06 Kasım 2026 Cuma
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
İnsanı Allah’ın rızasına ulaştıran, dünyada mutluluğa kavuşturan hasletlerden biri de vefadır. Vefa; sevginin, saygının, sadakatin ve fedakârlığın göstergesidir. Kişinin sözünde durması, iyiliğe iyilikle karşılık vermesidir. Düştüğünde elinden tutup kaldıranları, sevindiğinde mutlu olanları, üzüldüğünde gözyaşını silenleri unutmamasıdır. Vefa; menfaatin değil muhabbetin, nefretin değil affın, zulmün değil adaletin yanında olmak, kardeşlik ahlakını ve hukukunu kuşanmaktır.
Değerli Okurlarım !
Vefanın en yücesi; elest bezminde Yüce Rabbimize verdiğimiz sözümüze sadık kalmak, bir ömür boyu O’na kul olmaktır. “…Kim Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir”[1] müjdesine nail olmak için Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine itaat etmek, nimeti şükürle, imtihanı sabırla karşılamaktır. İmanla gönlümüzü, ilimle aklımızı, zikirle kalbimizi, tövbe ile ruhumuzu, Kur’an’la hayatımızı huzura erdirmektir.
Kıymetli Okurlarım !
Cenâb-ı Hakk’a gösterilen vefadan sonra en kıymetli vefa, Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.s)’e gösterilendir. “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O, size çok düşkündür. Müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur”[2] ayetinde buyrulduğu üzere, biz ümmetine çok düşkün olan Allah Resûlü (s.a.s)’e iman etmek, onu ve ehl-i beytini çok sevmek vefamızın gereğidir. Onun sünnetine tabi olmak, hak ve hakikat mücadelesine sahip çıkmak, mübarek ismi anıldığında salavât-ı şerife getirmek Peygamberimiz (s.a.s)’e olan vefa borcumuzdur.
Vefa; aynı zamanda ailemize sadakat, büyüklerimize hürmet, çocuklarımıza şefkat göstermektir. Vefa bazen; kan vererek, organ bağışlayarak bir kardeşimizin derdine derman, yakınlarına umut olmaktır. Bazen de bir fidanı toprakla buluşturmaktır.
Bunun yanında, İslam’dan neşet eden medeniyetimize ve kültürümüze sımsıkı sarılmak, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmak bir vefadır. Cennet yurdumuzu bize vatan kılan aziz şehitlerimizi, ahirete göç eden kahraman gazilerimizi ve bütün geçmişlerimizi hayırla yâd etmek ecdadımıza bir vefa borcudur.
Kıymetli Okurlarım!
Vefa duygusunun azaldığı, kadirbilmezliğin yaygınlaştığı yalan dünyada vefaya sahip çıkmak; “Ahde güzel bir şekilde vefa göstermek imandandır”[3] hadis-i şerifinde işaret edildiği üzere imanımızın bir gereğidir. Bugün bir vefa muhasebesi yapalım. Yüce Rabbimizin bize verdiği sayısız nimetlere karşı vefa borcumuzu eda edebildik mi? Anne ve babamızın, eş ve çocuklarımızın, akraba ve komşularımızın gönüllerine dokunan iyi bir insan olabildik mi? İçinde yaşadığımız topluma bir vefa borcu olarak yetim ve öksüzlerin başını okşayabildik mi? Bir hastanın, bir çaresizin derdine merhem olabildik mi, bir muhtacın yardımına koşabildik mi? Bir yaşlının yalnızlığına çare olabildik mi, engelli bir kardeşimizin hayatını kolaylaştırabildik mi?
Evet, kıymetli kardeşlerim! Bir insan olarak sorduğumuz bu sorulara müspet cevaplar verebilmek temennisiyle sözlerimi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu mealdeki hadis-i şerifiyle bitirmek istiyorum: “Emanete riayet edenin imanı olgunlaşmıştır, ahde vefa gösterenin ise dini kemâle ermiştir.”[4]
[1] Fetih, 48/10.
[2] Tevbe, 9/128.
[3] Hâkim, Müstedrek, I, 20. (1/16).
[4] İbn Hanbel, III, 134.
Bizleri yaratan ve yaşatan, varlığın tek sahibi, tek hâkimi, mülkünde ve idaresinde ortağı olmayan yüce Allah’a sonsuz hamdolsun. Âlemlere rahmet, son nebiye salat ve selam olsun.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Aile; Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği sayısız nimetlerden bir tanesidir. Aile, ruhun sekinet bulduğu; insanın insana, cânın cânâna emanet edildiği güven yurdudur. İmanın gönüllere yerleştiği, ibadetlerin hayat bulduğu; iyiliğin, adaletin, doğruluğun, sevgi ve saygının öğrenildiği bir mekteptir. Aile, insanı kötülüklerden ve günahlardan koruyan sağlam bir kaledir. Ahlaklı bir nesli yetiştiren, şahsiyet ve kimliği şekillendiren, erdemli bir toplumu oluşturan muhabbet ve merhamet ocağıdır. “İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, Allah’ın varlığının delillerindendir. Bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır”[i] ayetinde buyrulduğu üzere aile, ilahi rahmetin yeryüzündeki tecellisidir.
Ailenin her ferdi vazgeçilmezdir, önemlidir, değerlidir. Anne ve baba; fedakârlığın, huzurun ve şefkatin vücut bulmuş halidir. Çocuklar; Allah’ın eşsiz emanetleri, aile yuvasının nadide çiçekleridir. Anne ve babanın elinde bütün insanlığın hayrına yetiştirilmesi gereken cevherlerdir. Nine ve dede ise geçmişin mirasını geleceğe taşıyan, yerleri doldurulamayan, elleri öpülesi ulu çınarlardır.
Kıymetli Okurlarım!
Büyük emek ve umutlarla kurulan aile yuvalarımız bugün nice tehditlerle karşı karşıyadır. Sapkın akımlar ve batıl ideolojiler, aile yapısını bozmaya çalışmakta, özgürlük bahanesiyle gayr-ı meşru birliktelikler aile olarak sunulmaktadır. Ailemizin ve toplumumuzun istikbali, devletimizin bekası, millet varlığımızın teminatı olan çocuklarımız külfetmiş gibi gösterilmektedir. Anne ve babalar, nine ve dedeler ise rahatlık ve konfor gerekçe gösterilerek yalnızlığa ve ilgisizliğe mahkûm edilmektedir. Dijital mecralarda fıtratımıza uygun olmayan bir takım içerikler; bazı sinema, dizi, reklam ve televizyon programları ile aile yapımız yıkıcı etkilere maruz bırakılmaktadır. Ancak şunu bilelim ki, bütün bu olumsuzluklar karşısında asla çaresiz değiliz. Bu sorunların çözümü; Kur’an-ı Kerim’in rahmet yüklü mesajları ve Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in örnek ahlakıyla yoğrulan özümüze dönüşte saklıdır.
Değerli Okurlarım !
Ailemizi; Rabbimizin emrettiği, Resûlullah (s.a.s)’in hayatına aktardığı şekilde kurmak, sevgi ve saygıyla korumak, şefkat ve muhabbetle yaşatmak, iyilik ve adaletle geleceğe taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Dolayısıyla, “En bereketli nikâh, külfeti en az olanıdır”[ii] buyuran Allah Resûlü (s.a.s.)’in tavsiyesine uyarak aile yuvalarının kolaylıkla kurulmasına çaba gösterelim. Çocuklarımızın en mutlu zamanlarını lüks ve israfa kurban etmeyelim. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, “Sizin en hayırlınız, ailesine en hayırlı olandır. İçinizde ailesine karşı en hayırlı olan da benim”[iii] hadisini kendimize rehber edinelim. Ailemizde nezaket ve zarafeti hâkim kılalım. Göz aydınlığı çocuklarımızın çokluğunu Cenâb-ı Hakk’ın lütfettiği büyük bir nimet ve bereket kaynağı olarak görelim. “Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik”[iv] ilahi hitabına itaat ederek aile büyüklerimize merhamet kanatlarımızı indirelim. Allah’ın rızasına ulaşmanın yollarından birinin de anne babanın rızasından geçtiğini unutmayalım.
Satırlarımı Kur’an-ı Kerim’de bize öğretilen şu dua ile bitirmek istiyorum: “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi takva sahiplerine öncü eyle!”[v]
[i] Rûm, 30/21.
[ii] İbn Hanbel, VI, 83.
[iii] İbn Mâce, Nikâh, 50.
[iv] Ahkâf, 46/15.
[v] Furkân, 25/74.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet
” 29 Ekim 2026 Perşembe günü Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yılı kutlanacaktır.
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[1]
Hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.”[2]
Kıymetli Okurlarım!
Gücünü imandan alan bu kardeşlik anlayışı, asırlardır bizi millet olarak bir arada tutmuştur. “Eğer inanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz”[3] ayetine gönülden iman eden şanlı ecdadımız; Malazgirt’te, İstanbul’un fethinde, Çanakkale’de işte bu kardeşlik bağı ile üstün gelmiştir. Nice şehit kanıyla sulanan bu topraklar, İstiklal Harbi’nde bu kardeşlik ruhu ile kıyamete kadar bize vatan olmuştur.
Değerli Okurlarım!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”[4]İlhamını bu ayetten alan milletimiz, asırlar boyu İslam’ın sancaktarlığını yapmış, insanlığa hizmet etmiştir. Her daim mazlumun yanında yer almış, hakkı tutup kaldırmanın, dünyaya adaleti ve iyiliği yaymanın gayretinde olmuştur. Bu gayreti devam ettirdiğimiz sürece Allah (c.c) bizi de yardımsız ve kimsesiz bırakmayacaktır. “Müminler ancak kardeştirler”[5] ayetine sımsıkı sarılan ecdadımız, bütün zorlukları birlikte omuz omuza aşmıştır. Onlar canlarından geçmiş, bir karış topraktan vazgeçmemiş, mabetlerimize namahrem eli değdirtmemiştir. Bu birlik ve beraberlik anlayışını yaşattığımız müddetçe cennet yurdumuzda ezanlar dinmeyecek, şanlı bayrağımız yere inmeyecek.
Tarih şahittir ki; şanlı ecdadımız Malazgirt’te, İstanbul’un fethinde ve Çanakkale’de işte bu sarsılmaz kardeşlik bağı ile üstün gelmiştir. Nice şehit kanıyla sulanan bu cennet topraklar, İstiklal Harbi’nde sergilediğimiz iman, omuz omuza veriş ve şehadet bilinciyle kıyamete kadar bize vatan kılınmıştır. İstiklal ruhu; sadece topla, tüfekle değil, sinelerdeki sarsılmaz iman ve “müminler ancak kardeştir” düsturuna olan sadakatle kazanılmıştır. [1, 2, 3]
Bugün de etrafımızın bir ateş çemberine dönüştürülmek istendiği, coğrafyamızda acı ve gözyaşının hüküm sürdüğü bu kritik dönemde; istikbalimiz, kardeşliğimize bağlıdır. İstiklalimizi korumanın yegane yolu, içerideki fitne odaklarına karşı vahdet şuuruyla hareket etmektir. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un şu veciz sözü, bugün kulaklarımıza küpe olmalıdır: [1]
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Peygamberimiz (s.a.s)’den öğrendiğimiz, geçmişlerimizden miras aldığımız kardeşlik ruhunu zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan kaçınalım. Aynı inanca, aynı tarihe, aynı ideallere sahip bir millet olarak, farklılıklarımızı zenginlik vesilesi sayalım. İstiklal ve istikbalimiz için geçmişine ve değerlerine sımsıkı bağlı, ahlak ve bilgiyle donanımlı nesiller yetiştirmenin gayretinde olalım. Bizi biz yapan milli ve manevi değerlerimize sahip çıkalım.
Bizlere düşen, kahraman ecdadımızın büyük fedakârlıklarla koruyup her birimize emanet ettiği cennet vatanımızı, bayrağımızı, bağımsızlığımızı ve mukaddesatımızı geleceğe taşımak için var gücümüzle çalışmaktır.
Bu vesileyle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere geçmişten günümüze devletimizi yüceltmek için çalışan tüm büyüklerimizi saygı ve minnetle yâd ediyoruz. Bu toprakları bize vatan kılmak için mücadele eden asil ecdadımıza, bu uğurda canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve ahirete irtihal eden kahraman gazilerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyoruz.
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yıldönümüne kavuşmanın coşkusunu hep beraber yaşıyoruz. Bu vesileyle aziz milletimizin her bir ferdinin, yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın Cumhuriyet Bayramı’nı şimdiden tebrik ediyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun
Cenâb-ı Hak, birlik ve beraberliğimizi daim, devletimizi ve milletimizi payidar eylesin.
[1] Enfâl, 8/46.
[2] Tirmizî, Birr ve Sıla, 24.
[3] Âl-i İmrân, 3/139.
[4] Muhammed, 47/7.
[5] Hucurât, 49/10.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[i]
Hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.”[ii]
Değerli Okurlarım!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bizlere öğrettiği değerlerden biri de kardeşliktir. Bu kardeşlik, farklı dilleri, farklı renkleri aynı inanç ve aynı idealler etrafında buluşturan iman kardeşliğidir. Bu kardeşliğin temelinde Yüce Allah’a kul, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’e ümmet olma bilinci vardır. Bu kardeşlikte bir olma, biz olma, güçlü olma gayreti vardır; sen ben davası gütmek, üstünlük yarışına girmek yoktur. Bu kardeşlikte birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmek vardır, parçalanıp dağılmak yoktur. Bu kardeşlikte muhabbet, merhamet, paylaşma ve yardımlaşma gibi güzel hasletler vardır; kin, nefret, şiddet ve düşmanlık yoktur.
Kıymetli Okurlarım !
Gücünü imandan alan bu kardeşlik anlayışı, asırlardır bizi millet olarak bir arada tutmuştur. “Eğer inanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz”[iii] ayetine gönülden iman eden şanlı ecdadımız; Malazgirt’te, İstanbul’un fethinde, Çanakkale’de işte bu kardeşlik bağı ile üstün gelmiştir. Nice şehit kanıyla sulanan bu topraklar, İstiklal Harbi’nde bu kardeşlik ruhu ile kıyamete kadar bize vatan olmuştur.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”[iv] İlhamını bu ayetten alan milletimiz, asırlar boyu İslam’ın sancaktarlığını yapmış, insanlığa hizmet etmiştir. Her daim mazlumun yanında yer almış, hakkı tutup kaldırmanın, dünyaya adaleti ve iyiliği yaymanın gayretinde olmuştur. Bu gayreti devam ettirdiğimiz sürece Allah (c.c) bizi de yardımsız ve kimsesiz bırakmayacaktır. Müminler ancak kardeştirler”[v] ayetine sımsıkı sarılan ecdadımız, bütün zorlukları birlikte omuz omuza aşmıştır. Onlar canlarından geçmiş, bir karış topraktan vazgeçmemiş, mabetlerimize namahrem eli değdirtmemiştir. Bu birlik ve beraberlik anlayışını yaşattığımız müddetçe cennet yurdumuzda ezanlar dinmeyecek, şanlı bayrağımız yere düşmeyecektir.
Kıymetli Okurlarım!
Peygamberimiz (s.a.s)’den öğrendiğimiz, geçmişlerimizden miras aldığımız kardeşlik ruhunu zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan kaçınalım. Aynı inanca, aynı tarihe, aynı ideallere sahip bir millet olarak, farklılıklarımızı zenginlik vesilesi sayalım. İstiklal ve istikbalimiz için geçmişine ve değerlerine sımsıkı bağlı, ahlak ve bilgiyle donanımlı nesiller yetiştirmenin gayretinde olalım. Bizi biz yapan milli ve manevi değerlerimize sahip çıkalım.
Bu vesileyle; üzerinde yaşadığımız bu toprakları canlarıyla bize emanet eden aziz şehitlerimizi, ahirete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Hayatta olan gazilerimize Yüce Rabbimizden sağlık ve huzur diliyoruz. Cenâb-ı Hak, birlik ve beraberliğimizi daim, devletimizi ve milletimizi payidar eylesin.
Biz Birlikte Güzeliz
Ayrı gayrı yok bizde, kalplerimiz bir atsın,
Kardeşliğin köprüsü gönüllere uzansın.
Öfke, nefret yok olsun; sevgi cana can katsın,
Birlik ve beraberlik, en kutsal bağımızdır,
Kardeşçe el ele vermek, bizim yarınımızdır.
Farklı renkler, sesleriz aynı toprağın bağında,
Aynı göğün altında, aynı dert kıskacında.
Bir duvarın taşları gibi durup yan yana,
Birlik ve beraberlik, en kutsal bağımızdır,
Kardeşçe el ele vermek, bizim yarınımızdır.
Bölünürsek yok olur, ufalanır biteriz,
Bir olursak dağları, engelleri geçeriz.
Geleceğe umutla, hep beraber yürürüz,
Birlik ve beraberlik, en kutsal bağımızdır,
Kardeşçe el ele vermek, bizim yarınımızdır.
[i] Enfâl, 8/46.
[ii] Tirmizî, Birr ve Sıla, 24.
[iii] Âl-i İmrân, 3/139.
[iv] Muhammed, 47/7.
[v] Hucurât, 49/10.
Bizleri yaratan ve yaşatan, varlığın tek sahibi, tek hâkimi, mülkünde ve idaresinde ortağı olmayan yüce Allah’a sonsuz hamdolsun. Âlemlere rahmet, son nebiye salat ve selam olsun.
Değerli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “…İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın…”[i]
Hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Hayırlınız, kendisinden iyilik beklenilen ve kötülüğünden emin olunandır. Şerliniz ise kendisinden iyilik beklenilmeyen ve kötülüğünden de emin olunmayandır.”[ii]
Kıymetli okurlarım !
Yüce dinimiz İslam’ın gönderiliş gayelerinden biri de iyiliğin yeryüzüne hâkim olması, kötülüğün ortadan kaldırılmasıdır. İslam, bunun yolunu bizlere göstermiştir. Bu yol, emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker, yani iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktır. Doğru, güzel ve hayırlı şeyleri yapmak; yanlış, çirkin ve zararlı şeylerden kaçınmaktır.
Kıymetli Okurlarım!
Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim, iyiliğin merkezine, imanı, ibadetleri ve güzel ahlakı yerleştirmiştir. İyilikte, takvada ve hayırda yarışmamızı, her türlü kötülükten uzak durmamızı emretmiştir. Böylelikle iyiliğin; duygu ve düşünceden söz ve davranışlara kadar hayatımızın her alanına yansımasını istemiştir. İyiliğin yeryüzündeki en büyük temsilcisi Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ise, herkesin huzur içinde yaşayabileceği bir dünya inşa etmek için çalışmış, ümmetini de bu yönde çalışmaya teşvik etmiştir. Kin ve nefretin esiri olmuş gönülleri, merhametten yoksun vicdanları hikmetle, sevgiyle ve bilgiyle yoğurmuş, bütün insanlığa örnek olacak yeni bir medeniyet inşa etmiştir.
Değerli Okurlarım!
Gerçek iyiliğin özünde; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmek vardır. Kulluk ve sorumluluk bilinciyle bir ömür geçirmek vardır. Bilgiyi, sevgiyi, duayı, hüznü ve derdi paylaşmak vardır. Şiddetin her çeşidinden uzak durmak; elimizi haramdan, dilimizi yalandan, kalbimizi öfke ve husumetten korumak vardır. Sevgiden yoksun kalplere, İslam’ın rahmet yüklü mesajlarını ulaştırmak vardır. İnsanın fıtratını bozan, ahlakını zayıflatan, düşmanlığa, kin ve nefrete sevk eden kötülük yollarını kapatmak vardır. Hâsılı; kendimize, ailemize, çevremize ve bütün yaratılmışlara sadece Rabbimizin rızasını umarak şefkat ve merhametle davranmak vardır.
Maalesef, günümüzde kötülük ve kötüler insanlığın gündeminde daha fazla yer tutuyor. Dünyamızı kötülükler kuşatıyor. Yeryüzünü ifsat edenlerin sesi ıslah etmek isteyenlerden daha fazla çıkıyor. Barışın yerini savaş, merhametin yerini şiddet, sevginin yerini nefret almaya başlıyor. Kötülüğü yaygınlaştırmak isteyenler; zararlı akımlar, sapkın ideolojiler ve kötü alışkanlıklar ile çocuklarımızı ve gençlerimizi milli ve manevi değerlerimizden uzaklaştırmak istiyor. Onların tertemiz fıtratlarını bozmaya çalışıyor.
Yaşanan bütün bu olumsuzluklar karşısında her birimize görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bize düşen, emredildiği üzere iyilikte yarışmaktır.[iii] Durum ve şartlar ne olursa olsun, her daimiyiliği yaşamak ve yaşatmak, kötülüğün ve kötülerin karşısında durmaktır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin hem gerçek hayatta hem de sanal mecralarda iyi insanlarla birlikte olmaları, kötülerden uzak kalmaları için gayret göstermektir. Onlara şefkat ve merhametle muamele etmektir. Onları sahih ve doğru bilgiyle aydınlatmak, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakıyla buluşturmaktır. Unutmayalım ki, yeryüzünü iyilik imar edecek, dünyayı yaşanılır hale iyiler getirecektir.
[i] Mâide, 5/2.
[ii] Tirmizî, Fiten, 76; İbn Hanbel, II, 368.
[iii] Bakara, 2/148.