03 Nisan 2026 Cuma
“Nefse ve onu şekillendirip düzenleyene; ona kötü ve iyi olma kabiliyeti verene yemin olsun ki, nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyana uğramıştır.” (Şems, 91/7-10)
Muhterem Okurlarım !
Varlık âleminin en nadide üyesi, vahye muhatap olan insanoğludur. Yeryüzünün en şerefli varlığı olmak, nimetin yanı sıra imtihanı da beraberinde getirir. İnsan kimi zaman korkuyla, açlıkla, canıyla ve evladıyla, kimi zaman da varlıkla, servetle, makam ve mevki ile imtihan olur. En büyük imtihanlardan birisi de insanın nefsiyle mücadelesidir.
Nefis; kulun içindeki olumsuz duyguların, meşru olmayan isteklerin, kötü huy ve fiillerin kaynağıdır. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Yusuf’un dilinden nefsin bu özelliği şöyle anlatılır: “Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder; şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”[1]
Kıymetli Okurlarım !
Cenâb-ı Hak insanı en güzel şekilde yaratmış, onu selim bir akıl, sağlam bir irade ve engin bir gönül ile donatmıştır. Doğruyu yanlıştan ayırt etmesi için ona Kur’an’ı ve peygamberlerin örnekliğini bahşetmiştir. Verdiği nimetleri gereği gibi kullanmasını ve nefsinin sınır tanımayan istekleriyle mücadele etmesini emretmiştir. Tercihlerini doğrudan yana yapan, iradesine sahip olan, nefsine dur diyebilen, günahlarından arınıp kendini ıslah eden kişi, kurtuluşa erer. Nefsinin isteklerine boyun eğen, hevâsının esiri olan, aklını kullanarak arzularını kontrol edemeyen ise hüsrana uğrar. Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bu hususu bizlere şöyle hatırlatmaktadır: “Nefse ve onu şekillendirip düzenleyene; ona kötü ve iyi olma kabiliyeti verene yemin olsun ki, nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyana uğramıştır.”[2]
Değerli Dostlar !
Nefis, iyiyle kötünün mücadele alanıdır. İnsanlık tarihi, nefsine uyup kendini ve yaşadığı toplumu felakete sürükleyen nice örneklerle doludur. Hz. Âdem’in çocuklarından biri olan Kâbil, hırsına, hasedine yani nefsine uymuş ve kardeşi Hâbil’i öldürmüştür. Hz. Yakub’un oğulları, nefislerinin esiri olmuş, kıskançlıkları yüzünden kardeşleri Hz. Yusuf’u kuyuya atmıştır. Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar, Ebu Cehiller hep nefislerinin peşinden koşmuş, vahyin rehberliğine sırtlarını dönmüş, kimi tahtına, kimi gücüne, kimi servetine, kimi de benliğine güvenmiş, hem dünyada zelil hem de ahirette azaba düçar olmuşlardır.
Mümin için asıl olan, nefsini lanetlemesi değil, onu terbiye etmesi ve güzel huylarla donatmasıdır. Allah’ın çizdiği sınırlara, ahlâka ve vicdana aykırı olan her türlü isteğine karşı, nefsini kontrol altında tutmasıdır. İyiliğin ve iyilerin tarafında, kötülüğün ve kötülerin karşısında yer almasıdır.
Aziz Okurlarım !
Resûl-i Ekrem (s.a.s), bir hadislerinde şöyle buyurur: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışandır. Zavallı kişi ise, nefsinin her türlü arzu ve isteklerine uyan ve buna rağmen hâlâ Allah’tan iyilik temenni edendir.”[3] O halde, geçici dünyanın aldatıcı renklerine heves eden nefsimizin peşine düşmeyelim. Aklımızı, irademizi, sabrımızı daima canlı tutalım. Hayatın bir imtihan olduğunu, ölümün ve hesabın ansızın gelebileceğini hafızamızda canlı tutalım. Yüce Rabbimizin gizli-açık her halimizi gördüğü şuuruyla yaşayalım. Böylelikle küfrün karanlığından uzak, günahın yükünden arınmış, huzurlu ve kâmil bir mümin olalım. Hutbemi Sevgili Peygamberimizin şu duasıyla bitiriyorum: “Allah’ım! Nefsime takvayı ver. Nefsimi arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onu koruyan da onun sahibi de sensin. Allah’ım! Faydasız ilimden, huşu duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.”[4]
[1] Yûsuf, 12/53.
[2] Şems, 91/7-10.
[3] Tirmizî, Sıfâtü’l-kıyâme, 25; İbn Mâce, Zühd, 31.
[4] Müslim, Zikir ve dua ve tevbe ve istiğfar, 73.
Kıymetli Okurlarım!
Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in huzuruna bir adam gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Mükâfatını Allah’tan bekleyerek hicret ve cihad etmek istiyorum.” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s), “Annen ve baban hayatta mı?” diye sordu. Adam, “Evet, ikisi de hayatta.” deyince Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), ona şu öğüdü verdi: “Öyle ise anne babana dön ve onların gönüllerini al.”[i]
Aziz Okurlarım !
Yüce Rabbimizin bize bahşettiği en kıymetli nimetlerden biri de anne ve babamızdır. Annemiz; gönlümüze şefkat ve muhabbet tohumları eken; bize, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırma şuuru kazandıran ilk öğretmenimizdir. Annemiz; aileyi ayakta tutan, evladına karşılıksız sevgi veren, insanlığa faydalı nesiller armağan eden rahmet ve merhamet nişanesidir. Babamız ise; hayatın zorlukları ve sıkıntıları karşısında sırtımızı yaslayacağımız ulu bir çınardır. Her türlü kötülüğe ve tehdide karşı sığınabileceğimiz güçlü bir kaledir. Hülasa, anne ve babamız; sabırla bizleri geleceğe hazırlayan, yerleri asla doldurulamayacak mümtaz şahsiyetlerdir. Onlara saygı, Allah’a saygıdır. Onlara hürmet, Allah’a hürmettir.Duaları, cennetin anahtarıdır. İslam’a uygun meşru istek ve tavsiyeleri ise huzurun kaynağıdır.
Sorumluluk sahibi bir anne; Hz. İsmâil için bütün sıkıntıları göğüsleyen, onun maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak için koşuşturan Hz. Hâcer gibi olmalıdır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizi yetiştiren Ehl-i Beyt-i Mustafa’nın nadide goncası Hz. Fâtıma gibi olmalıdır.
Sorumluluk sahibi bir baba ise; “…Haydi yavrum gel, sen de bizimle birlikte gemiye bin…”[ii] diyenHz. Nûh gibi evladını kötülüklerden kurtarabilmenin çabasında olmalıdır. “Yavrucuğum! Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır…”[iii] tavsiyesi ile çocuğuna hesap verme bilinci aşılayan; “Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelen musibetlere sabret…”[iv] nasihatiyle onu namaza, iyiliğe, hakka ve hakikate davet eden; “…Yeryüzünde gururla, kibirle yürüme!… Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de yükseltme…”[v] tavsiyesi ile de nezaket ve görgü kurallarını ona öğreten Hz. Lokmân gibi olmalıdır.
Değerli Anne Babalar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadislerinde, “Çocuğunun da senin üzerinde hakkı vardır.”[vi] buyurmaktadır. Dinimize göre; çocuklarımızı helal rızıkla beslemek, onlara Allah’ın razı olacağı güzel isimler vermek ve şefkatle muamelede bulunmakla yükümlüyüz. Onları; vatanını, devletini ve milletini seven; milli ve manevi değerlerine bağlı; hayırlı bir insan olarak yetiştirmekle mesulüz. Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in örnek hayatını onlara öğretmek, sahih dini bilgiyle onları buluşturup İslam ahlakıyla donatmak çocuklarımızın üzerimizdeki hakkıdır.
Kıymetli Okurlarım !
Bugün, çocuklarımız, dünya ve ahiretlerine zarar verecek çok büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Yavrularımız; alkol, kumar ve uyuşturucu bataklığına, fuhuş tuzağına çekilmek istenmekte, zararlı akımlar ve batıl ideolojiler gençlerimizi esir almaya çalışmaktadır. Dolayısıyla evlatlarımızın; Allah’ın razı olacağı bir kul, topluma ve insanlığa faydalı bir insan olmaları için daha çok çaba göstermeliyiz. “…İyilikte ve takvada yardımlaşın, kötülükte ve düşmanlıkta yardımlaşmayın…”[vii] emrine uyan, toplumsal huzuru ve barışı sağlayan bir nesil olmaları için daha fazla gayret göstermeliyiz. Özümüzle, sözümüzle ve davranışımızla çocuklarımıza örnek olmalı; onları, ilgimizden ve sevgimizden mahrum bırakmamalıyız. Unutmayalım ki, güçlü bir toplum inşa etmenin yolu; inancına, ibadetlerine, tarihine ve kültürüne bağlı, kutsal değerlere saygılı, namazlarını kılan, Allah’ın emirlerine uyan ve yasaklarından uzak duran bir nesil yetiştirme sorumluluğuna sahip anne baba olmaktan geçmektedir.
Sözlerimi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.”[viii]
[i] Müslim, Birr, 1.
[ii] Hûd, 11/42.
[iii] Lokmân, 31/16.
[iv] Lokmân, 31/17.
[v] Lokmân, 31/18,19.
[vi] Müslim, Sıyâm, 183.
[vii] Mâide, 5/2.
[viii] Tirmizî, Birr, 33.
Kıymetli Okurlarım!
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız, Bayramınız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizin köşesinden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet. Rabbim Kabul ve makbul eylesin.
Bugün, gönül hanemizin aziz bir misafirini, Ramazan-ı şerifi uğurluyoruz. Ramazan ayı, Rabbimizin rahmet ve bereketini gönüllerimize, hanelerimize ve beldelerimize ikram ederek bu yıl da vedalaştı bizlerle. O, öylesine kıymetli bir misafirdi ki, gelişi gibi gidişi de bayram oldu tüm müminlere.
Gönül Dostlarım!
On bir ayın sultanı Ramazan, bir ay önce ilahi bir rahmet esintisiyle geldi. Mahzun olan yüreklerimizi bereketiyle serinletti. Buruk sinelerimizi coşkusuyla ferahlattı. Bu mübarek ayda şifa kaynağı, hidayet rehberi Kur’an’ın tilavetiyle huzur bulduk. Oruçlarımızı günahlara kalkan yaparak takva elbisesine büründük. Seherlerde teheccüt ve sahurla bereketlendik. Birlikte oturduğumuz iftar sofralarında Rabbimizin rızasını umarak oruçlarımızı açmanın sevincini yaşadık. Teravih namazlarımızla birlik ve beraberliğimizi pekiştirdik. Zekât, fitre, hayır ve hasenatımızla malımızı temizledik, paylaşmanın hazzına erdik. Bin aydan daha hayırlı Kadir gecesiyle günahlarımızdan arındık. Nihayetinde Rabbimizin müminlere ikramı olan bayrama ulaştık.
Kıymetli Okurlarım !
Ramazan mektebinde bir ay boyunca eğitim aldık. Bu ayın rahmet ikliminde nice güzellikler edindik. İyilik sardı dört bir yanımızı. Ferahladı ruhumuz, huzurla doldu gönüllerimiz. Bundan sonra bize düşen Ramazan bilinciyle bir ömür geçirmektir. Vakit, Ramazan kazanımlarımızı hayatın her alanına yayma vaktidir. Vakit, hayatı Ramazan
Kulluk, bir geceye ya da bir aya mahsus değildir elbette. Allah’a kulluk, hayatın asıl gayesidir. Fani dünya hayatını ebedi cennet kılmanın yegâne yoludur. Kur’an-ı Kerim’de, “O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde O’na sabır ve sebatla kulluk et.”[i] buyrulmaktadır. Rabbimiz bu ayette bir ömür kendisine kul olmamızı, hayatımızın her anını ibadete dönüştürecek sorumluluk bilincini kuşanmamızı istemektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ise bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.”[ii]
Öyleyse Kardeşlerim!
Ramazandaki ibadet bilincimizi Ramazandan sonra da devam ettirelim. Namazla olan bağımızı Ramazan ayında kuvvetlendirdiğimiz gibi bundan böyle de koparmayalım. Bu ayda daha iyi özümsediğimiz Kur’an’ın hayat veren mesajlarını ömrümüze hâkim kılalım.
Ramazan ikliminde merhametle dolan yüreklerimizden şefkat ve muhabbet yayılsın etrafımıza. Yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma ruhuyla kardeşlik köprüleri inşa edelim yıl boyunca. İnfak ve desteklerimizle tebessümler açsın ihtiyaç sahiplerinin yüzlerinde.
Ramazan-ı şerifte olduğu gibi Ramazandan sonra da iyilikleri kendimize şiar edinelim. Kötülüklerden uzak duralım. Gönül kırmayalım, kalp incitmeyelim. Unutmayalım ki, iki cihan saadeti, imanını ibadete, ibadetini ahlaka dönüştüren müminlerin olacaktır.
Sözlerimi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’den öğrendiğimiz şu duayla bitiriyorum: “Allah’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce ibadet etmekte bize yardım et.”[iii]
[i] Meryem, 19/65.
[ii] Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27.
[iii] Ebû Dâvûd, Vitr, 26.
Kıymetli Okurlarım!
16 Mart Pazartesi günü akşamı (Ramazanın 26 sını 27 sine bağlayan gece)Yüce Yaratanımızın bizler için sunmuş olduğu mübarek bir geceye, günahların bolca bağışlandığı, hatalar ve kusurlar için bağışlanma dileyenler için affın sağanak bir şekilde yağdığı yeni bir fırsat gecesine Kadir gecesine kavuşacağız.
Evet bu gece Allah nasip ederse bir ömre bedel olan, Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini idrak edeceğiz.
Kadir Gecesi Meleklerin kutladığı bir gecedir. Kadir Gecesi; gecelerin en feyizli ve bereketlisidir. Kadir Gecesi; bin aydan hayırlıdır. Çünkü Kelamullah olan Kur’an-ı Kerim bu gecede inzal olmaya başladı.
Yüce Mevla’m Kadir gecesinde “Gerçek biz Kur’an-ı Kadir Gecesinde indirmeye başladık” (Kadir suresi,1) buyuruyor. Kadir Gecesi aynı zamanda bütün Melaikei kiram Cebrail (a.s) beraber yeryüzüne, insanlık arasına; rahmet huzur ve bereket dağıtmak üzere inerler. Kur’anı-ı Kerim “ Onda Melekler ve Ruh (Cebrail a.s.) Rablerinin izni ile her bir iş için iner de iner” (Kadir suresi ,4 )buyuruyor.
Kadir Gecesi bir diğer özelliği ve güzelliği selamet gecesi olması, inanan insanlar için tan yeri ağırıncaya kadar huzur, selamet, bereket ve lütufların ihsan edilmesidir.
Yüce Mevla yine Kadir suresinde; ”O gece tan yeri ağarıncaya kadar bir selamdır.
Rahmet, bereket, huzur, mutluluk ve insanların bahşedildiği gecedir” (Kadir suresi/5) buyurmaktadır.
Evet Sevgili Kardeşlerim;
Böyle feyiz ve bereketle dolu ve bütün zamanların tacı olan Kadir Gecesi; bizim için, yeniden bir çok güzelliklere adım atmanın başlangıcı, gönlümüzü kirleten günahlardan kurtulmanın bir fırsatı, Bizi Allah’a karşı mahcup eden, onun sevgisinden uzaklaştıran, isyanlardan kurtuluşun ilk adımı, tövbelerimizle Allah’a yönelmenin bir zemini olması lazım.
Bizim başta Yüce Mevla ve insanlar tarafından sevilmemize vesile olan ahlaki güzelliklerle bezenmenin bir fırsatı olması, hayatımızı cennetlere çevirecek ağzımızın tadı, gönlümüzün huzuru ve mutluluğumuzun kaynağı olacak ibadetlerle bezenmenin bir başlangıcı olması lazım.
Kadir Gecesi Kur’an gecesi dolayısıyla hayatımızı, gönlümüzü, ruhumuzu Kur’an’ın nurlu ve rahmet ışıklarıyla aydınlatmanın bir fırsatı olması lazım.
Huzur ve mutluluğa susamış gönüllerin sabaha kadar rahmet akan selamet gecesinde huzura ve mutluluğa atılan ilk adım ve bir daha günahlara dönmemek üzere Allah’a vereceğimiz söz olması lazım.
Evet bu gece Kur’an gecesidir.
O halde inanan insanlar doya doya Kur’an okumalı, sadece okumakla kalmayıp okuduğu Kur’an’ın manasını da anlamalı, anlamakta yetmez, insanlığın ihtiyacı olan hayat ölçüleri ve mutluluk ışıkları olan İlahi düsturları önce kendi hayatına uygulayıp sonra bilimin ışığında insanlığa sunması lazım.
Evet bu gece Cebrail (a.s.) beraber Melaike-i Kiram insanlık arzına teşrif buyurur. Meleklerin indiği gece uyanık olmak lazım. Gönlümüz, gözümüz, sinemiz açık olması lazım. Zira manevi misafirlerimiz var. Bu geceyi dakikası dakikasına hatta saniyelerine varıncaya kadar değerlendirmek gerekir. Kendimizi ahiret sandukası olan bir namaz seccadesine atıp doya doya ibadet edip Peygamberimizin ümmetine armağan ettiği dua ile “Allah’ım şüphesiz sen affedicisin, affı seversin, beni de affeyle!” diyerek gönülden kopup gelen gözyaşlarıyla tövbe ve istiğfar ederek bir daha ayrılmamak üzere iyilere dönüşümüzü ilan etmeliyiz.
Kadir gecesi Allah’a kalkan ellerin, O’nu anan dillerin, O’nu zikreden gönüllerin mahcup ve mahzun edilmediği bir gece olduğu, yapılan dualar geri çevrilmediği için bu gecede bol bol dua edelim. Milletimizin ve memleketimizin kalkınması, huzuru, barışı ve mutluluğu için ailemiz, çoluk-çocuğumuz ve bütün insanlığın huzur ve barışı için dua etmeliyiz.
Yalvarış ve yakarışımızı en içten dualarla Allah’a sunarak dua etmeliyiz.
Zira Peygamberimiz (s.a.s) “Kim Kadir gecesini fırsat bilir kendini affettirmeye çalışarak geceyi ihya ederse günahları affedilmiş olarak gecenin sabahına çıkar” (Buhari,4;235) buyurmuştur.
Büyüklerimizi bilhassa anne babamızı ziyaret ederek, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılayarak, insanlara güler yüzle sevgi dağıtıp, çocukları sevindirip, hakkı olanların haklarını ödeyip, çevremize sevgi ve hoşgörü örnekleri sunarak muhtaç olan sinelere rahmet akıtarak değerlendirmeliyiz.
Değerli kardeşlerim;
Siz, aileniz, milletimiz ve İslam aleminin Kadir Gecesini tebrik ediyor, Yüce Rabbimizden; sonsuz rahmetinin yeryüzünü kuşattığı, evrensel mesajlarının insanlığı, kararan dünyamızı aydınlattığı bu gece hürmetine oruçlarımızı ve tüm ibadetlerimizi kabul buyurmasını; bu gecenin İslam aleminin birlik ve beraberliğine, insanlığın sıhhat, hidayet, barış ve huzuruna ve biran önce yaşadığımız deprem felaketinin yaralarını sarmamıza, bu sıkıntılı süreçten biran önce el birliğiyle kurtulmamıza, hertürlü afetlerden hıfz-u emin olmamıza vesile olmasını niyaz ederim. Kadir Gecesi nezd-i ilahide kadrimizin yüceliğine vesile olsun.
Kıymetli Okurlarım!
Yüce dinimiz İslam, toplum hayatında huzur ve sükûnetin hakim olmasını amaçlar. Bunun için iyilik ve fedakârlığı, yardımlaşma ve paylaşmayı emreder. Kötülüğü, bencilliği ve cimriliği ise yasaklar. İnsan, yaratılışı gereği bir diğerinin ilgi ve sevgisine, yardım ve desteğine ihtiyaç duyar. Cenâb-ı Hak “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye çeşitli alanlarda kimini kimine, derece derece üstün kıldık.”1 buyurarak bu gerçeği bize haber verir. İnsana düşen sahip olduğu imkanları bencilce kullanmak değil, paylaşmaktır.
İşte elindekileri insana kardeşleriyle paylaşma bilinci kazandıran, böylelikle dünya ve ahiret mutluluğuna, nihayetinde Rabbinin rızasına kavuşturan tüm ibadetlerin ortak adı infaktır.
Değerli okurlarım!
İnfak, kişinin Allah’ın kendisine emanet ettiği mal ve servetten, maddi ve manevi nimetlerden başkalarını da yararlandırmasıdır. Bütün canlılara iyilik yapma ve yardımda bulunma çabasıdır. Anne babaya, eş ve çocuklara, yakın ve uzak akrabaya, arkadaş ve komşulara hasılı tüm insanlara faydalı olma gayretidir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Allah yolunda infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.”3 Ayet-i kerimedeki “kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” emriyle Yüce Rabbimiz, cimrilik edip Allah yolunda infak etmekten kaçınmanın, hem fert hem de toplum için tehlike oluşturacağını haber vermektedir.
Değerli Okurlarım!
Her alanda olduğu gibi infak konusunda da en güzel örneğimiz Resûl-i Ekrem (s.a.s)’dir. O, ümmetini daima paylaşmaya cömertliğe, kanaatkârlığa, ve yardımlaşmaya davet etmiştir. Zekat, sadaka, fitre ve fidyelerin yanında gönüllü yardımlarla zengin ve fakirler arasında iyilik köprüleri kurmuştur. Bir defasında kestiği koyundan geriye ne kaldığını Hz. Âişe validemize sormuş, “Sadece bir kürek kemiği kaldı Ya Resûlallah!” cevabını alınca, “Ey Âişe, desene bir kürek kemiği hariç tamamı bizim oldu.”4 buyurmuştur. Peygamberimiz bu veciz ifadesiyle verdiğimiz kadar kazandığımıza ve Allah yolunda harcamanın bereketine işaret etmiştir.
Bir başka hadisinde ise müminleri şu sözlerle iyiliğe teşvik etmektedir: “Her kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse; Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Her kim de bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Her kim dünyada bir Müslüman’ın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”5
Kıymetli okurlarım!
Allah ve Resûlüne gönülden bağlanan müminler, tarih boyunca infak bilincini kuşanmış, yardımlaşmayı hayatlarının merkezine almıştır. Sahip oldukları ilmi ve iktisadi birikimlerini başkalarıyla paylaşmıştır. Cömertlik ve fedakarlıkta hep ön safta olan ecdadımız, infakı kalıcı hale getirmiş, yaşadıkları her coğrafyada vakıf ve merhamet medeniyeti inşa etmiştir. Yeryüzünde hayrın ve hasenatın, iyiliğin ve güzelliğin hakim olması için çalışmak bizim köklerimizde vardır. Bu gün de aziz milletimiz aynı şuur ve gayeyle iyiliğin öncüsü, insanlığın umudu, huzurun ve güvenin teminatı olmaya devam etmektedir elhamdülillah!
İnfak, sadece maddi yardımlardan ibaret değildir. Allah Resûlü (s.a.s), gönülden gelen, yüreklere dokunan, dertlere deva olan her güzel davranışı infak kapsamında değerlendirmiştir. Peygamberimize göre infak, kimi zaman namaz için atılan bir adım, kimi zaman da sevinci ve kederi, varlığı ve darlığı paylaşmaktır. Kimi zaman muhtaca, mazluma, muhacire el uzatmak, kimi zaman da yolunu şaşırana yol göstermek, insanlara eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmaktır.
Bazen borçluya anlayışlı davranmak, bazen de eş ve çocuklara, ana baba ve kardeşlere, akraba ve komşulara güleryüzlü davranmak, tatlı söz söylemektir. Bazen hayvanlara iyilikle muamele etmek, bazen de yeryüzünün barış ve ıslahı için çaba sarf etmektir.
Değerli Okurlarım !
Maalesef, tüketim ve bencilliğin öncelendiği, yardımlaşma ve paylaşmanın ötelendiği bir çağı yaşıyoruz. Sonu gelmez hırslar ve menfaat çatışmaları sebebiyle dünyamızı yakıp yıkan savaşlar yaşanıyor. Dünyanın bir ucunda insanlar bir lokma ekmeğe ve bir damla suya muhtaçken diğer ucunda tonlarca nimet bilinçsizce israf ediliyor. Halbuki insanoğluna düşen, Cenâb-ı Hakk’ın kendisinden beklediği adaletli ve merhametli hayatı inşa etmektir. Bu hayatın kodlarında, dine ve akl-ı selime aykırı şeyler yoktur. Hayır ve hasenat yapmaktan kaçınmak yani cimrilik ve bencillik yoktur. Bu güzide hayatta iyilik, yardımlaşma, paylaşma, cömertlik ve infak vardır.
Mağfiret gölgesinin üzerimize düştüğü Ramazan-ı şerif, infak, yardımlaşma ve paylaşma ayıdır. Allah rızası için karşılıksız vermenin mutluluğunu derinden kimsesizlere, yetimlere hissetme, fakirlere, ve darda kalanlara gönüllerimizi açma vaktidir. Zekâtlarımızı, fitre ve sadakalarımızı ihtiyaç sahipleriyle buluşturma anıdır. O halde, bu mübarek ayda bol bol infak etmeye gayret edelim. Mümine yakışır bir nezaket ve zarafetle, infak adabına ve ihsan ahlakına uygun olarak, incitmeden ve asla gösterişe kapılmadan yardımlarımızı yapalım. Cenâb-ı Mevlâ’nın “Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir.”6 müjdesiyle hayır ve hasenatımızın sevap ve mükafat olarak bize geri döneceğini aklımızdan çıkarmayalım.
Unutmayalım ki infak etmenin hazzını ve huzurunu idrak edememiş, cimriliğe saplanmış, israf çıkmazında debelenen bir ferdin ne kendisine ne de içinde yaşadığı topluma faydalı olması, huzur ve güven telkin etmesi mümkün değildir. Sözlerimi Yüce Rabbimizin şu uyarısıyla bitiriyorum: “Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de infakta bulunup iyilerden olsam!’ demeden önce, Rabbime Emanet olun.