16 Ekim 2026 Cuma
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[i]
Hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.”[ii]
Değerli Okurlarım!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bizlere öğrettiği değerlerden biri de kardeşliktir. Bu kardeşlik, farklı dilleri, farklı renkleri aynı inanç ve aynı idealler etrafında buluşturan iman kardeşliğidir. Bu kardeşliğin temelinde Yüce Allah’a kul, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’e ümmet olma bilinci vardır. Bu kardeşlikte bir olma, biz olma, güçlü olma gayreti vardır; sen ben davası gütmek, üstünlük yarışına girmek yoktur. Bu kardeşlikte birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmek vardır, parçalanıp dağılmak yoktur. Bu kardeşlikte muhabbet, merhamet, paylaşma ve yardımlaşma gibi güzel hasletler vardır; kin, nefret, şiddet ve düşmanlık yoktur.
Kıymetli Okurlarım !
Gücünü imandan alan bu kardeşlik anlayışı, asırlardır bizi millet olarak bir arada tutmuştur. “Eğer inanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz”[iii] ayetine gönülden iman eden şanlı ecdadımız; Malazgirt’te, İstanbul’un fethinde, Çanakkale’de işte bu kardeşlik bağı ile üstün gelmiştir. Nice şehit kanıyla sulanan bu topraklar, İstiklal Harbi’nde bu kardeşlik ruhu ile kıyamete kadar bize vatan olmuştur.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”[iv] İlhamını bu ayetten alan milletimiz, asırlar boyu İslam’ın sancaktarlığını yapmış, insanlığa hizmet etmiştir. Her daim mazlumun yanında yer almış, hakkı tutup kaldırmanın, dünyaya adaleti ve iyiliği yaymanın gayretinde olmuştur. Bu gayreti devam ettirdiğimiz sürece Allah (c.c) bizi de yardımsız ve kimsesiz bırakmayacaktır. Müminler ancak kardeştirler”[v] ayetine sımsıkı sarılan ecdadımız, bütün zorlukları birlikte omuz omuza aşmıştır. Onlar canlarından geçmiş, bir karış topraktan vazgeçmemiş, mabetlerimize namahrem eli değdirtmemiştir. Bu birlik ve beraberlik anlayışını yaşattığımız müddetçe cennet yurdumuzda ezanlar dinmeyecek, şanlı bayrağımız yere düşmeyecektir.
Kıymetli Okurlarım!
Peygamberimiz (s.a.s)’den öğrendiğimiz, geçmişlerimizden miras aldığımız kardeşlik ruhunu zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan kaçınalım. Aynı inanca, aynı tarihe, aynı ideallere sahip bir millet olarak, farklılıklarımızı zenginlik vesilesi sayalım. İstiklal ve istikbalimiz için geçmişine ve değerlerine sımsıkı bağlı, ahlak ve bilgiyle donanımlı nesiller yetiştirmenin gayretinde olalım. Bizi biz yapan milli ve manevi değerlerimize sahip çıkalım.
Bu vesileyle; üzerinde yaşadığımız bu toprakları canlarıyla bize emanet eden aziz şehitlerimizi, ahirete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Hayatta olan gazilerimize Yüce Rabbimizden sağlık ve huzur diliyoruz. Cenâb-ı Hak, birlik ve beraberliğimizi daim, devletimizi ve milletimizi payidar eylesin.
Biz Birlikte Güzeliz
Ayrı gayrı yok bizde, kalplerimiz bir atsın,
Kardeşliğin köprüsü gönüllere uzansın.
Öfke, nefret yok olsun; sevgi cana can katsın,
Birlik ve beraberlik, en kutsal bağımızdır,
Kardeşçe el ele vermek, bizim yarınımızdır.
Farklı renkler, sesleriz aynı toprağın bağında,
Aynı göğün altında, aynı dert kıskacında.
Bir duvarın taşları gibi durup yan yana,
Birlik ve beraberlik, en kutsal bağımızdır,
Kardeşçe el ele vermek, bizim yarınımızdır.
Bölünürsek yok olur, ufalanır biteriz,
Bir olursak dağları, engelleri geçeriz.
Geleceğe umutla, hep beraber yürürüz,
Birlik ve beraberlik, en kutsal bağımızdır,
Kardeşçe el ele vermek, bizim yarınımızdır.
[i] Enfâl, 8/46.
[ii] Tirmizî, Birr ve Sıla, 24.
[iii] Âl-i İmrân, 3/139.
[iv] Muhammed, 47/7.
[v] Hucurât, 49/10.
Bizleri yaratan ve yaşatan, varlığın tek sahibi, tek hâkimi, mülkünde ve idaresinde ortağı olmayan yüce Allah’a sonsuz hamdolsun. Âlemlere rahmet, son nebiye salat ve selam olsun.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “…İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın…”[i]
Hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Hayırlınız, kendisinden iyilik beklenilen ve kötülüğünden emin olunandır. Şerliniz ise kendisinden iyilik beklenilmeyen ve kötülüğünden de emin olunmayandır.”[ii]
Kıymetli okurlarım !
Yüce dinimiz İslam’ın gönderiliş gayelerinden biri de iyiliğin yeryüzüne hâkim olması, kötülüğün ortadan kaldırılmasıdır. İslam, bunun yolunu bizlere göstermiştir. Bu yol, emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker, yani iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktır. Doğru, güzel ve hayırlı şeyleri yapmak; yanlış, çirkin ve zararlı şeylerden kaçınmaktır.
Kıymetli Okurlarım!
Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim, iyiliğin merkezine, imanı, ibadetleri ve güzel ahlakı yerleştirmiştir. İyilikte, takvada ve hayırda yarışmamızı, her türlü kötülükten uzak durmamızı emretmiştir. Böylelikle iyiliğin; duygu ve düşünceden söz ve davranışlara kadar hayatımızın her alanına yansımasını istemiştir. İyiliğin yeryüzündeki en büyük temsilcisi Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ise, herkesin huzur içinde yaşayabileceği bir dünya inşa etmek için çalışmış, ümmetini de bu yönde çalışmaya teşvik etmiştir. Kin ve nefretin esiri olmuş gönülleri, merhametten yoksun vicdanları hikmetle, sevgiyle ve bilgiyle yoğurmuş, bütün insanlığa örnek olacak yeni bir medeniyet inşa etmiştir.
Değerli Okurlarım!
Gerçek iyiliğin özünde; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmek vardır. Kulluk ve sorumluluk bilinciyle bir ömür geçirmek vardır. Bilgiyi, sevgiyi, duayı, hüznü ve derdi paylaşmak vardır. Şiddetin her çeşidinden uzak durmak; elimizi haramdan, dilimizi yalandan, kalbimizi öfke ve husumetten korumak vardır. Sevgiden yoksun kalplere, İslam’ın rahmet yüklü mesajlarını ulaştırmak vardır. İnsanın fıtratını bozan, ahlakını zayıflatan, düşmanlığa, kin ve nefrete sevk eden kötülük yollarını kapatmak vardır. Hâsılı; kendimize, ailemize, çevremize ve bütün yaratılmışlara sadece Rabbimizin rızasını umarak şefkat ve merhametle davranmak vardır.
Maalesef, günümüzde kötülük ve kötüler insanlığın gündeminde daha fazla yer tutuyor. Dünyamızı kötülükler kuşatıyor. Yeryüzünü ifsat edenlerin sesi ıslah etmek isteyenlerden daha fazla çıkıyor. Barışın yerini savaş, merhametin yerini şiddet, sevginin yerini nefret almaya başlıyor. Kötülüğü yaygınlaştırmak isteyenler; zararlı akımlar, sapkın ideolojiler ve kötü alışkanlıklar ile çocuklarımızı ve gençlerimizi milli ve manevi değerlerimizden uzaklaştırmak istiyor. Onların tertemiz fıtratlarını bozmaya çalışıyor.
Yaşanan bütün bu olumsuzluklar karşısında her birimize görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bize düşen, emredildiği üzere iyilikte yarışmaktır.[iii] Durum ve şartlar ne olursa olsun, her daimiyiliği yaşamak ve yaşatmak, kötülüğün ve kötülerin karşısında durmaktır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin hem gerçek hayatta hem de sanal mecralarda iyi insanlarla birlikte olmaları, kötülerden uzak kalmaları için gayret göstermektir. Onlara şefkat ve merhametle muamele etmektir. Onları sahih ve doğru bilgiyle aydınlatmak, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakıyla buluşturmaktır. Unutmayalım ki, yeryüzünü iyilik imar edecek, dünyayı yaşanılır hale iyiler getirecektir.
[i] Mâide, 5/2.
[ii] Tirmizî, Fiten, 76; İbn Hanbel, II, 368.
[iii] Bakara, 2/148.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir gün ashabına helaller ve haramlarla alakalı birtakım şeyleri anlattıktan sonra şu uyarıda bulundu: “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o iyi olursa bedenin tamamı iyi olur. O bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! İşte o et parçası, kalptir.”[i]
Kıymetli okurlarım !
Kalp; Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhıdır. İman ve takvanın, irfan ve hikmetin mekânıdır. Nezaket ve zarafetin membaı, ilâhî aşkın ve muhabbetin mihenk noktasıdır. Kalp; sevgi ve nefretin, cesaret ve korkaklığın, iyilik ve kötülüğün, hâsılı bütün duyguların merkezidir.
İnsan, Allah ve Resûlüne gönülden inanıp Cenâb-ı Hakk’ın zikrini kalbine yerleştirdiği zaman gerçek huzuru elde eder. Nitekim ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz, “Doğru yolda olanlar, iman edip Allah’ı zikrederek kalplerini huzura erdirenlerdir. Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur”[ii] buyurmaktadır. Kur’an-ı Kerim’i okuyan, dinleyen, öğrenen, öğreten, onun rahmet yüklü mesajlarını hayatının her anına ve her alanına aktaran kişinin kalbi, ilahi tecelliye mazhar olur. Kul, kalbini fani olandan kurtarıp baki olana bağladığında, İslam’ın hakikatleriyle cilalayıp tövbe ve istiğfar ile günahlardan arındırdığında dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşır. Cenâb-ı Mevlâ, “Mahşer günü, insana ne mal ne de evlât fayda verir. Ancak Allah’a kalb-i selîm ile gelenler o günde fayda bulur”[iii] buyurarak bu hususa dikkatlerimizi çekmektedir.
Değerli Okurlarım !
İnsan, şeytanın ve nefsinin aldatmalarına kapılır; şirk ve küfrün, riya ve gösterişin, hırs ve tamahın, öfke ve şiddetin esiri olursa kalbi katılaşır. Sevgisinde soğukluk, sözlerinde sertlik, davranışlarında acımasızlık ortaya çıkar. Kişi; yönünü şaşırır, istikametten ayrılır, ibadetlerden uzaklaşır, helal-haram hassasiyetini kaybeder ve günahlara dalarsa kalbi kararır. Kulağı gerçeği işitmez, dili doğruyu söylemez, gözü hakikati görmez olur. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Bundan vazgeçip tövbe ve istiğfar ederse kalbi parlar. Günaha devam ederse siyah nokta artar ve sonunda tüm kalbini kaplar.”[iv]
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), kalbinin katılığından şikâyet eden bir sahâbîye, onun yumuşaması için ihtiyaç sahiplerine ikramı ve yetimin başını okşamayı tavsiye etmiştir.[v] Evet, yaptığımız her iyilikte kalbimize yansıyan bir güzellik vardır. Eşimize ve çocuklarımıza güler yüz göstermek, anne ve babamıza hürmet etmek, komşumuzun hakkına riayet etmek, yaşlılara ilgi göstermek, hastaları ziyaret etmek, yetim ve öksüze kol kanat germek kalbimizi yumuşatır, ruhumuza esenlik verir. Bize düşen; Hakk’ın aynası olan kalbimizi iyiliklerle donatmanın gayretinde olmaktır. Kimsenin kalbini kırmamak, gönlünü incitmemektir. Kalbimizi kirleten gafletten, paslandıran kötülüklerden ve karartan günahlardan uzak durmaktır. Namazla, zikirle, Kur’an’la, hayır ve hasenatla onu diri tutmaktır. Unutmayalım ki, kalbimizi İslam’ın nuruyla aydınlattığımız takdirde Allah’ın razı olduğu bir kul oluruz.
Sözlerimi Allah Resûlü (s.a.s)’in şu duasıyla bitirmek istiyorum: “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.”[vi]
[i] Buhârî, Îmân, 39.
[ii] Ra’d, 13/28.
[iii] Şuarâ, 26/88,89.
[iv] Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 83.
[v] İbn Hanbel, II, 387.
[vi] Tirmizî, Deavât, 89.
Bizleri yaratan ve yaşatan, varlığın tek sahibi, tek hâkimi, mülkünde ve idaresinde ortağı olmayan yüce Allah’a sonsuz hamdolsun. Âlemlere rahmet, son nebiye salat ve selam olsun.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Yüce dinimiz İslam’ın temel esaslarından biri de namazdır. Namaz, Cenâb-ı Hakk’ın bütün peygamberlere ve ümmetlerine emrettiği bir ibadettir. Namaz; dinin direği, müminin miracı, imanın hayata yansımasıdır. Huzurun, teslimiyetin ve kulluğun tezahürüdür. Rükün, şart ve adabına riayet edilerek kılınan namaz; nefsimizi terbiye eder. Ömrümüze bereket katar. Evlerimize huzur verir. Bizleri dünyevi hırs ve gösterişten korur. Yorgun ruhlarımızı dinlendirir. Zorluklara ve sıkıntılara karşı sabretmeyi öğretir.
Kıymetli Okurlarım !
Namaz, sadece belirli hareketlerden ibaret değildir; o, hayatımıza yön veren, bizi istikamet üzere sabit tutan bir yol haritasıdır. Nitekim bizler; namaza başlarken ‘İftitah Tekbiri’ alır, Allah’tan başka ilah olmadığını dile getiririz. ‘Kıyam’ ile hakkın yanında batılın karşısında duracağımızı, zulme ve zalime asla rıza göstermeyeceğimizi beyan ederiz. ‘Kıraat’ ile Kur’an-ı Kerim’i okur, onun çağları aşan mesajlarını hayatımızın her alanına aktaracağımızı ifade ederiz. ‘Rükû’ ile Allah’tan başkasının önünde eğilmeyeceğimizi izhar ederiz. ‘Secde’ ile Rabbimize olan yakınlığımızın huzur ve mutluluğuna varırız. ‘Selâm’ ile elimizden ve dilimizden kimseye zarar gelmeyeceğinin güvenini veririz.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) için namaz, hayatın son anına kadar terk edilmeyen bir kulluk vazifesidir. O, hayatının son günlerinde çok hasta olmasına rağmen cemaatle namazı bırakmamış, zorlukla da olsa namaz kılmak için mescide gelmiştir. Allah Resûlü (s.a.s), namazı bir kalkan olarak görmüş, meleklerin şahitlik ettiği sabah namazıyla gününe başlamış, “Her kim sabah namazını kılarsa, o kimse Allah’ın koruması altındadır.”[i] buyurmuştur. Bir vakit namazı terk etmeyi; dünyayı ve içindekileri kaybetmekle eşdeğer görmüş, “İkindi namazını kılmayan kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.”[ii] uyarısında bulunmuştur. Resûl-i Ekrem (s.a.s) sabah namazının bereketiyle başlayan gününü yatsı namazının sekinetiyle tamamlamış, “İnsanlar sabah ve yatsı namazındaki sevabı bilselerdi sürünerek de olsa camiye gelirlerdi.”[iii] buyurmuştur.
Değerli Okurlarım!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in hayatında namaz, kulun Allah ile olan bağını canlı tutan bir ibadet, camiler ise bu ibadetin hayat bulduğu mübarek mekânlardır. Allah Resûlü (s.a.s), “Bir kişinin namaz kılmak için sürekli mescide gittiğini görürseniz onun imanına şahitlik ediniz!”[iv] buyurarak, namaz ve camiyi, bir bütünün iki parçası olarak görmüş, imanın göstergesi saymıştır. Nitekim camiler; Allah’ın evi, Kâbe’nin şubesi, şehirlerimizin kalbi, medeniyetimizin temeli, huzur ve barışın teminatı olan mukaddes yerlerdir. Birlikte omuz omuza huzura durduğumuz, kardeşliğimizi pekiştirdiğimiz; doğru ve sahih bilgilerle hayatımızı güzelleştirdiğimiz ilim, hikmet ve irfan yuvalarıdır.
Cami ve namaz; haz, hız, tüketim ve yalnızlığın kıskacındaki günümüz insanına nefes alma, sükûnet bulma ve yeniden huzura erme fırsatı verir. Toplumsal barışa katkı sağlar. Çocuklarımıza ve gençlerimize kimlik ve kişilik kazandırır, sorumluluk bilinci aşılar. Onları zararlı alışkanlıklardan ve yıkıcı ideolojilerden korur; ailelerine, topluma ve insanlığa faydalı hale getirir. O halde, Yüce Rabbimizin,
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Biz sana rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır”[v] ayetine icabet ederek ailemizi; tatlı dil, güler yüz ve sabırla namaza alıştıralım. Rızık endişesinden dolayı çocuklarımızı ve himayemizde çalışanları namazdan alıkoymayalım. Allah Resûlü (s.a.s)’in sabah namazına giderken kızı Hz. Fâtıma annemizi ve damadı Hz. Ali efendimizi namaz için uyandırdığını[vi] unutmayalım. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, ömrünün son anlarında bile “Namaza dikkat edin!”[vii] uyarısında bulunduğunu, asla göz ardı etmeyelim.
Kıymetli Okurlarım!
Her yıl, 1-7 Ekim tarihleri arası “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle; geçmişten günümüze aziz milletimizin manevi imarını gerçekleştiren hocalarımızdan, camilerimizin inşasında emeği geçen hayır sahiplerinden ve bütün cemaatimizden ahirete irtihal edenlere rahmet, hayatta olanlara sağlık ve afiyet diliyorum.
Hutbemi Ankebût sûresinin kırk beşinci ayetiyle bitirmek istiyorum: “Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.”
[i] Müslim, Mesâcid, 262.
[ii] Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 14.
[iii] Buhârî, Ezân, 9.
[iv] Tirmizî, Îmân, 8.
[v] Tâhâ, 20/132.
[vi] Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 33.
[vii] İbn Mâce, Cenâiz, 64.
Bizleri yaratan ve yaşatan, varlığın tek sahibi, tek hâkimi, mülkünde ve idaresinde ortağı olmayan yüce Allah’a sonsuz hamdolsun. Âlemlere rahmet, son nebiye salat ve selam olsun.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Değerli Okurlarım!
Bir gün, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in huzuruna bir sahabi geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! Ben ticaretle uğraşırım. Mal alırken fiyatı düşük söyler, sonra yavaş yavaş artırırım. Mal satarken de yüksekten başlar, sonra düşürürüm. Bu yaptığım doğru mudur?” Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurdu: “Asla dediğin şekilde yapma! Bir şey alacaksan malın gerçek fiyatını söyle. İster versinler ister vermesinler. Bir şey satacaksan da onun gerçek fiyatını söyle. İster alsınlar ister almasınlar.”[i]
Yüce dinimiz İslam’ın üzerinde durduğu önemli konulardan biri de ticaret ahlakıdır. İslam’ın emrettiği ticaret ahlakının temelinde helal haram hassasiyeti vardır. “Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.”[ii] ayeti gereğince ölçü ve tartıya adaleti hâkim kılmak vardır. Doğruluk ve dürüstlüğü esas almak, yalan ve hileye tevessül etmemek vardır.
Kıymetli Okurlarım!
Ticaret hayatımızda en güzel örnek, kendisi de ticaretle meşgul olan Allah Resûlü (s.a.s)’dir. O, nübüvvetten önce de Muhammedü’l-Emîn, yani Güvenilir Muhammed olarak tanınmıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), çalışmayı ve helal yoldan kazanç elde etmeyi teşvik etmiş, tembelliği ve dilenciliği hoş görmemiştir. Ticarette terazisine hile karıştıran, diline yalan bulaştıran, kazancına haram katanları cehennem azabıyla uyarmıştır.
Maalesef, bugün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi, malını helâlden mi yoksa haramdan mı elde ettiğine bakmayacak!”[iii] buyurduğu günlerden geçiyoruz. Kimi insanlar, daha çok kazanma ve kısa yoldan zengin olma arzusuna kapılıp helâl haram hassasiyetini kaybetmiş durumdadır. İslam’a göre; sattığı ürünü olduğundan farklı göstermek, karaborsacılık, tefecilik ve stokçuluk yapmak kul hakkıdır, haramdır. Verdiği sözü yerine getirmemek, yerine getiremeyeceği bir şeyi taahhüt etmek yalancılıktır, günahtır. Alım satımda yerli ve yabancı kişilere farklı tarifeler uygulamak, aldatmadır, günahtır. Afet zamanlarını, öğrencilerin okul, memurların tayin dönemlerini fırsat bilerek kira ve ürün fiyatlarını artırmak kul hakkıdır, vebaldir.
Alışverişte satılan malların kusurlarını bilerek gizlemek, satıcının bilgisizliğinden veya zor durumda kalmasından istifade ederek malı gerçek fiyatından düşük bir fiyata almak fırsatçılıktır, emeğe ihanettir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan din kardeşine satması helâl değildir.”[iv]
Kıymetli Okurlarım!
Aziz milletimiz, Allah Resûlü (s.a.s)’in güzel ahlakını ticaretimize ahîlik teşkilatı ile taşımıştır. Ahîlik; iyiliğin tezgâhta dokunduğu, alın terinin duayla buluştuğu, kazancın sadece cepte değil yürekte de biriktiği bir gönül kurumudur. Yüce Rabbimizin, “Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”[v] buyurduğu üzere; imanı kalbe nakşeden, ticaret uğruna ibadetten vazgeçmeyen şahsiyetler topluluğudur. Bugün bize düşen, ahîlik anlayışını ticaretimize yeniden hâkim kılmaktır. Rızkımızı helal yollardan temin etmenin gayretinde olmaktır.Unutmayalım ki, ticaretin bereketi dürüstlükte, huzuru helâlde, kazancı ise Allah’ın rızasında saklıdır.
Sözlerimi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu müjdesiyle bitiriyorum: “Dürüst ve güvenilir tüccar, mahşerde peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir.”[vi]
[i] İbn Mâce, Ticâret, 29.
[ii] Rahmân, 55/9.
[iii] Buhârî, Büyû’, 23.
[iv] İbn Mâce, Ticâret, 45.
[v] Nûr, 24/37.
[vi] Tirmizî, Büyû’, 4.