eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Mehmet Ali Esmer

Mehmet Ali Esmer

28 Ağustos 2025 Perşembe

EDİRNE BALON HANGARININ YANSIMALARI-3

EDİRNE BALON HANGARININ YANSIMALARI-3
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YIL, 1913; İSTANBUL-EDİRNE-NEVŞEHİR ARASI “UÇAK-BALON-ZEPLİN” HATTI  –  1.Bölüm

Yeni kurulan hükümetin Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın aksi tutumları yüzünden Edirne’de konuşlandırılan sabit balonun Hidrojen gazı üretilemeyince Keşif görevini yapmak üzere 2 uçaklık bir Müfreze Garp Ordusu emrine verilmiştir. Böylece Edirne’de “Balon” macerası nihayetlenmiş oldu ve yapılan sundurma (Hangar) önce işlevsiz kaldı, sonra da atıl bir vaziyette Betonarme karkas yapısı ile günümüze kadar ulaştı.(Resim.21).

Resim. 21  Edirne Balon Binasının, Edirne Merkez, Avarız Köyü mevkii, Avrupa Otoyolunda Yunanistan İstikameti Tarafına Giderken  Sarayakpınar Yolunun Kesiştiği Yerden 400 m ilerde sağda, otoyola bitişik bir durumdaki şimdiki metruk hali.

2017 yılında Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Bünyesinde Yrd. Doç. Dr. Tülay Canıtez Hocamızın başkanlığında yürüttüğümüz Uygulamalı “Restorasyon Dersi”ndeki öğrencilerim Ömer Faruk Pehlivan, Barış Bulut, Oğuzhan Köse, Seyit Kıvrak tarafından, bu metruk bina ders konusu yapıldı ve yapının mevcut halinin ayrıntılı rölövesi çıkartıldı. Yine aynı ekip, Edirne şehrine katkısı olmak üzere, aynı bina için “Maket Uçak Okulu, Edirne Havacılık Müzesi ve Maket Uçak Pisti” konulu Restorasyon Öneri Projesi hazırladı. (Resim.22-28). Bizler ders olarak bu çalışmayı yaparken, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma (E.K.V.K.) Bölge Kurulu Müdürlüğü binayı 08.05.2017 tarih ve 4027 sayılı kararla “Tescil Kararı” aldı.

[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.49 ve KURTER, Ajun, Türk Hava Kuvvetleri Tarihi Cilt-1 (1910-1914) Hv. Bsm ve Neş. Md.lüğü Ankara,2009, s.83

Resim. 26  Restorasyon Önerisi; Güney-Batı (Ön) Cephe Çizimi,

Aynı yıl öğrencilerim çalışmalarını, E.K.V.K Bölge Kurulu Üyesi olan T.Ü. Mimarlık Fak. Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. İsmet Osmanoğlu hocamıza aktarmak suretiyle de elde edilen dokümanterlerin E.K.V.K. Kurulu Müdüriyetince resmi kayıt altına alınmasına katkıda bulunmuşlardır.

9 Kasım 1912 tarihinde Hasan Tahsin Paşa komutasında 40.000 kişilik Osmanlı Ordusuna rağmen, tek bir mermi atmadan Selanik şehri Yunan işgaline terkedilir. Burada konuşlandırılan 4 Türk uçağı da savaşa herhangi bir katkı sağlamadan kaybedilir. Başta Yzb. Fesa Bey olmak üzere, uçuş takımında görev yapan personel kaçak yollarla güç bela İstanbul’a döner. Ahmet Çelik söz konusu tez çalışmasında yaptığı değerlendirmede haklı olarak suçun “Osmanlı Ordusu üst kademe sevk ve idaresinde” olduğunu ifade etmektedir. Bütün bu kötü gidişatın sonucu 23 Ocak 1913’te meşhur Babıali Baskını olur, hükümet devrilir. Mahmut Şevket Paşa hem Sadrazamlığa (Başbakanlığa), hem de Harbiye Nazırlığına gelir. 3 Şubat’ta Bulgarların yeniden savaş ilan etmesi üzerine[1], yeniden Havacılık faaliyetlerine hız verilir. Almanya’dan “Mars Pfeil” (Resim.29) tipi 2 kişilik 2 adet uçak getirtilir. Bir taraftan Yunanlıların aldıkları Deniz uçaklarını devreye sokması, diğer taraftan Bulgarların


[1] Resimli – Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi, s.3500 – 3515

Resim. 32  Türk topraklarında ilk defa Rumi; 23 Temmuz 1329 (Miladi; 5 Ağustos 1913) tarihinde, İstanbul Yeşilköy (Ayastefanos) Uçuş Okulu Hava Meydanından Alman baloncu Hackstetter tarafından uçurulan Ay-Yıldızlı “Kabili sevk” denilen Güdümlü Balonumuz (Nam-ı diğer; Zeplin).

Sabit balonlarla Edirne üzerinde keşif yapmalarının yanında, her ikisinin de hava araçlarını bomba atmak için kullanmaları, savaşta hava hâkimiyeti üstünlüğünün ne kadar önemli olduğunu gösterdi.  31 Mart’ta Bulgarlarla yapılan ateşkesin hemen akabinde Almanya’nın Parseval Fabrikasından satın alınan Güdümlü Balonun (Zeplin) başarılı denemelerinden sonra hemen İstanbul Yeşilköy (Ayastefanos) Uçuş Okulu Hava Meydanına getirtilme çalışmaları başlatılır[1]. 11 Haziran 1913 tarihinde Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tertiplenen elim bir suikast sonucu şehit edilir. Bu hazin olaydan sonra sadrazamlığa Mehmet Sait Paşa, Harbiye Nezaretine de Ahmet İzzet paşa getirilir[2]. Bütün bu aksi gidişlere rağmen Almanya’dan getirtilen Ay-Yıldızlı “Kabili sevk” denilen Parseval Güdümlü Balonumuz (Nam-ı diğer; Zeplin),Türk topraklarında ilk defaRumi; 23 Temmuz 1329 (Miladi; 5 Ağustos 1913) tarihinde, İstanbul Yeşilköy (Ayastefanos) Uçuş Okulu Hava Meydanından Alman baloncu Hackstetter tarafından uçurulur (Resim.30). Balon 48 metre uzunluğunda 2400 mhacminde olup, 1adet 4 silindirli N.A.G. marka 55 beygirlik motora sahipti. Saatte 41 kilometre hız yapan Zeplin, ilk uçuşunda 200 ila 250 metrelik irtifada seyrettiği kaydedilmiştir[3]. 23 eylül 1913 yılında ilgili bakanlık müfettişliğine “Tayyare Mektebi ve Havacılık Teşkilatının Geliştirilmesi” konusunda yeni önerilerin olduğu çok önemli bir rapor verir[4]. 1913’ün 29 Eylül’ünde Bulgarlarla “İstanbul Barış antlaşması” imzalanır. Böylece 1. Cihan Harbi öncesi savaşlara ara verilir. Bütün bu dönem boyunca Türk Askeri Hava Teşkilatı Toplamda 9 Uçak kaybetmiş, 1 sabit balon atıl duruma çıkmıştır. Bir pilot esir edilmiş olmakla beraber hiçbir havacı personel kaybımız olmamıştır[5].


[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.54-64

[2] Resimli – Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi, s.3500 – 3515

[3] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.62,63  ve İLMEN, Süreyya, Türkiye’de Tayyarecilik ve Balonculuk Tarihi, Hilmi Kitabevi , İstanbul, 1947, s.116,

[4] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.63 ve İLMEN, Süreyya, Türkiye’de Tayyarecilik ve Balonculuk Tarihi, Hilmi Kitabevi , İstanbul, 1947, s.117,

[5] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.64 ve KEYÜSK, Mazlum, Türk Havacılık Tarihi, Cilt.I (1912-1914), Uçuş Okulları Basımevi, Eskişehir, 1951, s.123

46 GÖKÇEN; Sabiha, Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Türk Hava Kurumu Yayınları-2, İstanbul 1982, s. 69.

Devamını Oku

EDİRNE BALON HANGARININ YANSIMALARI-2

EDİRNE BALON HANGARININ YANSIMALARI-2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YIL, 1913; İSTANBUL-EDİRNE-NEVŞEHİR ARASI “UÇAK-BALON-ZEPLİN” HATTI  –  1.Bölüm

*Yıl 1912; Balkan devletleri Osmanlı- İtalya savaşından fayda umarak Balkan savaşını başlattı. 18 Ocak’ta Meclis-i Mebussan feshedilir. 18 Nisan’da 2. Dönem Meclis-i Mebussan toplanır ve aynı gün İtalyanlar Rodos, Oniki Ada ile Çanakkale Boğazına saldırırlar. 22 Temmuz’da Gazi Muhtar Paşa hükümeti kurulur. 5 ağustosta 2. Meclis-i Mebussan feshedilir. 15 Ekim’de Trablus ve Bingazi İtalyanlara terkedilir ve yapılan Uşi anlaşması ile Rodos ve Oniki Ada İtalya’nın eline bırakılır. 29 Ekim’de Kıbrıslı Kamil Paşa sadarete (Başbakanlığa) getirilir. 29 Kasım’da Arnavutluk bağımsızlığını ilan eder. [1] * Yıl 1913; 23 Ocak’ta Bâb-ı Âli Baskını gerçekleşir ve Mahmud Şevket Paşa sadarete getirilir. 30 Mayıs’ta 1. Balkan Savaşı’nın son bulur. 11 Haziran Çarşamba günü , saat 11.oo suları tertiplenen bir suikastle  Sadrazam Mahmud Şevket Paşa şehit edilir, Said Halim Paşa sadarete getirilir. 29 Haziran’da 2. Balkan Savaşı başlar. 21


[1] Resimli – Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi, s.3485 – 3499

Temmuz’da Edirne kurtarılır. 29 Eylül İstanbul anlaşması ile Osmanlı –Bulgar barışı sağlanır. 14 Kasım ise Atina anlaşması ile Osmanlı-Yunan barışı yapılır. [1]


[1] Resimli – Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi, s.3500 – 3515

  1. İSTANBUL’DA İLK HAVACILIK ÇALIŞMALARI, YEŞİLKÖY HAVACILIK OKULU’NUN KURULUŞU

Dünyada 19. yüzyılın sonları ve 20. Yüzyılın başlarında havacılık üzerine çalışmalar hızlanır. Havacılık Sanayi, devletlerarasında şiddetli bir rekabet konusu olur. Hele ki havacılığın savaşlardaki hava hâkimiyetindeki önemi anlaşılınca,  bu durum zaten devamlı harp tehdidinde olan Osmanlı Devletinin vatansever subaylarını hemen harekete geçirir.

12 ocak 1910 tarihinde yeni kurulan İbrahim Hakkı Paşa hükümetinde Mahmut Şevket Paşa’ya (Resim.10) Osmanlı Devleti Harbiye Nazırlığı görevi verilir[1].  14-18 Eylül 1910 tarihleri arasında  Fransız ordusunun Picardie bölgesinde yaptığı askeri manevralara Türk gözlemci olarak Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa Kemal ve Paris Askeri Ateşesi Ali Fethi (Okyar) bey gönderilir (Resim.11) [2]. 14 uçak ve 4 güdümlü balonun (Zeplin) katıldığı tatbikatta, özellikle uçakların manevra kabiliyetinden dolayı keşif ve gözetleme için ne kadar önemli olduğu gözler önüne serilir. Osmanlı Erkân-ı Harbî’si, gözlemcilerin hazırladığı rapor sonrası çıkartılan ders neticesi ile diğer katılımcı ülkeler gibi hızla askeri tayyareciliğe ve pilot yetiştirmeye yönlendi. Mahmut Şevket Paşa Havacılık Teşkilatı’nı kurmak üzere, Kurmay Subay Kaymakam (Yarbay) Süreyya (İlmen) [3] Bey’i (Resim.12) görevlendirir. Bunun üzerine Türk Hava kuvvetlerinin kuruluş günü olarak  kutlanan 1 Haziran 1911 günü “Kıtaat-ı Fenniye Mevaki-i Müstahkeme” [4] Genel Müfettişliğinin 2. Şubesine bağlı  “Havacılık Komisyonu” [5] kurulur ve çalışmalarına başlar.  


[1] Kuruluş Dönemi, Havacılık Dünyası, http://www.havacilikdunyasi.net/Makaleler/havacilik-tarihi-osmanli-havacilik-kurulus-donemi/

[2] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.22

[3] https://turkcetarih.com/istanbulda-iz-birakan-pasa-sureyya-pasa-ilmen/

[4] Harbiye bakanlığına bağlı “Fen Kıtaları Müstahkem Mevkiler” Genel Müfettişlik birimi.

[5] Komisyon üyeleri; Başkan; Kur. Yb. Süreyya Bey, Üyeler; Yb. Refik Bey, Bnb. Mehmet Ali Bey, Bnb. Sıtkı (Tanman) Bey ve Bnb. Ahmet Zeki (Baner) Bey.

Yb. Süreyya Bey ısrarı neticesi,  5 Mart 2012 tarihli muhtıraya istinaden hemen tayyare mektebinin yapım işine girişilir. Yurt dışına gönderilen pilot eğitim masraflarından daha ekonomik olduğu hesaplanan okulun yeri için, düz bir arazi olan Yeşilköy seçilmişti. Ve derhal  Havacılık Eğitimi için gerekli örgütlenme şeması yapılır ve sipariş edilecek iki uçakla beraber maliyet çıkarılır. O dönem Osmanlı Devleti çok büyük mali sıkıntı içinde olup, gerekli paranın bağış yolu ile toplanması kararı alındı. Bunedenle başta Sultan Reşad 1000 altın ve Mahmut şevket Paşa 30 altın ile Genelkurmay mensupları altı aylık   maaşlarının ¼’i ile bağış kampanyasına katılımları ile Nisan 2012 günü okulun yapımına başlanmıştır (Resim.13)[1].          

  


[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.m., s.32

Hangarların İnşasının tamamlanmasından sonra, daha önce Fransa’dan alınıp, Hasköy Piri Paşa Ambarında  muhafaza edilen tek kişilik “Osmanlı” adı verilen “Deperdussin- T” (Resim.14) uçağı ve çift kişilik “Ordu” adı verilen “R.E.P.” (Resim.15) uçakları Uçuş Okuluna getirtilir. 26 Nisan 1912 tarihinde Fransız makinist Gordon Bell ve Tğm. Yusuf Kenan Bey çift kişilik “R.E.P.” uçağını, Yzb. Fesa (Evrensev) (Resim.16[1]) tek kişilik “Deperdussin-T” uçağını havalandırırlar.  Bu olay bir”Türk uçak ve pilotlarının Türk gökleri ile ilk tanıştığı bir gün” [2] olarak tarihe geçmiştir (Resim.17).


[1] Fesa Evrensev Kimdir; 1878’de İstanbul’da Gedikpaşa’da doğan Fesa Evrensev, Galatasaray Lisesi’nde okudu. Daha sonra Harp Okulu’na girdi. 1899 yılında Süvari Teğmeni olarak mezun oldu. Süvari Dairesinde hizmette bulunduğu sırada zamanın meşhur Bekirağa Bölüğünde 97 gün hapis yattı ve Erzincan’a sürgüne gönderildi. 1908 Meşrutiyetinin ilanından sonra tekrar İstanbul’a alındı ve Süvari Bölük Komutanlığı görevine getirildi.1911 yılında orduda pilot olmak için eleman arandığı sırada Yüzbaşı olan Fesa Bey, adayların başında yer aldı. Yapılan sınavı birincilikle kazanarak Fransa’ya uçuş eğitimine gönderildi. 1912 yılında yurda döndüğünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1 no’lu uçuş brövesi kendisine verildi. Balkan Savaşı’nda çeşitli uçuş görevleri ve bu arada filo komutanlığı da yaptı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca, Kafkas Cephesine atandı. Fakat Kafkasya’ya giderken Karadeniz’de, Amasra açıklarında Ruslar bulunduğu gemiyi batırdılar. Ve gemide bulunanların tamamını esir aldılar. Beş yıl, Sekiz ay Sibirya’daki esaret hayatından sonra kaçarak, Haziran 1920’de yurda döndü.

Doğu Cephesinde, Büyük Taarruzdan önce de Batı Cephesinde hizmetler gördü. Savaştan sonra İzmir’deki Hava Okulu’na öğretmen olarak atandı. Kasım 1925’te 47 yaşında ve binbaşı rütbesinde iken kendi arzusu ile emekli oldu.1933 yılında Türkiye’nin ilk hava taşımacılığı teşkilatı olan Hava Yolları Devlet İşletme İdaresi’nin başına müdür olarak getirildi. Bu hizmette bir yıla yakın bir zaman kaldıktan sonra ömrünün kalan yıllarını Türk Hava Kurumu’na verdiği hizmetler ile geçirdi.9 Nisan 1951’de İstanbul’da vefat etti. Kaynak: teyyareci.com

[2] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.32

Ağustos 1912’de inşaatı bitirilmiş hava meydanında 2 Uçak Sundurması (hangarı) ile “birkaç çadırdan ibaret idari ve onarım” kısımları bulunmaktaydı. Bu yıl içinde Türk Ordusunun

  1. EDİRNE’DE HAVACILIK FAALİYETLERİNİN SEYRİ ve ASKERİ AMAÇLI KURULMUŞ OLAN ZEPLİN HANGARI

İstanbul’da bu faaliyetler devam ederken, diğer taraftan Edirne’de ilk defa ocak 1910’da olası düşman orduları hareketlerini havadan gözleme için II. Ordu Komutanlığının talebi üzerine , “Edirne Kalesi Sabit Balon” tedarik çalışmaları sonucu Almanya’dan “Drachen” tipi imal ettirilip, üç ay içerisinde Edirne’ye teslim edilmek kaydıyla teklif alınmıştı. Ancak Harbiye Nezaretinin (Bakanlığının) olumlu bulmasına rağmen,  Fen Kıtaları[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.m., s.32

[1] Fesa Evrensev Kimdir; 1878’de İstanbul’da Gedikpaşa’da doğan Fesa Evrensev, Galatasaray Lisesi’nde okudu. Daha sonra Harp Okulu’na girdi. 1899 yılında Süvari Teğmeni olarak mezun oldu. Süvari Dairesinde hizmette bulunduğu sırada zamanın meşhur Bekirağa Bölüğünde 97 gün hapis yattı ve Erzincan’a sürgüne gönderildi. 1908 Meşrutiyetinin ilanından sonra tekrar İstanbul’a alındı ve Süvari Bölük Komutanlığı görevine getirildi.1911 yılında orduda pilot olmak için eleman arandığı sırada Yüzbaşı olan Fesa Bey, adayların başında yer aldı. Yapılan sınavı birincilikle kazanarak Fransa’ya uçuş eğitimine gönderildi. 1912 yılında yurda döndüğünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1 no’lu uçuş brövesi kendisine verildi. Balkan Savaşı’nda çeşitli uçuş görevleri ve bu arada filo komutanlığı da yaptı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca, Kafkas Cephesine atandı. Fakat Kafkasya’ya giderken Karadeniz’de, Amasra açıklarında Ruslar bulunduğu gemiyi batırdılar. Ve gemide bulunanların tamamını esir aldılar. Beş yıl, Sekiz ay Sibirya’daki esaret hayatından sonra kaçarak, Haziran 1920’de yurda döndü. Doğu Cephesinde, Büyük Taarruzdan önce de Batı Cephesinde hizmetler gördü. Savaştan sonra İzmir’deki Hava Okulu’na öğretmen olarak atandı. Kasım 1925’te 47 yaşında ve binbaşı rütbesinde iken kendi arzusu ile emekli oldu.1933 yılında Türkiye’nin ilk hava taşımacılığı teşkilatı olan Hava Yolları Devlet İşletme İdaresi’nin başına müdür olarak getirildi. Bu hizmette bir yıla yakın bir zaman kaldıktan sonra ömrünün kalan yıllarını Türk Hava Kurumu’na verdiği hizmetler ile geçirdi.9 Nisan 1951’de İstanbul’da vefat etti. Kaynak: teyyareci.com

[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.32

[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.48,49 ve KEYÜSK, Mazlum, Türk Havacılık Tarihi, Cilt.I (1912-1914), Uçuş Okulları Basımevi, Eskişehir, 1951, s.101Müstahkem Mevkiler Umum Müfettişliği “ Balon’un Edirne için gerekli olduğunu ama tahsisatın olmadığı için alınmasının ertelenmesi…“ kararını verdi[1].


[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.33

13 Mayıs 2012 tarihinde iki senedir alımı beklenen Alman yapımı “Drachen” tipi (Küre biçimli balon yerine torpido mermisi biçimli sabit balon) (Resim.18) balon, yedek balon ve aksesuarı, yüklenen üç vagon aracılığı ile Edirne’ye getirildi. Bu arada Harbiye Bakanlığına 1030 Liraya mal olan balonu kullanabilmek için, önceden 19 Şubat’ta, İstihkâm teğmenleri Hüseyin Hüsnü bey ve Emin Fuat Bey Berlin’e eğitim için gönderilmişlerdi[1].  Ayrıca İstanbul’da bir taraftan Güdümlü Balon (Zeplin) alımı için teşebbüse geçilirken, diğer taraftan Süreyya (İlmen) Bey’in Komisyon başkanlığında Edirne haricinde ülke çapında 10 adet daha Balon hangarı yapılması planlanmıştı. İleride balonları uzun yıllar sorunsuz bir şekilde kullanmak üzere, eldeki tüm balonların ihtiyacı olan gazı üretmek için de Selanik, İstanbul ve Erzurum’da üç adet fabrika kurulması da bu planlamanın içindeydi[2].  


[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.33 ve İLMEN, Süreyya, Türkiye’de Tayyarecilik ve Balonculuk Tarihi, Hilmi Kitabevi , İstanbul, 1947, s.38,

[2] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.45 ve İLMEN, Süreyya, Türkiye’de Tayyarecilik ve Balonculuk Tarihi, Hilmi Kitabevi , İstanbul, 1947, s.48,

Resim. 18  İngilizler’in  1915 yılında Almanlardan kopya ederek ürettikleri Drachen tipi (Küre biçimli balon yerine torpido mermisi biçimli sabit)  balon.
Resim. 18  İngilizler’in  1915 yılında Almanlardan kopya ederek ürettikleri Drachen tipi (Küre biçimli balon yerine torpido mermisi biçimli sabit)  balon.

Edirne’de düşman mevkilerini gözlemlemek amacı ile alınan ve statik bir platform oluşturan “Drachen” [1] tipi balonun aksesuar ve parçalarının montajı bittikten sonra 20 Haziran 1912’de  ilk defa uçurularak denenmesi tamamlandı(Resim.19 ve 20). Ancak


[1] Drachen: Alm. (Okunuşu; Trahın), Ejderha.

Almanya’ya gönderilen iki baloncu İstihkâm subayımız, Alman İmparatorunun onay vermemesi ve boş yere bekletilmeleri üzerine, kendilerine derhal ülkeye dönerek Edirne Balon Birliği’ne katılmaları talimatı verildi[1]. Alman Devletinin daha sonraları da yaptığı gibi[2], düşük kaliteli deneme imalatlarını vermiş olmaları nedeniyle balonlarda bazı aksaklıklar görülmeye başlandı. Kompresörü taşıyan arabadaki metal desteklerden biri kırılır, diğeri eğrilir.


[1] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.48 ve İLMEN, Süreyya, Türkiye’de Tayyarecilik ve Balonculuk Tarihi, Hilmi Kitabevi , İstanbul, 1947, s.38,

[2] Almanlar  1. Cihan Harbinde Osmanlı Devletine  verdikleri mali kredi karşılığında bize iki misli bedelle sattıkları topların daha ilk top atışlarında ağızlarının parçalanarak, bir çok askerimizin de şehit olmasına sebep oldukları ham madde kalitesi düşük toplarda olduğu gibi. ( Kaynak: Em. Amiral Cem Gürdeniz, 17 Mart 2018 Ayvacık/Küçükkuyu, Gültur Otel’de verdiği “Çanakkale Zaferi” isimli Konferansı.)

Kompresörün parçaları da arızalı çıkınca balonu yapan firmadan zararın karşılanması istendi[1].

Ordudaki bazı subayların politikaya karışarak Arnavutluk ve diğer azınlık İsyanlarına destek vererek katılması 1912 yılının Temmuz ayında bir hükümet buhranına neden oldu. ( Ayrıntı için Bkz. Mufassal Osmanlı Tarihi, Cilt.6, S.3482-3485). Yeni kurulan Gazi Ahmet Paşa hükümetinde Nazım Paşa Harbiye Nazırlığına (Bakanlığına) getirildi. Yeni Nazır, Mahmut Şevket Paşa kadar “ ..ileri fikirli ve girişimci olmayıp, dar kafalı ve tutucu bir kişiliğe..” [2] sahip olduğu ifade edilmektedir. Elbette havacılık Komisyonu Başkanı Alb. Süreyya Bey ile fikirleri uyuşmayacaktı. Türk havacılık faaliyetlerinin duraksamaya girdiği o bunalımlı dönem, muhtemelen bu işe gönlünü ve hayatını vermiş bir takım personelin de küslükleri yaşadığı bir zaman dilimi olmuştur.


Devamını Oku

EDİRNE BALON HANGARININ YANSIMALARI

EDİRNE BALON HANGARININ YANSIMALARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YIL, 1913; İSTANBUL-EDİRNE-NEVŞEHİR ARASI “UÇAK-BALON-ZEPLİN” HATTI  –  1.Bölüm

Şimdiki yazımızda, Türk Hava Kuvvetlerinin kuruluşunun 107. yılını[1] (Resim.5) kutladığımız şu günlerden, ilk havacılık faaliyetlerimizin başladığı geçmiş yıllara döneceğiz. O dönem Osmanlı Devleti emperyalist devletlerce tamamen kuşatılmış ve yer yer işgaller devam etmektedir. Devlet hazinesi ve ona bağlı ekonomi, dış güçler tarafından maddi çıkmazlar kıskacına düşürülmüş, siyasi kargaşa ve suikastlar sonucu halk manen çökmüş, yorgun ve bezgin bir haldedir. Bu arada gelişen tüm olumsuzluklara rağmen inancını kaybetmeyerek her türlü sıkıntılar içinde olmalarına rağmen, bunlara aldırmadan, herhangi bir karşılık da beklemeden “Vatan” mücadelesi veren bir avuç insanın gayretleri sonucu oluşmuş, 1910-1913 yılları ürünü olan  eserleri göreceğiz. O dönem en önemli olgusu da, halkın müthiş bir yorgunluk ve yılgınlık içinde olmasına karşılık umutlarını yitirmemiş olmalarıydı. Halk, Devlet-i Âli Osman’ın merkezi olan İstanbul’dan gelecek haberleri can kulağı ile dinliyor, en küçük bir “Yenilik” faaliyetini dahi “Kurtuluş” için bir işaret kabul edip ümitlerini tazeliyorlardı.

Resim.  5 TSK’nın 2018 yılında hazırlamış olduğu “Türk Hava kuvvetlerinin 107. Kuruluş” yıldönümü afişi.

İşte bu yazımızda, çeşitli vesilelerle meslek icabı bulunduğum ortamlardaki bilgi, belge ve bulgularla oluşturduğum arşiv içinde, böylesine kasvet ve sis perdesiyle örtülmüş bir havada tesadüfen seçebildiğim “Edirne-İstanbul-Nevşehir Zeplin Hattı” izlerinin hikâyesini anlatmaya çalışacağım. Bu hikâyede, İstanbul’da başlayarak, Edirne ve İstanbul’da gerçekleştirilen Zeplin (Kabil-i Sevk Balonu)’in uçuruluşunu ve bu vakıanın aynı yıl içinde, Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde bulunan bir konaktaki yansımasını irdeleyeceğiz.


[1] Havacılık Dünyası.net, Kuruluş Dönemi, S.1    hhtp//www.havaciliktarihi-osmanli-havacilik-kurulus-donemi/

Her zaman olduğu gibi bu makalemi hazırlarken, bana bu imkânları sağlayan GTİ[1] ve NTSO[2] Başkanı, Vakfımızın[3] Kurucu ve Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Sn. Arif PARMAKSIZ Başkanımıza, NTSO bünyesinde yayınlaması için de tüm gayretlerini esirgemeyen NTSO Başkan Yardımcısı Sn. Cengiz YILDIZ ile NTSO Genel Sekreteri Sn. İ. HAKKI AYDOĞAN’A, NTSO Ticaret Sicil Müdürü Veysel DONMAZ’a, onca yoğunluğuna rağmen bu makaleye katkıda bulunmak için Sucuoğlu Konağının günümüz bilgi ve fotoğraflarını tarafıma ileten Nevşehir Müze Müdürü, kıymetli arkadaşım Sn. Murat GÜLYAZ’a, makalemizin Edirne bölümü için vermiş olduğu bilgi ve belgelerle sağlamış olduğu çok değerli katkılarından ötürü Edirne Yerel Tarihçi- Araştırmacı- Yazarı ve SİSEV danışmanı Sn. Cengiz BULUT’a, bu çalışmalarımızdaOsmanlıca ve Arapça kaynakların metinlerini günümüz diline çeviren Selimiye El Yazmaları Kütüphanesi Müdürü Sn. Musa ÖNCEL’e teşekkürlerimi sunarım.


[1] Gümrük ve Turizm İşletmeleri (GTİ)

[2] Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası (NTSO)

[3] Sinan ve Selimiye Cami Vakfı (SİSEV)

  1. BALON VE ZEPLİN’İN 1913 KISA BİR TARİHÇESİ
Resim.  6  “Mongolfier biraderlerin ilk tecrübelerini yaparken (4 Haziran 1873)”

1783 yılına Josepf ve Etienne Montgolfier kardeşler, tarihte ilk olarak bildiğimiz balonu yün ve saman yakarak, ısınan hava ile şişirip uçurmayı başarmışlardı (Resim.6).

Resim.  6  “Mongolfier biraderlerin ilk tecrübelerini yaparken (4 Haziran 1873)”

1500 metre yüksekliğe kadar çıkan bu balonun dışı kağıt kaplı 800 m3 lük bir hacme sahip olduğu kayıtlara geçirilmiştir[1].  Aynı dönemde Fizik Profösörü Jacques Charles (1746-1823) Paris’te, özgül ağırlığı havadan daha hafif olan Hidrojen gazı balonu uçurmayı başarır[2]. Osman Yalçın söz konusu makalesinde, havacılıktaki gelişmelerin yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar Fransızların hâkim olduğunu ve balonun 1794 yılında (Napolyon dönemi) ilk defa askeri bir amaçla kullanıldığını belirtmektedir[3].  Rüzgâra bağımlı olan serbest balonlar,  daha çok askeri amaçla kullanılmaya başladığı an,  savaş meydanındaki manevra kabiliyetinin yetersiz olduğu ve düşmana sabit bir hedef oluşturduğu için 20. Yüzyılın başlarında, Fransa ve Almanya güdümlü (motor ve pervaneli) balonlar üzerindeki çalışmalarını yoğunlaştırdılar[4]. İlk güdümlü balon 1906 yılında Fransız ordusunda kullanılmış, ancak kazaya uğramıştır. Teknik olarak daha ileri düzeyde olan Almanya’da, o ana kadar yumuşak gövdeli balonlar yerine, “Ferdinand Kont Zeppelin’in[5]  (Resim.7)

Resim.  7  Zeplin’e ismini veren Kont(Graf) Ferdind Zeppelin (Resim Türk Aerofilatesi’nden alıntıdır)

geliştirdiği sert gövdeli güdümlü balon(Resim.8)  

Resim.  8 Güdümlü Balon (Zeplin), (çizim, TUĞLACI, Pars, Okyanus Ansiklopedik Sözlük, Cild.9, Cem Yayınevi, s.3088’den alıntıdır)

ile tüm dikkatleri üzerine çek..” miştir. Ve Almanya ilk üç adet güdümlü balonu 30 Ekim 1909 yılında askeri amaçla kullanmıştır[6].


[1] Bkz. Büyük Larausse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, (özgün metin.1986), cild 16, s.8290

[2] YALÇIN, Osman, Havacılık, Hava Gücünün Doğuşu ve Birinci Dünya Savaşına Etkisi, Ankara Üniversitesi, Türk İnkilâp Tarihi Enstitüsü , Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 59, Güz 2016, s.186.

[3] YALÇIN, Osman, A.g.e.,  s.187-188.

[4] ÇELİK, Ahmet, II. Meşrutiyet Döneminde Türk Hava Kuvvetleri,  T.C. Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yakınçağ Tarih Bilim dalı, Yüksek Lisans Tezi, Konya, 2004, s.11

[5] “(Ferdinand, kont VON)Alman subay, sonra Sanayici (Konstanz 1838 – Berlin 1917) subay olarak Amerikan iç savaşına katıldıktan sonra 1870-712de Fransa’ya karşı savaştı, birçok askeri ve diplomatik görevlerde bulundu. 1890’da emekliye ayrıldı ve kendini Zeplin yapıma verdi. Bunlardan ilkini 1900 yılının sonuna doğru konstanz gölünün üzerinde denedi.”

Bkz. Büyük Larausse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, (özgün metin.1986), cild.24, s.12735.

[6] ÇELİK, Ahmet, A.g.e., s.11-12

  1. OSMANLI’DA BALON’UN SEYRİ

Osmanlı’da bilinen ilk balon uçuşu, Paris’teki ilk uçuştan 2 yıl sonra gerçekleşmiştir[1]. Balon, o dönemlerde yazılı kaynaklarda ve halk dilinde  “..Osmanlı litaratüründe çadır, hayme, kebir (büyük) küre, çadır denginde nesne, Frenklerin tertib-i ecza ile çadır veya âlât-ı tayyaran..”[2]  olarak tanımlanmaktadır.  1875 yılının Mart ayında bir İranlı fizikçi kendine ait olan balona, İstanbul’dan Osmanlı Sultanı I. Abdülhamid’in huzurunda iki Türk yolcuyla birlikte havalanıp Bursa’ya inişi gerçekleştirmiştir[3]. 1789 yılında ilk balonla uçan devlet adamı, Osmanlı’nın Polonya elçisi İbrahim Paşa’dır ve uçuş Varşova’da gerçekleşmiştir. Daha sonra Devlet-i Âli Osmanî’de sırası ile 1798, 1802, 1803, 1825, 1844, 1845, 1871, 1872, 1879 ve 1885 yıllarında çeşitli Balon uçuş gösterileri tertip edilmiş, kimi başarı ile kimi başarısızlıkla sonuçlanmış idi[4]. Yıl 1909’a gelindiğinde 28 Mayıs’ta, 4 ve 6 Haziran’da Fransız baloncu Barbotte tarafından, İstanbul Taksim Meydanı’nda 3 ayrı balon gösterisi düzenledi (Resim.9).

Resim.  9  28 Mayıs 1909 Fransız baloncu Barbotte tarafından, İstanbul Taksim Meydanı’nda yapılan gösteri uçuşu. (Resim Türk Aerofilatelisi’nden alıntıdır).

[1] YALÇIN, Osman, A.g.e.,  s.186 ve 189.

[2] BAYKAL, Osman Gazi, Balonculuk Tarihçemiz, http://www.airkule.com/yazar/BALONCULUK-TARIHCEMIZ/338/ ilk paragraf.

[3] KANSU, Yavuz – ŞENSÖZ, Sermet – Öztuna, Yılmaz, Havacılık Tarihinde Türkler, Cilt.1, Hv. Bsm. ve Neş. Md.lüğü, Ankara 1997,s.61

[4] BAYKAL, Osman Gazi A.g.e.

Osman Gazi Baykal söz konusu kronolojisinde, Osmanlı’da serbest balon gösteri uçuşunun son defa 27 Ocak 1911 tarihinde, Sultan Reşad’ın tahta geçişinin 2. Yılı kutlama şenlikleri için yapıldığını yazar. Bu uçuşun basit bir yırtık yüzünden yarım kalıp, gösteriye para veren seyircilerin nümayişinden bahseder.

*Yıl 1910; Balkanlarda Arnavutlar ayaklanır. Osmanlı devleti sınırları içinde dahili gümrükler tamamen kaldırılır[1]. *Yıl 1911;  5 Ocak’ta Babıali’de büyük bir yangın çıkar, bazı önemli resmi daireler ve “Vaka-ı nüvisler”ce (Osmanlı Resmi Tarihçileri) hazırlanan Osmanlı tarihine ait pek çok evrak içinde bulundukları bina ile yanarak kül olur. Sultan Reşad, isyan eden Arnavutları teskin etmek için Rumeli Seyahati tertipler.  İtalya Osmanlının hâkimiyeti altındaki Trablusgarp ve Bingazi’ye saldırarak işgale başlar. Osmanlı tebaasında bulunan gayri müslimler emperyalist devletler güdümüyle birleşerek okulları hakkında yeni hak ve düzenlemeler talep etmeye


[1] Resimli – Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi, s.3463 – 3466

[1] YALÇIN, Osman, A.g.e.,  s.186 ve 189.

[1] BAYKAL, Osman Gazi, Balonculuk Tarihçemiz, http://www.airkule.com/yazar/BALONCULUK-TARIHCEMIZ/338/ ilk paragraf.

[1] KANSU, Yavuz – ŞENSÖZ, Sermet – Öztuna, Yılmaz, Havacılık Tarihinde Türkler, Cilt.1, Hv. Bsm. ve Neş. Md.lüğü, Ankara 1997,s.61

[1] BAYKAL, Osman Gazi A.g.e.

[1] BAYKAL, Osman Gazi A.g.e.

[1] Resimli – Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi (İstanbul üniversitesi Ed. Fak. Sonçağ tarih Kürsüsü Uzmanı ve Başbakanlık Arşiv Genel Müdürü Midhat SERTOĞLU denetiminde İskit Yayınevi’nce hazırlanmış), Cilt.VI, Güven Yayınevi, İstanbul 1963, s.3456 – 3462

başlar. Meclisteki Rum mebuslar, sonu gelmeyen ipe sapa gelmez isteklerle hükümet ve devlete karşı tavır aldılar. Yılsonuna doğru da, 1912 yılına kadar sürecek olan Osmanlı-İtalya savaşı patlak verir. [1]


Devamını Oku

MİMAR SİNAN’I HAPSETMEK!.. 3

MİMAR SİNAN’I HAPSETMEK!.. 3
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“ Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Türkler tarih sahnesine çıktığı andan itibaren Devlet yapısından aile yapısına, Ordusundan Esnafına, Tarımından Hayvancılığına, Şehirciliğinden köylerine, sanatından edebiyatına kadar hayatın her alanlarını örgütlü ve disiplinli yaşamaya endekslemiş köklü bir millettir[1]. Geçmişlerine ait bilgi, birikim ve deneyimlerini kendi içlerinde yetişen Bilge insanları vasıtası ile nesilden nesile aktarmışlardır. Bu hususta geriye, bilinen en eski Tarihten itibaren hem yazılı hem de pek çok görsel izleri bırakmıştır.

Kendi yaşam biçim ve alışkanlıklarının oluşumlarını, gittikleri her coğrafyanın doğal şartlarına uygun olarak devşirip geliştirerek devam ettirmişlerdir. Türk Sanat ve Mimari akımları batı dünyasının aksine, Türk dünyasında kesintisiz biçimde üzerine katkı sağlanarak devam ettirilmiştir. Zira dikkat edilirse Batı kökenli Sanat ve Mimarlık Akımları, genellikle birbiri ile zıtlaşmalardan üretilmiştir. Öncelikle şunu açıklamak da fayda vardır. Türk Sanatı ve Mimarisi denilince akla hemen Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman vb. gibi zamanı ve mekânı kısıtlı olan milletlerin lokal oluşumlarındaki bir tanımlamaları gelmesin. Türk Sanatı ve Mimarisi dendiğinde, Türklerin tarih sahnesine ilk çıktıkları andan itibaren Devletler kurup yaşattıkları çok büyük bir coğrafi alan ve bu alan üzerine miras olarak bıraktıkları eserler akla gelsin. Zira Devlet isimlerinin hiçbir önemi yoktur. Ve Türk olmanın vasıflarını bağlı bulundukları devletler içinde yaşatmaya devam etmişlerdir. Türklerde Devletler isim değiştirir, hükümdarlar değişir ama idealler, hedefler ve yaşam biçimi olan gelenekleri hiçbir zaman değişmez. Bu bağlamda geleneksel Türk Mimarlık anlayışı da değişmez. Bu konunun en çarpıcı örneklerden birisi de Karahanlı Türk Devletinin Hazara Degaron Camisi ile başlayıp, Gazneli, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu Türk Devletleri ile devam eden ve nihayeti Osmanlı Türk Devleti dönemi içinde Mimar Koca Sinan’ın Edirne Selimiye Camisine kadar uzanan sürecin adımlarıdır.

Şunu da yeri gelmişken ifade etmek isterim; Mimar Koca Sinan ve Şah Eseri olan Selimiye Camisi (Resim.21), tüm 5,5 asırlık sürecin en mükemmel dilimini ve aynı zamanda zirvesini oluşturmaktadır.  Camiler inşa edildiği dönemlerinde sadece ibadethane olarak kullanılmamış, yine batı dünyasının aksine açık toplantı alanları yerine kapalı toplanma mekanları olarak kullanılmıştır. Ve Cem/Camii ismini de buradan almıştır. 

Türk Cami Mimarisinin Mekân gelişimi ardında yatan ideal hedef ise insanları merkezi bir plan altında “Tengri’nin (Tanrının) tek ve en büyük çatısı altında toplamak” tır. Evet, burada beş büyük Türk devleti gelmiş geçmiş, ama başlangıcından sonuna kadar 550 yıllık zaman diliminde bir tek amaç izlenerek gerçekte Türk Milletine ait olan bir hedef gerçekleştirilmiştir. Bu hedefi gerçekleştirirken de arkalarında bıraktıkları her esere, binlerce yıllık kadim Türk Tarihinin Tamgalarını nakşedip donatarak,meydana getirileri eserlerin ve bilgeliğin kimlikleri hakkında hiçbir kuşkuya açık kapı bırakmamışlardır.

Her şey bu kadar açık ve net iken, günümüzde niye bazı aydınlarımız hâlâ ısrarla, ardında binlerce yıllık bir birikim destekli 5,5 asırlık bir sürecin yerine sadece” Sinan Çağı” diliminin peşine düşer, anlaşılır gibi değildir. Niçin Mimar Sinan ve eserleri kendi çağına hapsedilerek sadece batı dünyasına ait kendi çağdaşları ve eserleri ile çarpıştırılır? Veya neden bir istisna olarak sürekli Ayasofya ile Süleymaniye kubbesi yarıştırılır? Ki üstelik Ayasofya’nın Mimar Sinan’ın, zamanında yaptığı ustaca müdahaleleriyle ayakta kalıp günümüze ulaştığını bildikleri halde. Aslında mesele, Mimar Sinan’ı kendi çağına mahkum bırakıp, çeşitli bahaneler eşliğinde ortaya sürdükleri “kubbenin büyüklüğü” yarıştırmaları veya inşa ettiği eserlerin sayısal değer yakıştırmaları değildir. Mesele, bu tip yaklaşımlara akıl hocalığı yapanların batı dayatması kaynaklı çıkış noktalarıdır, kendilerini mensubu saymadıkları bir ortamın/milletin dışında görmelerinin verdiği eksiklik duygusudur. Bu kişilerin yaklaşım tarzları genellikle yeni yetişen genç dâhilerimize “Cambaza bak” perdelemesidir. Perde arkasındaki gerçek ise söz konusu süreci dar bir zaman dilimine sıkıştırıp, olan bitenin bütün maharetini tek bir kişi üzerinde yaslayıp, o kişi üzerinden  (Türk olan Mimar Sinan’ın) etnik kimlik tartışmasını açmak ve etnik kimliğini de eserlerin önüne geçirmek. Konu biraz sinsi ama gayet açık, doğduğundan beri Türkçe konuşup, Türk Kültürü ile yoğrulan ve Türk Kültürüne zirve eserler kazandıran bir Koca Mimar Sinan’a “Türk” ismini yakıştıramayanların  amacı sadece dolaylı yollardan dolanarak Mimar Sinan’ı kimliksizleştirmek değildir. Onun nezdinde Türk Milletini yargılayıp binlerce yıla sirayet eden kadim Türk Kültürü Tarih ve izlerin silerek Türk Milletinin varlığını yok saymak. Ve o tür yaklaşımlarla “Türkler bir şey yapamaz, yapılanlar da Türk olamaz” imajını yaygınlaştırmak.

Şimdi ben yeni yetişen gençlerimize ve genç meslektaşlarımıza sesleniyorum. Okuyun, kendi geçmişinizi çok iyi okuyun. Önce kitapları, sonra atalarımızın bize miras olarak bıraktıkları taşları. Anlayacaksınız o zaman her bir taşın kıymetini. Ve tanıyacaksınız o zaman bu taşların üzerine kazınan yüce Türk Milletinin derin ayak izlerini. O yüzden bir daha hatırlatmak istiyorum; Milletçe yegâne varlık sebebimiz olan büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün manifesto niteliğindeki sözlerini:

“TÜRK ÇOCUĞU ECDADINI TANIDIKÇA DAHA BÜYÜK İŞLER YAPMAK İÇİN KENDİNDE KUVVET BULACAKTIR.”

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

KAYNAKLAR:

Servet SOMUNCUOĞLU, SAYMALITAŞ / GÖKYÜZÜ ATLARI, AC yapı Kültür Hizmeti, İstanbul, Ocak 2011

Mustafa Çağhan KESKİN, MİMAR SİNAN, İBB İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret A.Ş. 2023,

Prof.Dr. A. AFETİNAN, MİMAR KOCA SİNAN, Türkiye Emlâk Kredi Bankası Neşriyatı, 9.Nisan.1968,

Prof.Dr. Suphi SAATÇİ, MARMARA’NIN MİMAR SİNAN’I, Marmara Belediyeler Birliği, 2. Baskı İstanbul 2022,

Prof.Dr. Halûk KARAMAĞARALI, TÜRK CAMİ MÎMÂRİSİNDE MEKÂN GELİŞMESİ VE AYASOFYA MES ‘ELESİ, BİLDİRİ, Ekrem Hakkı Ayverdi ve Osmanlı Mîmârisi Sempozyum – Ankara, 4 Aralık 1999, Kubbealtı Neşriyatı 2002,

Y.Doç.Dr. Zeki SÖNMEZ, MİMAR SİNAN İLE İLGİLİ TARİHİ YAZMALAR-BELGELER, Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1988,

Prof.Dr. Bahaeddin ÖGEL, TÜRK KÜLTÜR TARİHİNE GİRİŞ, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991, (toplam) 9 Cilt,

Prof.Dr. Selçuk MÜLAYİM, EDİRNE SELİMİYE, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, 2024,

[1] Prof.Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991, (toplam) 9 Cilt

Devamını Oku

MİMAR SİNAN’I HAPSETMEK!.. 2

MİMAR SİNAN’I HAPSETMEK!.. 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“ Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Seksenli yıllardan itibaren format değiştiren anma programları elbette yerli medyanın da ilgi odağındadır. Medyanın anma günlerinde tertiplenen etkinlikleri haber ve programlar yaparak yayınlaması, Mimar Sinan’ı toplumun en ücra köşelerine kadar hatırlatılmasına çok büyük fayda sağlamaktadır. Ancak bu amaçla düzenlenen aktivitelerde, gerek Resmî Kurum ve STK’larımızın hazırladığı akademik çalışmalar ve gerek medya yapımcılarının hazırladığı program içerikleri, her nedense hep aynı sayısallara ve kıyaslamalara takılıp durmaktadır.  Adeta Mimar Sinan bulunduğu çağa hapsedilerek ya çağdaşları veya kendinden asırlar önce yapılmış ve türünün tek örneği olan Ayasofya’nın boyutu ile mukayese edilmektedir. Bu tarz tek taraflı yaklaşımlar esas konuyu sığlaştırıp, sıradanlaştırmakta, değer kaybına uğratmakta ve zamanla halktaki konuya olan ilgiyi azaltmaktadır. Bundan sonraki evre ise başkalarının gölgesi altında bırakılan tarihi bir değerimizden elde edemediğimiz(!) beklentinin tesellisini tümüyle tarihi gerçeklerimize uzak hikayelerde aramak olacaktır.

[1] Keskin, Mustafa Çağhan, MİMAR SİNAN, İBB İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret A.Ş. 2023, s.79

[1] Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

[1] Prof.Dr. A. Afetinan, Mimar Koca Sinan, Türkiye Emlâk Kredi Bankası Neşriyatı, 9.Nisan.1968, S.77

[1] https://fotografcilikkurslari.com.tr/fotograf-makineleri-ekipmanlari/ilk-renkli-fotograf-makinesi [1]

Konu uzmanı veya konu ile yakın ilgilenenler de şu gerçeği çok iyi bilir; Mimar Sinan bulunduğu çağda aniden ortaya çıkmış, onun çıkışıyla birden büyük eserler yoktan vuku bulmuş ve sonra ölümüyle de her şey birden onunla yitip gitmiş bir sırlarla dolu esrarengiz bir şahsiyet değildir. Elbette onun yaşadığı zaman diliminde Sinan’ı Mimar Sinan yapan ve kadim geleneklere dayanan büyük bir kültür mirasının altyapı ortamı vardı. Bu ortam mensubu olduğu Türk Tarihinin derinliklerinden kopup gelen, geniş bilgi, birikim ve tecrübe ağına sahip örgütlü bir meslek kuruluşu olan Hassa Ocağı’dır. Mimar Sinan’ın yaşadığı dönemde inşa ettiği ve dünya tarihine mal olmuş doruk eserlerin tamamının varlık sebepleri araştırılırken, değerlendirilme veya kıyaslamaların (şayet kasıt taşımıyorsa) sadece onun yaşadığı çağa ve çağdaşlarına hapsedilerek yapılması doğru bir yöntem olmasa gerek. Peki, Mimar Sinan olmasa idi o şaheserler gerçekleşmeyecek miydi? İşte bu sorunun cevabını bizzat Mimar Sinan Sai Çelebi’ye yazdırdığı Tezkiretü’l-Bünyan’da kendisi vermektedir. Orduda Hasekilik görevinde iken kendisine Hassa Ocağının Mimarbaşılık (Sermîmârân-ı Hassa) makamı teklif edildiğinde;”…Ancak pek çok yüce cami yapmak bana nasip olacak diye göreve gelmeyi kabul ettim. Bu bakımdan mimarbaşılık makamına gelmekten dolayı yüce Allah’a şükretmekteyim.[1] demektedir. Burada cümleyi “..pek çok yüce cami yapmak bana nasip oldu.”  biçiminde kurmuyor, “..bana nasip olacak” diyesöylüyor. Yani biliyor bu varılacak olan hedefleri ve daha yapılmadan önce “yüce” eserlerin mutlaka bir şekilde yapılacağını.  Peki onu öyle bir düşünceye iten rahatlık ve güvence neydi?

Esas sorgulanması ve derinlemesine araştırılması gereken asıl konu budur. O zaman nedir bazı akademisyen arkadaşlarımızın ve yayın kuruluşlarının ısrarla önce Mimar Sinan’ı bulunduğu çağa hapsetmek istemesi, ve sonra da o dönem üzerinden kıyaslamalar eşliğinde Mimari değerlendirmeler yapması?  Nedir bu daraltılan çerçevede üzeri örtülmek istenen görüntü ve Sinan’ı, Mimar Koca Sinan yapan o tarihi gerçek? İşte bu sorunun cevabı en başta okuduğunuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözünün anlamı altında saklıdır. Bizim ülke gençliğimize en büyük vasiyetlerinden birisidir. Türk Milletinin Atası ve Kurtarıcısı boşu boşuna dünyada bir ilk olacak Mimar Sinan heykeli (Resim.10) için yazılı talimat (Resim11) verip, ayrıca bu konuya dikkat çekmezdi[2].

Artık her sene tertiplenen etkinlikler ve programlar dahilinde, öncelikle ele alınan ve Mimar Sinan’ı kendi çağına hapseden, eserlerini sadece çağdaşları ile Ayasofya ile yarıştıran bir Sinan dönemi anlayışından vazgeçilmelidir. Söz konusu olan burada her zaman sual edilen, Mimar Sinan’ın tüm Osmanlı Türk Devleti sınırları içinde yapmış olduğu 400 eser[1] veya Edirne İl sınırları içine bıraktığı 13 eser miktarları da değildir. Salt olarak ele alınan “miktar” tek başına bir anlam ifade etmez, en nihayetinde bir araç ve sonuçtur, sebep veya amaç değildir. Aynı şeyi sıkça yapılan kubbe büyüklüğü kıyaslamaları için de söyleyebiliriz. Esasında sorgulanmasıı gereken Mimar Koca Sinan’ın vücuda getirdiği  eserlerin ardında esinlenmiş olduğu kültürel birikim ve bu birikimleri hiç eksiltmeden, bilakis üstüne katarak asırlar sonrası nesilden nesile nakleden bir milletin varlığıdır,onların geçtikleri yerlerde bıraktıkları derin ayak izleridir. 


[1] Prof.Dr. Suphi SAATÇİ, Marmara’nın Mimar Sinanı, Marmara Belediyeler Birliği, 2. Baskı İstanbul 2022, s.17 ve Tezkiretü’l-Bünyan, s.4a

[1] Prof.Dr. A. Afetinan, Mimar Koca Sinan, Türkiye Emlâk Kredi Bankası Neşriyatı, 9.Nisan.1968, S.68

Burada gözle görülmesi ve esas sorgulanması gereken iki hayatî konu vardır;

  1. Batı dünyası, Süleymaniye ve Selimiye Camii vasfındaki dini/kamu yapılarını, onlarca mimar değiştirilerek 100 ila 400 sene arasında inşa ederken nasıl oluyor da tek başına bir Mimar Sinan Mimarbaşılık yaptığı 50 yıllık hayat dilimine irili ufaklı türden 400 yapı sığdırılıyor?

Mimar Sinan’ın 50 yıllık Baş Mimarlık görevi esnasında 400 eser üretmesine neden olan alt yapı ve onu besleyen “Beş büyük devlet, bir büyük Millet ideali” [1]ninbirden kendisi ve Selimiye Camisi ile ortaya çıkmadığı göre[2].  sade bir vatandaş iken Sinan’ı Sermîmârân-ı Hassa Mimar Koca Sinan’lığataşıyan alt yapı neydi? İşte bu sorunun cevabı içinde bulunduğu toplumun da varlık nedeni olan Türk Kültür Medeniyet Tarihinin binlerce yıllık bilgi, birikim ve tecrübeleridir. Nitekim insanlarımız, Mimar Sinan’ın eserleri ile yazmış olduğu üç boyutlu yazıları (anıtsal MimariEserleri) dikkatlice okuyabilirse, eserlerinde binlerce yıl öncesine dayanan yüzlerce adet ve ısrarla tekrarlanan kadîm Türk Tarihine ait derin ayak izlerini kolayca keşfedebileceklerdir. Bunlar tesadüfen oluşmuş veya başkaları tarafından oluşturulmuş izler değildir, bilakis Mimar Sinan’ın Sultan Selim ile olan yazışmalarından[3] da anlaşıldığı üzere ilgili eser üzerinde, devrinde yapılan her ayrıntının, Mimar Sinan eliyle bilinçli olarak gerçekleştirildiği anlaşılacaktır.


[1] Prof.Dr. Suphi SAATÇİ, Marmara’nın Mimar Sinan, Marmara Belediyeler Birliği, 2. Baskı İstanbul 2022, s. 18

[1] Burada Beş büyük devletin, yani Karahan Devleti Degaron Camii ile başlayan, Gazneli, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devletleri ile devam ederek Selimiye Camisi ile nihayetlenen “İnsanları Tengrinin (Tanrının) tek çatısı altında toplamak” ideali/hedefi kastedilmiştir. Böyle bir idealin varlığının mimari delilleri ayrı bir yazı başlığımın altında konusudur.

[1] Prof.Dr. Halûk KARAMAĞARALI, Türk Cami Mîmârisinde Mekân Gelişmesi ve Ayasofya Mes ‘elesi, BİLDİRİ, Ekrem Hakkı Ayverdi ve Osmanlı Mîmârisi Sempozyum – Ankara, 4 Aralık 1999, Kubbealtı Neşriyatı 2002. [1] Y.Doç.Dr. Zeki SÖNMEZ, Mimar Sinan İle İlgili Tarihi Yazmalar-Belgeler, Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1988, s.128-129.

Devamını Oku
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler