyanın dört bir yanında ‘Türk Kahvesi Günü’ yaşanmıştı.
Devlet Sanatçısı Betül Aşlı Bayram, daha sonra yaptığı çalışmalarla Türk kahvesi fincanına hayat vermeye devam ediyor.
Bayram’ın çini dalındaki eserleri de hayranlık uyandırıyor.
Türk kahvesi, Osmanlı döneminde saray mutfaklarından başlayarak yüzyıllar içinde Anadolu’dan Balkanlar’a, Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir coğrafyaya yayıldı. Hazırlanış biçimi, sunum geleneği ve etrafında oluşan ritüellerle birlikte kuşaktan kuşağa aktarılan bu kültür, bugün hâlâ aynı fincan etrafında buluşmayı mümkün kılıyor. 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü ise bu tarihsel sürekliliğin günümüzdeki yansımalarından biri olarak öne çıkıyor.
Hani derler ya, “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” diye.
İşte o söz, geçtiğimiz 5 Aralık günü Hollanda’da bir kez daha yeniden can bulmuştu, yeniden anlam kazanmıştı.
Türk kahvesi, sadece bir içecek değil; dostluğun, sohbetin, paylaşmanın ve kültürün ta kendisi olduğunu bir kez daha göstermişti.
5 Aralık 2025 günü, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında Dünya Türk Kahvesi Günü olarak yaşanmıştı. Hollanda’da ise bu anlamlı gün, hem diplomatik bir buluşmaya hem de sonrasında sanatla yoğrulan çok özel çalışmalara sahne oldu.
Rotterdam Başkonsolosluğumuzdaki etkinliği NAhaber’e yazan Sedat Tapan’ın haberinden okuyalım.

ROTTERDAM BAŞKONSOLOSLUĞU’NDA TÜRK KAHVESİ GÜNÜ COŞKUSU
Türkiye Cumhuriyeti Rotterdam Başkonsolosluğu, 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü dolayısıyla Hollandalı ve Türk konukları aynı fincanda buluşturdu. Konsolosluk binasının önünde kurulan kahve standında, geleneksel Türk kahvesi ikram edildi.

Başkonsolos Sevgi Kısacık, etkinlik boyunca konuklarla bizzat ilgilendi. Yoldan geçerken kahve kokusunu alıp duran Hollandalılar da, Türk kahvesinin o kendine özgü aromasını tatma fırsatı buldu. Sohbetler koyulaştı, kahveler ağır ağır içildi, gülümsemeler çoğaldı.

NHaber’e konuşan Başkonsolos Kısacık, bu buluşmanın kendileri için taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi: “Dünya Türk Kahvesi Günü vesilesiyle düzenlediğimiz etkinliğe gösterilen ilgi bizleri çok mutlu etti. Kahvemizi duyan, yoldan geçerken uğrayan vatandaşlarımıza ve Hollandalı dostlarımıza ikramda bulunmak bizim için büyük bir memnuniyet.”
UNESCO TESCİLLİ BİR KÜLTÜREL MİRAS

Türk kahvesinin yalnızca bir içecek olmadığını vurgulayan Kısacık, UNESCO tarafından 2013 yılında Türk kahvesi kültürünün İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne alındığını da hatırlattı. Bu tescil, kahvenin hazırlanışından sunumuna, sohbetinden misafirperverliğine kadar uzanan büyük bir kültürel mirası kapsıyor.

Kumda kahve pişirme geleneği ise etkinliğin en çok ilgi gören anlarından biri oldu. Yavaş yavaş pişen kahvenin başında yapılan sohbetler, bu geleneğin neden bu kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Sedat Tapan’ın haberi bu kadar…
Şimdi gelelim daha sonraki gelişmelere:

BİR TANITIM GÜNÜNDEN SANATA UZANAN YOL
5 Aralık’taki bu sıcak buluşma, takvimde kalan bir anma günü olarak kalmadı.
O günün yarattığı kültürel atmosfer, Hollanda’da sanat ve üretimle yoluna devam etti.
TÜRK KAHVESİ GÜNÜ HOLLANDA’DA SANAT VE ÜRETİMLE YAŞATILDI

Bu özel günün ardından, Türk kahvesinin kültürel anlamını sanatla buluşturan çok değerli çalışmalar ortaya çıktı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı çini sanatçısı Betül Aşlı Bayram, Türk kahvesi fincanına adeta hayat verdi.
Düzenlenen atölye çalışmasında, katılımcılar geleneksel çini sanatından esinlenerek kendi Türk kahvesi fincanlarını tasarladı. El boyaması fincanlar, büyük bir emekle boyandı, sırlanarak fırınlandı. Ortaya çıkan her bir fincan, Türk kahvesinin estetikle buluştuğu somut birer kültür taşıyıcısı oldu.
Bu çalışma, sadece bir sanat etkinliği değil; Türk kahvesi etrafında şekillenen sohbetin, paylaşmanın ve birlikte üretmenin günümüzdeki yansıması olarak dikkat çekti. Farklı kökenlerden insanlar aynı masa etrafında buluştu, aynı fincana baktı, aynı hikâyeyi paylaştı.

BİR FİNCAN KAHVEYLE BAŞLAYAN SANAT YOLCULUĞU
Betül Aşlı Bayram’ın çalışmaları, Türk kahvesinin yüzyıllardır taşıdığı anlamı bugünün sanat diliyle yeniden anlatıyor. Kahve fincanları artık sadece içmek için değil; bakmak, düşünmek ve hissetmek için de var.
Sanatçı, çini sanatının sabır, sevgi ve emek isteyen yönünü Türk kahvesiyle bir araya getirirken, izleyene de şu duyguyu fısıldıyor: Kültür yaşarsa anlamlıdır ve paylaşıldıkça çoğalır.
BETÜL AŞLI BAYRAM’I TANIYALIM

1972 yılında Kütahya’da doğan Betül Aşlı Bayram, Dumlupınar Üniversitesi Kütahya MYO Seramik Bölümü’nden mezun oldu ve Eğitim Fakültesi’nde pedagojik formasyon aldı. Çini sanatına olan ilgisi, eğitim sürecinde ustalardan aldığı derslerle daha da derinleşti.
Mezuniyetinin ardından Kütahya Porselen’de grafik tasarımcı olarak çalıştı; desen tasarımı ve serigrafi alanlarında önemli deneyimler kazandı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Çini Sanatçısı” unvanına layık görüldü ve Sanatçı Tanıtım Kartı sahibi oldu.
Hollanda’da Leiden Volksuniversiteit’te Türkçe dersleri vererek Türk kültürünü tanıtmaya devam eden Bayram, İzmir’den Amsterdam’a uzanan sanat yolculuğunda pek çok ulusal ve uluslararası sergide yer aldı. Amsterdam Yunus Emre Enstitüsü’ndeki kişisel sergisiyle geleneksel Türk çini sanatının hikâyesini Hollandalı sanatseverlerle paylaştı.
Atölye çalışmalarıyla çini sanatını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefleyen Betül Aşlı Bayram, çiniyi yalnızca bir süsleme sanatı değil; kültürel bir miras ve güçlü bir hikâye anlatım aracı olarak görüyor.
Kısacası, bir fincan kahveyle başlayan bu yolculuk, Hollanda’da sanatla, emekle ve dostlukla devam ediyor. Ve belli ki, bu fincanın hatırı daha uzun yıllar konuşulacak.
BETÜL AŞLI BAYRAM’IN SON ETKİNLİĞİ LİSSE KASABASINDA YAPILDI
Bir atölyeden dünyaya açılan buluşmada, çiniyle bir kültür köprüsü kuruldu.

Bu sanat yolculuğu yalnızca tek bir atölyeyle sınırlı kalmadı. Betül Aşlı Bayram, kısa süre sonra bu kez Lisse’deki Volksuniversiteit’te Hollandalı sanatseverlerle buluştu. Burada düzenlenen çalışmada, Türk çini sanatının renkleri ve desenleri tanıtıldı.

Katılımcılar, geleneksel motiflerle kendi çalışmalarını üretirken, çininin ardındaki kültürü de yakından tanıma fırsatı buldu. Bayram, bu buluşmayı “Sanat, kültürleri birleştirmenin en güzel yolu” sözleriyle özetledi. Farklı dillerden ve kökenlerden insanlar, aynı masa etrafında buluştu ve çininin diliyle ortak bir hikâye yazdı.
Hollanda Polisi Kuzey Hollanda Birimi Emniyet Müdürü olan Hamit Karakuş, görev yaptığı makamın arkasına sığınan bir yönetici profili çizmiyor. Aksine, sahayla bağını koparmayan, mahalleyi, sokağı ve insanı merkeze alan bir anlayışı savunuyor.
Hollanda Türkleri sadece siyasette, akademide ya da iş dünyasında değil, kamu düzenini sağlayan en kritik kurumlardan biri olan polis teşkilatında da artık güçlü, görünür ve saygın bir şekilde yer alıyor.
Polis akademilerine başvuran Türk gençlerinin sayısı artıyor, sahada aktif görev yapan Türk kökenli polislerin varlığı her geçen gün daha görünür hale geliyor.
Hollanda’daki Türk asıllıların bugüne kadar elde etmiş oldukları başarılar, artık tek tek isimlerle anlatılamayacak kadar geniş ve etkileyici bir tablo ortaya koyuyor.
Belediye başkanlıklarından İl Genel Meclislerine, Belediye Meclislerinden devlet kurumlarındaki üst düzey görevlere; iş dünyasında zirveye tırmanan girişimcilerden üniversitelerde profesörlük ünvanı alan akademisyenlere; doktorlardan avukatlara, sanatçılardan film yıldızlarına kadar uzanan bu başarı hikâyeleri, bir göç serüveninin nasıl kalıcı bir toplumsal güce dönüştüğünü açıkça gösteriyor.
Bir zamanlar “misafir işçi” olarak gelenlerin çocukları ve torunları, bugün Hollanda toplumunun hemen her alanında söz sahibi. Siyasette karar veriyorlar, ekonomiye yön veriyorlar, bilim üretiyorlar, sanata imza atıyorlar ve kamu hizmetinde sorumluluk üstleniyorlar.
İşte bu geniş ve gurur verici tablo içinde, kamu düzeni ve güvenlik gibi son derece hassas bir alanda öne çıkan bir isim var: Hamit Karakuş.
Kırşehir’den Hollanda’ya göç eden ve yıllar içinde polislikten senatörlüğe, belediye başkan yardımcılığından emniyet genel müdürlüğüne kadar birçok önemli göreve gelen Hamit Karakuş, başarı dolu kariyeriyle dikkat çekiyor.
SAHADAN KOPMAYAN BİR EMNİYET MÜDÜRÜ

Amsterdam, Haarlem, Zaandam ve Alkmaar bölgelerini içine alan Kuzey Hollanda’nın Emniyet Müdürü olan Hamit Karakuş, görev yaptığı makamın arkasına sığınan bir yönetici profili çizmiyor. Aksine, sahayla bağını koparmayan, mahalleyi, sokağı ve insanı merkeze alan bir anlayışı savunuyor.
Karakuş’un son dönemde paylaştığı mesajlar, bu yaklaşımın sadece sözde kalmadığını da gösteriyor. Hollanda Polisi Genel Müdürü Janny Knol’un Kuzey Hollanda Birimi’ne yaptığı çalışma ziyareti sırasında, birimin nasıl çalıştığını, büyük çaplı soruşturmalarda belediyeler ve sahadaki ekiplerle nasıl iş birliği kurulduğunu, öğrencilerden yöneticilere kadar geniş bir yelpazede nasıl ortak akıl üretildiğini bizzat anlatıyor.
Bu ziyaret, protokol fotoğraflarından ibaret bir gün değil; karşılıklı öğrenmenin, paylaşmanın ve sahaya kulak vermenin öne çıktığı bir çalışma günü olarak dikkat çekiyor.
MAHALLE POLİSLİĞİNE VERİLEN ÖZEL ÖNEM

Hamit Karakuş’un özellikle altını çizdiği konulardan biri de mahalle polisliği. Ona göre mahalle polisleri sadece suçla mücadele eden görevliler değil; mahallede yaşayan insanların gözü, kulağı ve çoğu zaman ilk muhatabı.
Karakuş, zaman zaman mahalle polisleriyle birlikte sahaya çıktığını, bunun kendisi için bir formalite değil, aksine vazgeçilmez bir öğrenme alanı olduğunu açıkça ifade ediyor. Sokaktaki günlük gerçekliğin, masa başında yazılan hiçbir raporla tam olarak anlaşılamayacağını savunuyor.
Bu yaklaşım, hem teşkilat içinde hem de toplum nezdinde ciddi bir karşılık buluyor.
POLİSLİĞE YÖNELEN TÜRK GENÇLERİ

Hollanda’da polisliği benimseyen Türk gençlerinin arasında pek çok kadınımız da var. Fotoğrafta, meslektaşım Ebubekir Turgut’un mülakat yaptığı iki kadın polisimiz görülüyor.
Ve işin belki de en dikkat çekici noktası burada başlıyor.
Bugün Hollanda’da çok sayıda Türk genci polisliğe heves ediyor. Polis akademilerine başvuranların, üniformayı gururla taşıyanların ve sahada aktif görev yapanların sayısı her geçen yıl artıyor. Artık polislik, Türk aileleri için “uzak durulması gereken” bir meslek değil; aksine saygın, güven veren ve topluma hizmet etmenin en somut yollarından biri olarak görülüyor.
Bu tablo tesadüf değil. Hamit Karakuş gibi isimlerin sergilediği duruş, sahayla kurduğu bağ ve insan merkezli yönetim anlayışı, gençler için güçlü bir rol model oluşturuyor.
Bugün gelinen noktada, Hollanda’daki Türk toplumunun polis teşkilatına bakışı da köklü biçimde değişmiş durumda. Bir zamanlar mesafeyle yaklaşılan bu meslek, artık birçok Türk ailesi için gurur duyulan bir tercih haline geldi. Polis akademilerine başvuran Türk gençlerinin sayısı artıyor, sahada aktif görev yapan Türk kökenli polislerin varlığı her geçen gün daha görünür hale geliyor.
Üstelik bu ilgi sadece sayısal bir artıştan ibaret değil. Toplumla diyalog kurabilen, çok kültürlü yapıyı bilen, sokağın dilini anlayan Türk polisler, bulundukları mahallelerde güven duygusunu pekiştiriyor. Bu tablo, hem polis teşkilatına hem de Hollanda toplumuna açık bir kazanım sunuyor.
Kısacası, Hollanda Türkleri sadece siyasette, akademide ya da iş dünyasında değil; kamu düzenini sağlayan en kritik kurumlardan biri olan polis teşkilatında da artık güçlü, görünür ve saygın bir şekilde yer alıyor.
Ve Hamit Karakuş, bu başarının en somut ve en takdir edilen örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
DAHA ÖNCE SENATÖR VE BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI OLMUŞTU
Kırşehir’de doğup, Rotterdam kentinin Steenwijk semtinde yaşamını sürdüren, 1988’de Gelderland Polis Okulu’ndan mezun ilk Türk olan Karakuş, 10 yıl polislik yaptıktan sonra atıldığı siyasette debir ilki başardı. İşçi Partisi’nden (PvdA) siyasete giren Karakuş’un yeteneğini fark eden parti yöneticileri, O’nu Rotterdam İl Başkan Yardımcısı yaptılar. Karakuş daha sonra Rotterdam Belediye Meclis üyesi, ardından da Belediye Başkan Yardımcısı oldu.

Karakuş, 2006-2014 yıllarında tam sekiz yıl Konut Yapı Geliştirme ve Ekonomi’den sorumlu Belediye Başkan Yardımcılığı yaptı. Kendi gözetiminde yapılan ‘Pazar Yeri’,
‘de Rotterdam’, ‘Crooswijk’, ‘Timmerhuis’ gibi projelerden başka, Katendrecht bölgesinin modernleştirilmesi ile göze giren Karakuş, ‘Lokoburgemeester’ sıfatı ile, Belediye Başkanı’nın olmadığı zamanlarda Başkanlık koltuğuna oturuyordu.

Yapılan seçimlerde senatoya giremeyen Karakuş yedek üyelikte beklerken, kendi partisinden Jopie Nooren önceki gün görevi bırakınca asil üyeliğe geçti. Karakuş, daha önce aynı ünvanı kazanmış olan Düzgün Yıldırım’dan sonra, ‘Türk asıllı ikinci Senatör’ olmayı başarmış oldu.
… VE EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ:
Karakuş, Eylül 2023’te Kuzey Hollanda Emniyet Genel Müdürü olarak atandığı görevine başladığı zaman bir ilke daha imza atmış oldu. Karakuş, “Heyecanlı ve mutluyum. Artık yeni görevime başladım. Toplumun huzuru ve güvenliği için ne gerekiyorsa onu yapacağımdan emin olabilirsiniz” demişti.

Amsterdam, Haarlem, Zaandam, Alkmaar ve Schiphol Havalimanı olmak üzere, Kuzey Hollanda bölgesinin Emniyet Genel Müdürü olan Karakuş, Türk medya mensupları ile bir toplantı yapmanın çok yararlı olacağı düşüncesiyle,Türk gazeteciler için bir basın toplantısı gerçekleştirmişti.
4 bin polise liderlik yapmakta olan Karakuş, her zaman olduğu gibi, yine mütevazılığını sürdürüyor.

Hamit Karakuşu’un, “Genel Müdür” ünvanına veya makamına rağmen, sürekli olarak polis kıyafetini giymesi ve düşük rütbeli çalışanlarla senli benli konuşması, kendini onlardan ayrı görmemesi, sahada bulunmayı ve doğrudan çalışanlarıyla iletişim kurmayı tercih etmesi, hiyerarşiyi katı kurallar bütünü olarak görmeyip, daha esnek bir yönetim tarzı benimsemiş olması, çalışanların motivasyonunu artırıyor ve onların kendilerini daha değerli hissetmelerini sağlıyor.

Haarlem’deki basın toplantısına, Genel Müdür Hamit Karakuş’un yanında, yine bir Türk kökenli olan, Proje Lideri Ümit Aygün, Ice Alım ve Seçim Müdürü Jurgen Haringa, Medya ve Tanıtım Koordinatörü Roderick de Veen, İletişim Danışmanı Saskia Hinssen, Sosyal Medya Rejisörü Danielle Stecher eşlik ettiler.
Karakuş, yaptığı konuşmada, bölgedeki güvenlik, medya ile ilişkiler ve halkın polisle olan bağını güçlendirme üzerine yoğunlaştı.
Karakuş, bu çerçevede aşağıdaki konulara değindi:
*Halkın polise olan güvenini artırmaya yönelik projeler
*Azınlık gruplar ve göçmen topluluklarla ilişkilerin iyileştirilmesi
*Polis teşkilatının daha şeffaf ve erişilebilir hale getirilmesi
*Organize suç örgütlerine yönelik çalışmalar
*Uyuşturucu ve çete suçlarıyla mücadele
*Suç oranlarını düşürmek için yeni güvenlik stratejileri
*Basın ile daha şeffaf ve etkili bir iş birliği kurma
*Medyada polis çalışmalarının doğru yansıtılması
*Kamuoyunu bilinçlendirme kampanyaları
*Polis teşkilatında yapay zeka ve büyük veri kullanımı
*Dijital suçlarla mücadele (siber güvenlik, internet üzerinden işlenen suçlar)
*Güvenlik kameraları ve akıllı şehir uygulamaları
*Gençlerin suça itilmesini önlemek için sosyal projeler
*Eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği
*Gençler için rehabilitasyon ve yönlendirme programları
*Aile içi şiddetle mücadele politikaları
*Kadın ve çocukları korumaya yönelik özel birimler
*Toplumsal farkındalığı artıracak projeler
*Diğer Avrupa ülkeleriyle güvenlik iş birlikleri
*Hollanda’daki yabancı topluluklarla daha iyi entegrasyon çalışmaları
*Sınır ötesi suçlarla mücadelede ortak operasyonlar