28 Ağustos 2025 Perşembe
Recep Çınar
“Çarşı” denince ne anlıyoruz? Çarşı, kökeni farsça dilinden gelen, dükkânların bulunduğu alışveriş yeriİki tür çarşı var. Birisi Kapalı, diğeri ise Açık çarşılar. Konumuz her ikisi!
Günlük hayatımızda sıkça kullandığımız “çarşı” kelimesi, alışverişin, ticaretin ve sosyal hayatın kalbinin attığı yerleri ifade eder. Eskiden çarşıyı ve esnafı düzen altında tutmakla görevli kimseler vardı; Çarşı Ağası! Çarşı ağası gerektiğinde ceza verirdi!
Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyıla kadar olan döneminde Edirne Çarşı, Han ve Hamamlar… bakımından en zengin ve gelişmiş illerden biri olmuştur.
Ecdadımız, 92 yıl Başkentlik yapmış olan Edirne’ye kışın soğuktan, kardan, yağmurdan… korunmak, Yazın da Güneş ve aşırı sıcaklardan korunmak için alış veriş merkezleri olarak “Kapalı Çarşılar” yaptırmış. Bunlardan birisi de Sadrazam Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından 1560- 65 yıllarında Mimar Sinan‘a yaptırılan “Ali Paşa Kapalı Çarşısı”.
Yüzyıllardır toplum olarak onlardan istifade ediyoruz. Onlar, hem koruyucu hem de sağlıklı! Üç kapalı çarşımız günümüzde hala hizmet veriyor. Tabii ki Ecdadımızın emaneti sadece Kapalı Çarşılardan ibaret değil, Cami ve Mescitler, Han’lar, Hamam’lar, Köprüler, Külliyeler, Şifahaneler… bir çok eserler var. Bunlar, bugünkü sayılarından çok daha fazla idi. Osmanlı’nın son döneminde Edirne 4 defa düşman istilasına uğramış, daha sonra (Cumhuriyet’in ilk çeyrek asrında) gereği gibi sahip çıkılmamasından dolayı kaybedilen nice tarihi eselerimiz var! (Bu konuda geniş bilgi sahibi olmak için Rıfkı Melül Meriç’in yazdığı ve Edirne Valiliği Kültür Yayınları Edirne Kitaplığında bulunan “Şehrin Hüznü” adlı kitabı okumalı!)
Çarşılar, türkülere bile konu olmuş! Mesela;
* Çanakkale içinde Aynalı Çarşı, Ana ben gidiyom düşmana karşı! …
* Erzurum Çarşı Pazar neynim Amman aman!…
* Çarşıdan aldım Pirinci, Edirne’nin boyacıları birinci!…
Aslında, Dünya bir çarşı. Sermayemiz, ömrümüz. Güneş altında eriyen buzlar gibi geçiyor günler. Ömrü verip bir şey almaya geldik bu Dünyaya. Zaman geçiyor, sermaye tükeniyor ama elde avuçta pek bir şey yok. Buyurun size hüsran!
Konumuz, son yıllarda dikkat çeken ve göze batan Kapalı Çarşılarımız!
Kapalı Çarşılar, içerisinde iki tarafta karşılıklı dükkânların bulunduğu ve arada insanların yürümek, dolaşmak için ayrılmış alandan ibaret. Günümüzde en çok dikkat çeken ve rahatsızlık konusu olan ise, çarşıların usulüne uygun kullanılmamasıdır! Kapalı çarşılar o hale getirildi ki, dükkânların içerisinde olan malzeme kadar, hatta daha da fazlası dükkânların dışlarında (önlerinde) tezgâhlanıyor! Dükkânların dışında 2 metreye varan işgaller var! Bu da insanların yürüyüş alanını daraltıyor ve gidiş gelişlere engel oluyor. Öyle ki, insanlar bazen bir birlerine sürtünerek yürümek zorunda kalıyor. Bu da hiç hoş karşılanmıyor. Haksız da değiller! Burada yapılması gereken çarşıların başından sonuna kadar dükkânların dışına, ön tarafına bitişik 60-70 Cm genişliğinde tek tip ahşap tezgâhlar kurarak üzerlerine dükkândaki her üründen birkaç örnek konmalı. Müşteriler dükkâna girmezden önce tezgâhta satın almak istediği eşyayı belirler. Böylece, hem daha tertip – düzen sağlanmış, hem de yaya trafiğinde düzensizlik olmaz.
Ali Paşa Kapalı Çarşısı Yangını!
Yaşları müsait olanlar hatırlar. Ali Paşa Kapalı çarşıda 21 Eylül 1992 tarihinde gece yarısı saat 01:30 yangın çıkmış ve çarşının neredeyse tamamı kullanılamaz hale gelmişti. Çarşı içerisinde yangına karşı mücadele için herhangi bir hazırlık yapılmaması nedeniyle 4 saat içerisinde tüm dükkânlar küle dönmüştü. Bir beyaz eşya dükkânında başlayan yangının sabotaj ihtimali yanında elektrik kontağından çıkmış olabileceği de düşünülmüştü. Yangında ölen veya yaralanan olmaması tek teselli olarak kalmıştı.
5 yıl sonra aslına uygun olarak tekrar restore edilen Ali Paşa Kapalı Çarşısı Edirne’nin kurtuluş günü olan 25 Kasım 1997 tarihinde tekrar hizmete açıldı. (Alıntı).
Bize düşen aşırılıktan uzak olmak, Ecdadımızın emanetlerine gereği gibi sahip çıkarak kullanmaktır. Şehirler Sultanı/Sultanlar Şehri Edirne’mize daha fazla turist gelmesini ve ticari hareketliliğin artmasını sağlamak için İlgili kurum veya kuruluşlar, (Belediye, Esnaf Kuruluşları, Esnaf ve Halkımız) el birliği ile yanlış ve hataları düzeltip, kurallara uymalı ve uyulmasını sağlamaya çalışmalıyız. Benzer bir diğer konu ise “GASTRONOMİ” (Yeme – İçme) Sektörü”!
Kapalı çarşılarda olduğu gibi açık çarşılarda da benzeri olumsuzluklar sürekli artıyor! Edirne Merkezde en işlek ve geniş Saraçlar Caddesine baktığınızda, caddenin iki tarafının yeme içme masaları ile işgal edildiğini görürsünüz!Hatta bazı kısımlardayaya kaldırımının tamamı işgal edildiği gibi araçların geçtiği kısma bile yayılmışlar. Bu tür uygulamalar her yönüyle yanlıştır, bizim yeme-içme kültürümüzle/adabımızla da uyuşmaz! Hem ayıp, hem günah! (Bunun hükmünü merak edenler Müftülüğe sorabilirler!) Gastronomi sektörü de bir an önce disipline edilmeli, düzene sokulmalı!
Ticaret konusunda bir çok ayet ve hadisler var!
Allah (cc); “Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!” diyor, Mutaffifin Suresi 1. Ayette! Ölçü ve tartıda hile yapılmasa da, çoğu zaman aldığınız 7-8 domatesin 1-2 tanesi çürük çıkabiliyor!
Peygamberimiz (sav) bir Hadislerinde; “Bir malı satmak istediğin zaman, versen de vermesen de yüksek fiyat değil satmak istediğin fiyatı söyle.” (İbn Mâce, Ticâret, 29) Buyurur!
Ayrıca, seyyar satıcılar için de bir düzenleme yapılmalı ve sınırlama getirilmeli. Adamın tezgâhında 10 çeşit ürün var, yarısında etiket yok! Bunlara, uygun yerlerde düzenli bir şekilde satış yapmaları sağlanmalı, boş buldukları yerleri işgal ederek gelişi güzel tezgâh açmalarına müsaade edilmemeli!
Dostça kalın…
Recep Çınar
21. Yüzyılda içinde bulunduğumuz hayat şartları, 20. Yüzyılda Türk Sanat müziğinin en önde gelen isimlerinden merhum Zeki Müren’in söylediği “Sorma, Yangınlardayım” şarkısını hatırlatıyor! Zeki Müren ne diyordu o şarkıda? “Gün ağarınca boynum bükülür / Dalarım uzaklara, gönlüm sıkılır…
Sorma ne hâldeyim, Sorma kederdeyim / Sorma yangınlardayım zaman zaman / Sorma, utanırım / Sorma, söyleyemem / Sorma, nöbetlerdeyim, başım duman…”
Bu şarkı sözleri, sanki günümüzü tarif ediyor! Asgari ücretlisinden emeklisine, işsizine… bir çok insanımız bu şarkıyı söylemese de, zihninde yaşıyor. Birçokları da ne halde olduklarının sorulmasına bile razı değiller! Yangınlar sadece ormanlarımızı yakmıyor, ekonomik yangın insanların yaşamını da yakıyor! “Ev kiramı nasıl öderim? Evime ihtiyaç olan yiyecekleri nasıl alırım? Çocuklarımın okul masraflarını nasıl karşılarım? …” diyerek içlerinde alevler yanıyor, kor oluyorlar!
3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde tek başına iktidara gelen AKP, “enkaz devraldık” demişti. Ancak 23 yıllık AKP iktidarında emeklisi ile asgari ücretlisi ile Tarımı ile Ahlak ve Ekonomisi ile ne hale getirildiğimiz rakamlarla ortada! O zaman “enkaz” dedikleri sistemle bile bu güne gelinseydi, en düşük emekli maaşı 33 bin lira olacaktı!
2002’de Emekli Maaşı Asgari Ücretin %50 fazlasıydı. 2025’te %25 altına düştü! 2002’nin oranlarına göre bugün 33.000 TL olması gereken emekli maaşı, 16.000 TL ile bir başarı gibi sunuluyor!
Ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve adalet arayışıyla boğuşan milyonlarca vatandaş, çözüm beklediği siyasilerin skandal iddialarla gündeme gelmesinden de rahatsız.
Bu düzende en çok kazananlardan biri de bankalar! Vatandaş, yüksek vergiler ve hayat pahalılığı nedeniyle geçim sıkıntısını iliklerine kadar hissederken ve imalat sanayisinden ihracatçısına birçok kesim de sıkıntı içerisindeyken, ekonominin “tek kazananı” yine bankalar oldu. Türkiye’de bankacılık sektöründeki “en yüksek aktif büyüklüğe sahip 10 banka” yılın ilk yarısında 305 milyar liralık kâr elde etti.
Türkiye, ekonomik krizden işsizliğe, yangınlardan yoksulluğa kadar pek çok sorunla mücadele ederken, vatandaş çözüm üretmesi gereken siyaset kurumundan umut bekliyor. Ancak çözüm yerine peş peşe gelen yolsuzluk, siyasi ayartmaca, tehdit ve şantaj iddiaları, siyasetin ana gündemini oluşturuyor. Skandallarla dolu bu tablo, kamuoyunda “Siyaset bu olmamalı” denilerek tepkilere yol açıyor.
Vatandaşın gerçek gündemini ise işsizlik, hayat pahalılığı, asgari ücret ve emekli maaş artışları azlığı oluşturuyor. Ancak siyasetteki yapay gündemler, bu konuların önüne geçmeye devam ediyor.
Birçok sahada olduğu gibi “yangınlar” konusunda da gerekli önlemler alınmayınca, ülkemizin pek çok yerinde yangınlar yaşanıyor, biri bitmeden diğeri başlıyor! Aslında, ne Deprem öldürür, ne de Yangın yakar! Öldüren de, yakan da toplumdaki eğitim yetersizliği ile yönetimin tedbir yetersizliği!
En dar zamanda bile (Akşamdan Sabaha) UÇAK Yapan Adam, merhum ERBAKAN!
Kısa kısa Koalisyonlarda algı ve hamaset yapmadan, ona buna hakaret ve iftira atmadan yalnızca iş yapan, daha 1978 de 16 Milyar Dolara TUSAŞ Uçak Fabrikası, Asel-san, Roket-san, Havel-san ve diğer 70 Ağır Sanayi Fabrikalarını “yap-işlet devret” şeklinde değil, hiiiç borçlanmadan iki yılda yapıp bitiren, onur ve şerefle milletimizin hizmetine sokan, her konuda gerekli tedbirleri alan Milli Görüş Lideri merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın yolu/siyaseti izlenmeli değil miydi? Ama onlar “Milli Görüş Gömleğini” çıkardılar!
“BA’DEL HARABİ’L BASRA!” Basra harap olduktan sonra! (İş işten geçtikten sonra.)
Arapça’dan tam tercümesi, “Basra harap olduktan sonra..” dır. Asıl olan yok olduktan sonra kalanlar neye yarar, anlamında kullanılan bu deyimin ilk kez Moğolların Basra şehrini yakıp yıktıktan sonra kendisine akıl danışması üzerine bir âlim tarafından söylendiği rivayet edilmektedir.
Netice olarak günümüzdeki bu çifte standart, toplumun siyasete ve yönetime olan inancını sarsıyor. Halkın adalet duygusunu zedeliyor. Güven duygusunun temeli dinamitleniyor. Ve 85 milyon toplum şu soruya cevap arıyor: “Yangınlardayız! Söndürecek var mı?”
Evet Var! MİLLİ GÖRÜŞ / ADİL DÜZEN!
Dostça kalın…
Recep Çınar
“Küfür ile belki amma zulüm ile abâd olmaz devlet!” Bu cümle, MüslümanTürk tarihinin en önemli devlet ve siyaset insanlarından olan “Nizâmülmülk”e ait. Cümle,Büyük Selçuklu Devleti’nin bu bilge vezirinin yazdığı “Siyasetname” adlı eserin başında yer alır. Bununla, zulmün kalıcı olmadığını ve bir şekilde yok olup gideceğini müjdeler.
Kelime olarak zulüm; azgınlık, gadr (hainlik), karanlık, azab (eziyet) ve ezâ ile eş anlamlıdır. Zıddı ise, nur, aydınlık ve adalettir.
ÂLİMLER ZULMÜ ÜÇ KISIM HALİNDE İNCELEMİŞLERDİR:
1- İnsanın Allah’a karşı işlediği zulüm. Bu, şirk (ortak koşma) ve küfürdür.
2- İnsanlar arasındaki zulüm. Bu ise, insanların kendi hemcinslerine karşı işledikleri suçlar, günahlar ve haksızlıklardır.
3- Zulmün bir çeşidi de, insanın kendi kendine zulmetmesidir. Bu hususta da çeşitli ayetler vardır. Mesela; “(İnkâr edenler), ille kendilerine meleklerin gelmesini yahut Rabb’inin (azab) emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı” (en-Nahl Suresi, 16/33).
Adalet; Fazilet ve erdemdir. Mülkün, hükümlerin, devlet ve yönetimlerin temel direğidir. Adaletin üzerinde yaşadığımız dünyanın dirlik ve düzeni için her alanda tesis edilmesi zorunludur. Haklıya hakkını vermek, hak edene hak ettiği biçimde karşılık vermek şarttır. Suç işleyene suçunun karşılığını ne eksik ne fazla tam olarak vermek, ölçüyü tam tutmak insanî bir sorumluluktur. Rabbimiz in bir sıfatı olarak “el ADL”; adaletli ve insaflı olan, hakla hükmeden, haklıya hakkını, haksıza cezasını veren, emir ve yasağını, her söylediğini yerli yerinde yapandır.
Zulüm ise; Zillet ve karanlıktır. Bir şeyi kendine mahsus yerinden başka bir yere koymak, noksan yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak, hakkını eksiltmek, hakkını vermemek, yapılması gerekeni yapmayıp yapılmaması gerekeni yapmaktır. Bugün Dünyalık uğruna kimliklerini değiştirip entrika, baskı, zulüm ve yıldırma politikalarıyla herkesi sindirip susturabileceklerini sananlar yanılıyorlar. Şunu unutmayalım ki, zalim toplumlar zalim yönetimleri doğurdukları gibi, adil toplumlar da, adil yönetimleri meydana getirirler. Bireyden cemaate, cemaatten topluma, toplumdan devlete giden bir yol vardır. Mü’minler birbirlerine zulmetmez, kardeşlerini zalimin eline bırakmaz, şüpheden kaçınır, hesap vermekten kaçınmazlar.
İnsan – Allah arasında, İnsanın – insanlarla olan münasebetlerinde, İnsanın – kendi nefsine karşı ve İnsandan – kâinata/diğer varlıklara karşı çok boyutlu bir ilişki vardır. İnsanoğlu; kendisine, muhataplarına ve evrende birlikte yaşadığı, canlı-cansız diğer tüm varlıklara karşı takındığı tutum dolayısıyla ya adildir ya da zalim.
Beka; Kalıcılık, ölmezlik. Ölümsüzlük. Devamlılık. Evvelki hal üzere kalma. Daim ve sabit olma… şeklinde tarif edilir.
1332-1406 yılları arasında yaşamış İslam Bilgini İbni Haldun, Devletin yıkımını Doğal ve Diğer yıkımlar olmak üzere iki şekilde ele alır. A) DOĞAL YIKILMA (beka) NEDENİ ;
Nasıl ki insanlar doğar, büyür ve sonuçta ölürse devlet de aynı şekilde doğar, gelişir ve yıkılır.
B) DİĞER YIKILMA NEDENLERİ;
1. Asabiyetin Zayıflaması :
İbn Haldun’a göre, devletin kurulup genişlemesinden sonra, devlet yöneticilerinin medeniyetin nimetlerine dalıp asıl gerekli olan asabiyeti unutmaları halinde devlet zayıflamaya başlar. Asabiyetin zayıflaması ilk olarak hükümdar ile halkı arasındaki ilişkide görülür. Hükümdar, hesabını veremeyeceği davranışlarda bulunduğundan, halkından korkmaya başlar. Bu durum hükümdarı yalnızlığa iter. Yalnızlık ise onu daha da korkutur. Halktan güveneceği kimse kalmayan hükümdar, yönetimi sağlamak için askere yönelir ve onu maddi açıdan doyurmaya çalışır. Ancak askerin ruhu asabiyet ile de doyurulmadığından kısa zaman sonra asker de halka katılır. Böylece asabiyetin her tabakada zayıflamasıyla devlet adım adım çöküşe doğru gider ve kısa bir süre sonra da yıkılır.
2. Devlet Yönetiminin Zulmü :
İbn Haldun, devlet yönetiminin iyiliğinin, yönetimi elinde bulunduran kişilerin niceliklerine değil, niteliklerine bağlı olduğunu; buna göre halkın menfaatlerini kollayan, halkı adaletle yöneten yönetimin “iyi” olduğunu; halka korku salan ve onlara zulmeden yöneticilerin yönetiminin ise “kötü” olduğunu söylemektedir. İbn Haldun, devlet yönetiminin zulüm tavrı içinde bulunması halinde halkın devleti savaş alanlarında bırakacağını, devleti yıkmak için isyan edeceğini belirtir. Böyle bir durumdaki devlet de yıkılmaya mahkûmdur.
3. Mali (Ekonomik) Yapının Bozulması :
İbn Haldun, devletin doğasının refah ve lüksü gerektirdiğini, bu nedenle devlet yöneticilerinin gün geçtikçe artacağını ve sonuçta bu israflı tutumun gerektirdiği masrafları devlet gelirinin karşılayamayacağını söyler. Devlet yönetiminin israf içinde bulunması, fazla harcamaları karşılamak amacıyla halkın vergi borcunu arttırır. Ayrıca vergi alanlarını da arttırır. Yani her türlü alışverişten, pazarlara giriş çıkışa kadar her alana ve iktisadi faaliyete vergi koyar. Vergilerdeki bu artışlar halkın devlete olan güvenini sarsar. Bu durum birçok esnaf ve zanaatkârın işini bırakması sonucunu doğurur. Sonuçta devlet ekonomik olarak zayıflar. Tüm bu durumlar devletin tavırlarının en sonuncusu olan “Beşinci Tavır”ı ifade etmektedir. Böylece bir tavır içerisine giren devletin sonu yıkımdır. Bunu önlemenin çaresi ise yoktur” der.
Müslümanlar olarak her konuda olduğu gibi bu konularda da ölçülerimiz belirlenmiştir. Bu ölçülere göre içinde bulunduğumuz durumu şöyle bir kontrol edelim!
İbni Haldun, bugün içinde bulunduğumuz durumu 600 sene önce tarif etmiş ve uyarmış!
Ama uyuyanı uyandırmak kolay da, uyur numarası yapanları uyandırmak zormuş! Boşuna dememişler; “Zulüm ile abad olunmaz!” Bu ifade, zulüm ve adaletsizlik yoluyla elde edilen başarı veya refahın uzun vadede zarar ve yıkıma yol açacağını haber verir!
Dostça kalın…
Belediye Başkanı Sayın Filiz Gencan Akın, bir şeyler değil çok şeyler yapmak istiyor! Ama yapılan bazı işler halk tarafından tasvip görmüyor! Bunlardan birisi de Kıyık caddesinde yapılan Refüjler idi. Beklenilen şekilde olmayan refüjlere halktan itirazlar gelince konu sil baştan yeniden ele alındı. Eh, boşuna dememişler, “Yanlış hesap Bağdat’tan döner”! En büyük yanlış ise yanlışı savunmaktır! Aslında halk için yapılacak işlerde o semtin Muhtarı ve Halktan bazıları ile görüşüp fikirleri alınsa herhalde faydalı olur!
Belediye Başkanı Sayın Akın, yayımlattığı bir haberde 80 bin metrekarelik alanda yeni bir “kent ormanı” yapmak için çalışmaları başlattıklarını açıkladı. Tamam da, zaten Valiliğimiz tarafından yeni bir kent ormanı yapıldı. İkinciye ‘acil’ bir ihtiyaç var mı? Ayrıca, Ayşe kadın semtinde ücretsiz Bölge Otoparkı yapılacakmış.
Yapılacak o kadar çok iş var ki! Yapılacaklar, ihtiyaca göre “ehemi” “Mühime” tercih ederek yapılmalı. Mühim önemlidir. Ama Ehem daha önemlidir! Kaleiçi ve diğer eski semtlerde alt yapı da üst yapı da berbat! Gün geçmiyor ki su patlamaları yaşanmış olmasın!
Edirne’de yapılacak çok iş var! Merkezde, eski semtlerde önce alt ve üst yapı sorunları giderilmeli! Yıllardır üst üste atılan asfaltlar veya döşenen kilit taşlarla merkezdeki yollar herhalde (1) metre kadar yükseldi! Bu da birçok bina için olumsuzluk yarattı! Herhalde biliniyordur; Uluslar arası yasalarda tarihi semtlerin yolları/caddeleri (100) yılda en fazla (10) Cm. yükseltilebilir! Bizdeki kaldırımlar ise şehrin ayıbı haline geldi! Bazı kısımlarda yol ile “sıfır” noktaya gelmiş, bazı yerlerde ise 30-40 Cm. yüksek! Yaşlılar çıkabilirse çıksın, inebilirse insin! Öncelikle alt ve üst yapı yenilenmeli ki, araç park edilecek yerler belirlenerek “park kaos”undan kurtulunsun!
Önemli bir diğer konu da Şehir içi yolcu taşımacılığına çözüm/düzen getirilmesi!
Belediye’nin en önemli görevlerinden biri de şehir içi taşımacılığıdır. Bu hizmet Edirne’mizde özelleştirildi! Bundan halkın ne kadar memnun olduğu araştırıldı mı? Ülkemizde kaç Belediye bunu uyguluyor? Hizmetteki minibüslerin bir kısmı hurdaya dönüşmüş, bir kısmında da klima bile yok! Aşırı sıcak bu yaz günlerinde yolcular adeta boğuluyor!
Çevre temizliği! Bu konu gerçekten “kabak tadı” verdi!
Şehrimizde çöp sorunu (tabir caizse) “haddi” aştı! Bu sorunun çözülmesi fazla bir yatırım da gerektirmiyor! Önce halk bu konuda eğitilecek, bilgilendirilecek! (bu konuda neler ve nasıl yapılacağını Sayın Başkan’a bir dosya halinde sunmuştum). Buna rağmen kurallara uymayanlara kabahatler kanununa göre gerekli işlem yapılmalı! Mesela, Milli Eğitim ile de görüşülerek ayda bir defa olsun İlkokullarda (üst kademede de yapılabilir) öğrencilere “çevre temizliği” dersi verilmeli. Çocuk okuldan çıkıyor, çantasından çıkardığı çikolatayı/şekeri ağzına, ambalajını da sokağa atıyor! Koskoca adamlar sigara izmaritini, boşalan sigara paketini sokağa atıyor! Bazıları banklara oturup çekirdek yiyor, kabuklarını sokağa atıyor! Bazıları da içi çöp/atık dolu poşetleri sokağa/kaldırıma bırakıyor!
Belediye Temizlik işlerinin ilk yapacağı işlerden biri de çöplerin, konteynerlere atılırken nelere dikkat edilmesi konusunda bilgilendirme broşürü hazırlatıp her aileye ulaştırmasıdır. Eski eşyaları atmak için ise çöp konteynerleri kullanılmamalı, buna ayrı bir çözüm getirilmeli. Ayrıca Konteynerler mikrop/hastalık saçıyor! Buna da çözüm getirilmeli, yeni ve otomatik kapaklı konteynerler koyarak!
Aslında yapılması gerekenlerden biri de, birim görevlileri zaman zaman mahalleleri (mahalle Muhtarı ile birlikte) dolaşarak kendi birimi ile ilgili sorunları tespit etmektir. Son yayınlanan haber Belediye’nin bazı Müdürlüklerde değişim yaptığı şeklinde. İnşallah, her şey daha iyi olur!
Sayın Başkan’ın geçtiğimiz günlerde yayınlanan haberlerinden biri de “Çöp atanları MOBESE ile tespit edip ceza kesileceği” ve radikal önlemler alınacağı konusunda idi. Geç kalınmış olsa da önemli ve yerinde bir karar.
Bu arada (04.08.2025) Pazartesi sabahı 09 sularında Kale içi semtinde alış veriş için çıktığımda Ana caddelerden biri “Arif Paşa Caddesinin” temizlenmiş/süpürülmüş ve de su ile yıkanmış olduğunu görünce birden şaşırdım! Acaba “su kanalı mı patladı” dedim. Esnaflardan birine sordum, aldığım cevap; Belediye Temizlik işleri caddeyi süpürtüp yıkatmış! Kendi kendime, “inşallah bu bir başlangıç olur ve devam ettirilir” dedim. Örnek bir çalışma olmuş.
Ancak bir gün sona ayni caddeden yürürken caddedeki durum temizlikten önceki halinden farklı değildi! Ayni pislik, ayni rezalet! Bunu, sokak hayvanları bile yapmaz! Geçtiğimiz günlerde Ulusal basında yayınlanan bir haberin başlığı da ilginç idi; “Kim pislediyse temizlesin!”
Yalova’da oturdukları parkta yedikleri çekirdeklerin kabuklarını yere atan kişileri güvenlik kamerasından izleyen Zabıta Ekipleri, bu kişilere o parkı temizletmiş! Bravo! Olması gerekeni yapmışlar.
Şehrimiz Belediyesinin yükünün ağır olduğunu biliyoruz. Ancak bizim Belediyemizdeki personel sayısı (Edirne büyüklüğündeki) kaç şehir Belediyesinde var? Bizdeki personel sayısı ile 2 Edirne yönetilebilir, deniliyor!
Edirne’nin sorunları bunlardan ibaret değil! Yazacak çok şey var! Şimdilik bunlarla yetinelim. Yeri geldikçe biz, yanlışları söyleyerek doğrusunu göstermeye çalışıyoruz, çalışacağız da! Boşuna dememişler; nerede hareket, orada bereket! Kimseden güç ve imkânlarından fazlasını yapmayı istemeye hakkımız yok. Ama güç ve imkânlar yerli yerinde ve meşru bir şekilde kullanılmalıdır. Dostça kalın…
Recep Çınar
Gazze’de yaklaşık İki yıldır süren ve 61 milyondan fazla Müslüman’ı katleden İsrail’in katliamı dur durak bilmiyor. Çünkü durduracak yok!
Bunu fırsat bilen zalim, katil İsrail şimdi de Gazze’yi tamamen işgal planını onayladı. Bununla bir milyon kişi yeniden yerinden edilebilir!
İsrail Başbakanlık Ofisi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu işgal planının Gazze’de yaklaşık bir milyon Filistinlinin yeniden yerinden edilmesine yol açabileceğini duyurdu. Bu karar, bölgede hâlihazırda devam eden insani krizi daha da derinleşeceği söyleniyor.
Bu arada, İsrail’in Gazze’yi işgal planına; Avustralya, Almanya, İtalya, Yeni Zelanda ve İngiltere’den sert tepki geldi! Tepki, “şiddetle reddediyoruz, ateşkes şart” şeklinde oldu.
İspanya ve AB tek taraflı ilhakı asla tanımayacak!
2 milyonluk Slovenya, İsrail’e silah ihracatı, ithalatı ve Slovenya topraklarından İsrail’e silah geçişini yasaklama kararı aldığını açıkladı. Filistin toprakları üzerine kurulu yasa dışı İsrail yerleşimlerinden ithalatı tamamen durdurduğunu duyurdu.
Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Tel Aviv yönetiminin “Gazze’yi işgal etme kararını en şiddetli şekilde kınadığını” duyurdu. Duyurdu ama diğer İslam ülkelerinin yaptığı gibi, “sadece” kınıyor!
Ardından İşgalci, soykırımcı, Siyonist İsrail ile Mısır arasında büyük hem de oldukça büyük bir ekonomik anlaşma imzalandı! Siyonist İsrail ile Mısır arasında 35 milyar dolarlık doğalgaz anlaşması gerçekleştirildi! Bu mantıkla zulmün önüne nasıl geçilir?
Eski İsrail Meclis Başkanı Avraham Burg bile, dünyanın dört bir yanındaki Yahudilere Gazze Şeridi’nde savaş suçları işleyen İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) ortak dava açmaları çağrısında bulundu.
Dünyada Birleşmiş Milletlere kayıtlı 208 ülke bulunmaktadır. Bunun 50 tanesi Müslüman ülke! Peki, nerede bunlar?
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan Senegal Başbakanı Ousmane Sonko ile ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Gazze’de soykırım son bulana dek, masum çocukları açlığa ve ölüme mahkûm edenler hesap verene kadar mücadelemiz sürecektir” dedi. Dedi de şimdiye kadar ne yaptık, ne kadar yaptık? “şeker, şeker” demekle ağız tatlılanmıyor! Her şey söylemle başlar, eylemle sonuca varılır! İsrail güçten anlar. Ne kadar güç sarf ettik? İsrail’e bomba mı yağdırdık? ABD’nin üslerini mi kapattık? Ticareti mi kestik? İsrail, 208 devletin gözü önünde bu zulmü yaparken Birleşmiş Milletler ve çeşitli Dünya Kuruluşları niye bu zulme mani olmuyor? BM’ler İsrail’in Avukatlık Teşkilatıdır! Şimdi Türkiye’nin İsrail’e bomba yağdırması vacip olmaz mı? Bu durum, “Biz kimin yanındayız?” Sorusunu akla getiriyor! Müslüman ülkeleri Filistinlilere yapılan bu zulme mani olmamanın hesabını veremez!
Saadet Partisi’nden TBMM’ye acil Gazze toplantısı çağrısı!
Saadet Partisi Başkanlık Divanı, terörist İsrail’in Gazze’yi işgal planını ve Gazze’deki son gelişmeleri değerlendirmek üzere olağanüstü gündemle toplandı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada, TBMM’ye olağanüstü toplantı çağrısı yapılarak, “TBMM’de ortaya konacak ortak irade ile İncirlik Üssü ve Kürecik Radar Üssü kapatılmalıdır” denildi.
Saadet Partisi Başkanlık Divanı toplantısı sonrası yapılan açıklama şöyle:
“Terörist İsrail’in Gazze’yi tamamen işgal planı, artık hiç kimsenin ‘en güçlü biçimde kınama’ ile geçiştiremeyeceği bir evreye gelmiştir. Sadece güçten anlayan İsrail’e, güç ile karşılık vermeyen, Askeri müdahale için adım atmayan, İsrail ile tüm ilişkilerini kesmeyen her uluslararası kurum, her ülke, her lider; Soykırım Suçunun Ortağıdır.
Bu çerçevede ilk adım olarak;
Saadet Partisi bu noktada atılacak her adıma destek vermeye, her türlü insani ve siyasi girişimi yapmaya hazırdır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.” Daha ne desinler! Başka çözüm mü var!
GAZZELİ DOKTORDAN ERDOĞAN’A MEKTUP! :
“Sayın Cumhurbaşkanı, sizi sevdik, sizin için hep zafer diledik, hakkın bayrağını yükseltmenizi istedik, sizi mazlumların yanında bildik, ama… Ancak, tüm bu katliam, tehcir ve açlıktan sonra, Gazze’nin en zor anında -en azından sessizlikle ya da eylemsizlikle- Türkiye’nin geri çekildiğini, dünyanın en acımasız ve en vahşi ordusu olan Nazi İsrail ordusunun karşısında yalnız bırakıldığımızı görmek bizi şaşırttı ve derince üzdü.
Sayın Cumhurbaşkanı, uluslararası kurumlar nezdindeki diplomatik girişimlerinizi bir kenara bırakın; zira geçmişten bugüne ne kanı durdurabildiler ne de katliamları engelleyebildiler. Siz uluslararası hukuka saygı gösterdiniz, peki Allah’ın hukuku nerede? Peygamberinin (s.a.v.) sünneti nerede?
Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) şu sözünü işitmediniz mi?:
“Her kim, bir Müslüman’ın haysiyetinin ayaklar altına alındığı ve onurunun çiğnendiği bir yerde onu yüzüstü bırakırsa, Allah da onu, yardım beklediği bir günde yalnız bırakır. Kim de bir Müslümansın onurunun çiğnendiği bir yerde yardımına koşarsa, Allah da ona yardım etmek istediği bir günde yardım eder.”
Gazze’de altı yüz günü aşkın süredir süren katliam, yıkım ve kuşatma altında binlerce şehit, on binlerce yaralı verildi. Bir halk, dünyanın gözleri önünde bir yandan ateşle, diğer yandan açlık ve kuşatmayla yok ediliyor. Bunu görmüyor musunuz? Bu zulmün sürmesi sizin bize sırt çevirmeniz değil midir?
Allah’ın emrettiği iman kardeşliği nerede? Konuşmada dile getirdiğiniz kardeşlik görevi nerede? Mescid-i Aksa ve mukaddes topraklarla ilgili üzerinize farz olan sorumluluğunuz nerede?
Vallahi Sayın Cumhurbaşkanı, sizden askerî bir destek istemedik –ki o da bir haktır– sadece su, gıda ve zalimi engelleyip mazlumu kurtaracak gerçek bir yardım koridoru ve adımları istedik. Oysa zalimler, tüm silah ve destek unsurlarını suçluya ve zalime ulaştırırken, siz bize bir şişe su, bir parça ekmek bile ulaştıramadınız.!
Allah katında sizi neyle sorgulayacağız? Çocuklarımızın kanıyla mı? Katliamlarla mı? Yoksa gerçek anlamda sessizliğinizle mi?
Bir zamanlar Netanyahu’ya şöyle demiştiniz: ‘Kaç kişinin daha ölmesini istiyorsun ki bu savaşı durdurasın?’
Bugün ben size soruyorum: Kaç şehit daha vermemiz gerekiyor ki siz Sultan Abdülhamid gibi bir duruş sergileyesiniz?
Tarih şunu yazacak: ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde, Gazze katledildi ve buna engel olunmadı.’
Bu sözler, size güvenmiş, sizden yardım beklemiş bir sevenin sitem dolu sözleridir. Biz sevmediğimizden hesap sormayız. Sana olan sevgimiz Allah içindi, fakat bugün sen de diğer Arap ve İslam dünyasındaki diğer liderler gibisin artık.
Biz uluslararası arenada ve dünya hesaplarına göre zayıfız olabilir; ama Allah katında ve O’nun yardımıyla çok ama çok güçlüyüz. Buluşma yerimiz, hakların kaybolmadığı yerdir… Allah’ın huzurudur…
Şahit olsun ki Allah, sen bizi yüzüstü bıraktın ve biz seni, Allah katında hasmımız ilan ediyoruz.
Tüm sevgimize rağmen, senin döneminde Gazze yok edildi. 60 binden fazla insan öldürüldü, sen ise sadece izliyorsun… Zafer Allah’tandır, insanlardan değil. Sözleriniz ve tüm nutuklar boğazlardan öteye geçmedi…
Maalesef, kandırıldık…
Son olarak, sevgili kardeşim; seni Allah’ın şu ayetinde adı geçenlerden olmaktan sakınırım: ‘Allah, savaşa çıkmalarını istemediği kimseleri geride bıraktı ve onları caydırdı…’
Ve seni Peygamberimizin ümmetine dair söylediği şu sözde geçenlerden olmaktan da sakınırım:
‘Sayınız çok olacak ama sel köpüğü gibi dağınık olacaksınız’.
Allah sizi bu imtihanda yardımcısız bırakmasın. Selam ve dua ile…”
Dr. Sahr Hamad / Kemal Advan Hastanesi Müdürü (Alıntı .)
Dostça kalın…