05 Haziran 2026 Cuma
Şükrü Akıllı
Bu gün 5 Haziran Dünya Çevre günü.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da çevre programları hazırlanmıştır mutlaka, Çevre konusunda açıklamalar yapılacak, etkinlikler düzenlenecektir. Ama, hiç olmaz ise bu günün hatırına katliamlara, çevreyi tahrip etmeye dur denilebilecek mi? Sanmıyorum!
Birleşmiş Milletler örgütü 1972 yılında 133 ülkenin katılımı(biz de bu ülkeler arasındayız) ile düzenlenen zirvede 5 Haziran tarihinin Dünya çevre günü olmasını oy birliği ile kabul etmiştir. O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi arttırmak için dünya genelinde ÇEVRE GÜNÜ çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Edirne Belediyesinde çalıştığım yıllardı. Belediye Başkanı Sayın Güngör Mazlum’un en yakın yardımcısıydım. Sayın Başkan’ın 1978 yılında, Belediyenin ilk defa Dünya Çevre günü etkinliğine katılması talimatı üzerine, aylar önceden çalışmalara başladım. Okudum, araştırdım, inceledim ve bu çalışmalar neticesi Dünya çevre gününe Belediye olarak Temizlik Kampanyası ile katılma kararı aldık. Kutlama programı hazırladık. Temizlik ve çevre sloganlarından oluşan pankartlarla yürüyüş yapıldı. Daha sonra halkın da büyük bir katılımıyla Belediyenin alt girişindeki alanda tören düzenlendi. Tören sunumunu da bizzat ben yapmıştım. O gün slogan olarak kullandığımız “Temiz bir çevre orada yaşayanların yüz akıdır” sözünü yeri geldiğinde her zaman ifade etmişimdir. Edirne tarihinde ilk defa Dünya Çevre günü etkinliği o gün yapılmıştı. Daha sonraki dönemlerde de bu konuda bir etkinlik yapıldı mı? Doğrusu hatırlamıyorum. O günden bu güne dek çevre konusunda yaptığım etkin mücadele ve çalışmalarım kamuoyunun takdiridir. Bu güzel anıyı da paylaşmak ve not etmek istedim.
Dünya çevre günü şüphesiz mavi gezegenimizi tehdit eden, en büyük çevresel sorunlara dikkat çekmek için önemli bir gün. Doğal kaynakların giderek azaldığı ve dünyanın pek çok bölgesinde çevre kirliliğinin büyük sorun teşkil ettiği günümüzde doğayı ve çevreyi yeterince koruduğumuzu, sahip çıktığımızı söyleye bilir miyiz?
Demokrasisi bir türlü gelişememiş, Ekonomisi her geçen gün kötüye giden yurdumun, Suyu da, Havası da, Denizleri de, Yeşil alanları da kirletilmiş, Çarpık betonlaşma alıp başını gitmiştir.
Son yıllara bakalım. Ülkemizi 24 yıldan beri yöneten AKP iktidarı; Doğayı ve insanın doğa ile uyumunu yok sayan, Enerji, tarım, madencilik, sanayi ve şehircilik politikalarıyla yaşam alanlarını ve doğasını korumak için mücadele eden halkın demokratik tepkilerine tahammülsüzlük gösterilerek göz altı, tutuklamalar ve yargılamalara tanık olduk. Yaşanan felaketlerden de ders alınmıyor. Ülkemiz bu politikalar dolayısıyla Çevre göstergelerinde dünya ülkeleri arasında son sıralarda yer alıyor.
Ülkemizde doğa katliamına maruz kalmayan bir il kaldı mı Allah aşkına? Nereye baksanız rant uğruna doğa katliamları olağan dışı hızıyla devam ediyor. Madencilik, enerji, çarpık kentleşme ve turizm adı altındaki kıyı yağması gibi talan politikaları durmak bilmiyor. Halk isyan ediyor. Siyasi iktidar kafaya koymuş, ne hukuk dinliyor, ne yargı kararlarına uyuyor, İnatla yapacağım diyor. Güzel Ülkemin ciğerleri bir bir yok ediliyor.
Sorumsuz ve çevreye duyarsız yaşamaya devam edemeyiz. Durun artık, Yeter diye bir kez daha haykırıyorum. Biz doğaya bu kadar hoyratça saldırdıkça doğa ana da misilleme yapacaktır. Bu anlayışla devam edersek Çevreye bedel ödemeye de hazır olmalıyız.
Son yıllarda da biz ve dünya bu bedeli ödemeye başladı bile.. Pandemiyle birlikte hemen hemen her felaketi yaşadık. İklim kriziyle karşı karşıya kaldık. Şimdi dünya iklim devrimine hazırlanıyor. Geç kalmadık mı? Gelmekte olan felaketi yıllardır neden öngöremedik! Ortak kaderimiz olan gezegenimizin bu harap hali bize çok açık anlatıyor ki dünyanın artık insanın doymak bilmez hırsının cümlelerine tahammülü yok..
İklim kriziyle yüzleşen çağımızda en eksilen varlığımız su ve biyolojik çeşitlilik. Bilim insanlarına göre her ikisinde de ana neden yanlış tarım politikaları. Tarımı değiştirmeden ne kuraklıkla ne yoksullukla mücadele edebiliriz. Devlet politikalarının acilen değişiminin yanı sıra yerel yönetimlere de önemli görevler düşüyor.
Doğa hakları ve iklim kriziyle mücadeleyi gündemden düşürmeyen Belediyeler bu hassasiyetle Dirençli kent yaratmak, Sakin şehir olmak, tarımda ve kullanımda su tüketimini azaltmak, İklim dostu ulaşım modeli uygulamak, Bisiklet kullanımını özendirmek, Atık yönetiminde lider kent olmak, Ormanları , dereleri, nehirleri, denizleri yani doğayı korumak, doğadaki tüm varlıklarla uyumlu bir yaşamı tesis etmek gibi, kentleri ortak akılla yönetmek için Örnek şehirler yaratma çabasında olmalıdırlar.
Sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum.
Doğa ile uyumlu, türler arası eşitliği gözeten bir yaşamın yollarını hep birlikte aramamız gerekiyor. İnsanı merkezine alan bir çevre anlayışından ziyade doğayı merkezine alan bir hak anlayışıyla yaşamı ve hukuku yeniden ele alıp kurgulamamız şarttır.. Aksi halde bu krizlere kalıcı çözümler bulamayız ve sadece kaçınılmaz sona doğru giden süreyi uzatabiliriz..
Bölgemizde ve başta Edirne’mizde yaşanan olaylardan ve gelişmelerden haberdar olmamızı sağlayan,
Kentimizin Sosyal, Kültürel ve Ekonomik gelişmesine, kalkınmasına önemli katkılar sunan,
Elde ettiği haber ve bilgileri kamuoyuna objektif, Ahlaki ve ilkeli bir biçimde yansıtmayı ilke edinmiş,
Toplumsal değerlere saygılı, toplumun geniş kesimlerine tarafsız bilgi akışının sağlanmasında önemli bir misyonu yerine getiren,
Her türlü mali ve idari sorunlara rağmen ayakta kalma mücadelesi veren Yerel Basınımızın, önde gelen temsilcisi Yenigün Gazetesi de büyük bir özveri içerisinde, sorumlulukla bu görevlerini yerine getirmeye 22 yıldır özen göstermektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle, Gece gündüz demeden Özveri ile çalışan YENİGÜN mensuplarını Kuruluşlarının 22. Yılında en samimi duygularımla kutlar, Basın hayatındaki başarılarının büyüyerek devamını dilerim.

8500 yıllık köklü tarihi geçmişinde çok sayıda medeniyetlere ev sahipliği yapmanın yanı sıra Osmanlı imparatorluğuna bir aşıra yakın Başkentlik yapan Edirne’nin merkezinde ve yakın çevresinde tarih boyunca inşa edilen Kale’ler geçmişin izlerini taşıyan en etkileyici mimari miraslar arasında yer alır.
Tarihi kalelerin, yalnızca savaş ve savunma yapıları değil, aynı zamanda imparatorlukların gücünü, dönemin mimari anlayışını ve kültürel zenginliğini yansıtan anıtsal eserler olduğu gerçeğinden hareketle; Edirne Yerel Tarih Grubu olarak Edirne Kalelerini konu alan halk buluşması toplantımızı geçen hafta cumartesi günü konunun uzmanı Trakya Üniversitesi Akademisyenlerinden, emekli Araştırma ve Öğretim görevlisi Dr. Sayın İsmail Hakkı Kurtuluşun görselleri ve sunumlarıyla gerçekleştirdik.
Bu toplantımızda edindiğimiz bilgiler ışığında, araştırmalarımı da katarak Edirne Kalesini ve günümüze ulaşan tek yapı Makedon Kulesi ile ilgili konuları sizlerle paylaşmak istedim.
Günümüzden 1900 yıl öncesine gidelim. Edirne o yıllarda etrafından nehirlerin geçtiği stratejik bir kasaba imiş. Roma imparatoru Hadrianus Edirne’ye gelmiş. Etkilenmiş ve çok beğenmiş. Şehrin etrafının surlarla çevrilmesini emretmiş. M.S. 117 yılında başlayan çalışmalar 20 yıl sürmüş. Kralın Hadrianapolis adını verdiği şehrin 360 bin m2 lik yerleşim alanı etrafı yüksek surlarla çevrilerek kale tamamlanmış. Osmanlının fethine kadar şehir, görkemli surları içinde asırlarca yer almış. Bugün Kaleiçi olarak bildiğimiz semt o günün Edirne’siymiş.

Bizans döneminde (527-565) çeşitli onarımlar geçiren kalenin her köşesine silindirik kesme taştan birer kule eklenmiş. Makedon kulesi bunlardan biridir ve sadece o ayaktadır. Kalenin şehre açılan farklı yönlerini ve Edirne’nin iç hareketliliğini yansıtan geçiş noktaları olan Germe kapı dışında 9 kapısı varmış. Kule kapısı, Topkapı, Kafes kapısı, Keçeciler kapısı, Uğrun kapısı, Manyas kapısı, Tavuk Kapısı, İğneciler kapısı, Orta kapı.
Edirne kalesi, Asırlar boyu yalnızca bir savunma yapısı değil kentin günlük yaşamını yönlendiren bir sınır ve geçiş alanı olmuştur. Şehre açılan kapıları bu yapının hem askeri hem de sosyal işlevini yansıtan önemli unsurlar olmuştur.
Osmanlı Padişahı 2. Murat 1363 yılında Edirne’yi fethettikten sonra Türk yerleşimleri genellikle kalenin dışında olmuş. Kale içinde genellikle yabancı uyruklu (Gayrimüslim) insanlar yaşarlarmış. Osmanlı tarafından yapılan sarayla birlikte Türk mahalleleri ve konakların yanı sıra, başta Selimiye olmak üzere Türk islam mimarisinin muhteşem örnekleri hep kale dışında yapılanmış.

Yıllar geçmiş yüksek duvarlarla çevrili devasa kale zamanın törpüsüne dayanamamış, yok olmaya başlamasıyla 1870 li yıllarda Resmi binaların yapımları için taşları kullanılmıştır. O yıllarda daha doğrusu tarihin akışında kültürel miraslarımıza sahip çıkamadığımızı ifade etmeden de geçemeyeceğim.
Yukarıda da belirtmiştim Edirne Kalesinden kalan tek burç Makedon kulesidir. Kulenin hemen yanında, Sultan Otel arkasında Yenigün Gazetemizin karşısında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan sur kalıntıları, Tunca Nehrine doğru evler arasında kalan bir iki duvar kalıntıları mevcuttur.
Saraçlar cadesi, Zındanaltında Ender Mağazası yakınında 15-16 yıl önce inşaat temel çalışması esnasında, Edirne Kalesinin Roma döneminden kalma surlar ortaya çıkmış ancak yıllardır bu alanda hiçbir çalışma yapılamadı, sahip çıkılamadı, kaderine terk edildi. Sur duvarlarında muntazam ve yontma işlemli taşlar 19-20 Asra rağmen halen çok güzel bir görünümdeler. Zındanaltı yönünde İşlenen tuğla duvarla görünüm ve otlar arasında kaybolan sur temelleri adeta halktan gizlenmiş durumda. Cumhuriyet caddesinde tel çitten bakıldığında muazzam bir görüntü var. Bu ilgisizliği bu duyarsızlığı anlamış değilim! Bu eşsiz değerlerin ne zaman farkında olacağız? Yeri gelmişken yetkili ve ilgililerimizin dikkatini çekmek isterim. Anıt kent Edirne’nin 2000 yıllık tarihi değerlerine sahip çıkılmalı, Arkeolojik değeri ortaya konularak, Arkeolojik park olacak bu alan güzel bir çevre düzenlemesiyle vakit geçirmeden yapılacak bir düzenleme ile Turizme mutlaka kazandırılmalıdır.
Göreve başladığı günden itibaren Edirne’nin tarihi yapılarının restorasyonları konusunda çok sayıda proje çalışmalarını başlatan ve bitiren, Sayın Valimiz Yunus Sezer’in bu önemli çalışmalarından biri de Makedon kulesidir.

Halk arasında Makedon Kulesi, Saat Kulesi, İtfaiye kulesi olarak da adlandırılan bu yapının 2000 yıllık tarihi geçmişi var. Kule Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine tanıklık etmiş, asırlardır ayakta kalmayı başarmış Edirne’nin önemli simgesel yapılarından birisidir. Edirne kalesinin dört burçlarından biridir. 1884 yılında Burç üzerine 4 katlı ahşap yapının son katına saat konuldu. 1888 yangınında harap olan kule 1894 te taş ve tuğladan yapılmış. Yüksekliği 48 metreydi. Kuleye 1926 de tekrar saat konulmuş. 1953 depreminde kule hasar görmüş, hazırlanan teknik rapor üzerine 6 Temmuz 1953 te dinamitlenerek yıktırılmış. Uzun yıllar atıl durumda kalan Kule 1990 yıllarında Restorasyon geçirdi. Ancak bakımsızlık ve ilgisizlikten 1921 yılına kadar kullanılamadı. Yukarıda da belirttiğim üzere Sayın Valimizin talimatlarıyla üç yıl önce başlayan çalışmaların sonuna gelindiğini görüyoruz. Bu kadar badireler atlatmış bu yapının hizmete açılması ve Turizme kazandırılması memnuniyet vericidir. Temennimiz Kule çevresindeki sıkılaşmış yapılaşmanın yeni bir alan düzenlemesiyle tamamlanmasıdır.
Önümüzdeki ay, Galata Kulesi örneğinde olduğu gibi Müze kule (Seyir teras ve Asansörlü) olarak hizmete açılacak olan Kültür mirası Makedon kulesinin yeniden hizmete açılması konusunda emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

Milli Bayramlarımızda, Atatürk’ü anma törenlerinde, Edirne ili ilgili önemli günlerde ve etkinliklerde bir elinde Türk Bayrağı, diğer elinde Atatürk posteriyle ve kendine has Beyaz kıyafetleriyle Tören kortejinin en önünde yer alan Edirne’lilerin 88 yaşındaki Bayraklı Teyzesi Mukaddes Kokeralp Çırak’ı Gazimihal semtindeki evinde eşim ile ziyaret ettik. Çayını içtik, Börek ve tatlı ikramıyla güzel bir sohbetten sonra aşağıdaki röportajımız ortaya çıktı.
& Sevgili Mukaddes Teyzemiz, bizi kabul ettiğiniz ve konukseverliğiniz için öncelikle teşekkür ediyorum. Nasılsınız?

& Edirne’liler ve Ülkemizdeki çok sayıda yurttaşlarımız sizi Milli Bayramlarımızda ve Atatürk ile ilgili törenlerde elinizde Bayrağımız ve İstiklal savaşı kahramanı, Başkumandan, Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük devlet adamı M. Kemal ATATÜRK’ün posteriyle, Kendinize özgü özel kıyafetinizle tören kortejinin önünde yürüyerek yer almanızla tanıyor. Sizi biraz daha yakından tanımak istiyoruz?

& Atatürk’ü çok sevdiğinizi biliyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
& Evinizin dış rengini bile Bayrak kırmızısı ile boyatmışsınız, Salonunuz Adeta Atatürk Müzesi gibi, Evinizin her köşesi Atatürk ile ilgili fotoğraf ve belgelerle süslenmiş, Çok emek vermişsiniz. Nasıl oldu bütün bunlar ?


& Şehrimizde bir Atatürk müzesi açılsa bu kıymetli dökümanları bağışlar mısınız?


& Geldiğimizde, Mutfakta çayınız ve ikramlarınız hazırdı. Emeğinize sağlık. Teşekkür ediyoruz. Ziyaretçilerinize de böyle mi davranıyorsunuz?
& Çok güzel düzenlenmiş, bol meyve ağaçlarıyla geniş bir bahçeniz var. Eviniz de oldukça büyük. Tek başınıza ve ilerlemiş yaşınızla bunları da yapıyorsunuz?
& Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin. 88 yaşındasınız. Sizi Bayrağımızla ve Atatürk Posterleriyle katıldığınız bütün törenlerde yürüdüğünüzü ve yorulmadığınızı da görüyoruz. Bu enerjiyi neye borçlusunuz?

& Size, Devlet büyüklerimizden, Yerel Yöneticilerimizden gösterilen ilgiden memnun musunuz? Beklentileriniz var mı?
& Atatürk’e olan sevginizi, Onun için yaptıklarınızı biliyoruz. Yaşamınızda unutamayacağınız bir anınız var mı?
UNESCO tarafından “insanlığın somut olmayan kültür mirası listesinde “yer alan Kırkpınar yaşayan tarihtir. Hem spordur, hem gelenektir, hem kültürdür. Dipdiri dündür. Umut dolu ve bizi geçmişle bütün kılan yepyeni ve aydınlık bir gelecektir.
Bu yıl 665. Yılını yaşayacağımız Kırkpınar’ın bu günlere gelmesinde başta Edirne Belediye Başkanlığı olmak üzere, Güreş severlerin, Pehlivanların ve Kırkpınar ağalarının büyük payı vardır. Emek veren herkesi minnet ve saygı ile anıyorum.
Kırkpınar’ı 665 yıldır günümüze taşıyan kendine has öğeleri ve ona ruh veren incelikli ritüelleri vardır. Asırlar geçti Kırkpınar kültürünün özü hep yaşatıldı. Ancak Kırkpınar ile ilgili birçok gelenek son 50-60 yılda değişti veya terk edildi. Örneğin Hakem ve cazgır kıyafetleri, Kıspetler, Zembiller, Maniler, Peşrev, Kırkpınar uygulamaları ve Güreşin şekli değişti. Puanlama dediler, Lig dediler, Kota koydular. Puanı yeterli değil diye hayatlarını güreşe adamış iki genç Baş Pehlivanı geçen yıl Er meydanından men ettiler, Güreşteki ilgiyi, merakı, seyir zevkini ve heyecanı bitirdiler, Kırkpınar’ın özüne dokunmaya çalışanlara gıkınız çıkmadı!
Otuz yıldan beri zaman zaman gündeme geldi tartışıldı. Kırkpınar’ı Edirne’den almak isteyen kendini bilmezlere topyekün bir tepki dahi verilemedi. Şimdi Güreş alanı yerinin değiştirilmesi gerekliliği veya zorunluluğu gündeme gelince mangalda kül bırakmayanlar ortaya çıktı. Merak etmeyin ne kültür bağında bir kopukluk olur, ne mekansal hafıza yok olur, ne de Er meydanı olmaktan çıkar!
Geçtiğimiz Cumartesi günü Edirne Kent konseyi duyarlılık göstererek Eymeydanı’nın Geleceği konulu Kırkpınar yerleşim alanı Forumu düzenledi. Böylesine önemli bir konuya ilginin yeterli olmadığını öncelikle ifade etmeliyim. Konuşmacılar bilgilerini, eleştirilerini, önerilerini dile getirdiler. Katılımcılar da söz alarak duygu ve düşüncelerini paylaştılar.
Ben de; Kırkpınar çayırında yıllarca görev yapmış, Edirne ve Kırkpınar’ı çok seven bir kentli olarak Forum’a katıldım. Söz istedim ve şunları ifade ettim.” 665 yıllık tarihi geçmişe sahip Ata sporumuz Kırkpınar yağlı güreşleri 102 yıldan beri Edirne Sarayiçi bölgesinde yapılıyor. Başlangıçta ağaç dalları gölgesinde derme çatma tribünlerde izlenen güreşler bugün dönemin koşullarına göre hazırlanan alanlarda izleniyor. Ancak , Güreş sahası, ihya çalışmaları devam eden Edirne Sarayının Has bahçesinde bulunuyor. Burası Sit alanı. Korunması gerekiyor. Yeniden inşa da söz konusu olamayacağına göre ve Sarayın da tüm unsurları ile düzenlenmesi , kent kültürüne ve Turizmine kazandırılması gerektiğinden, Güreş sahasının yeni bir alana taşınması gerekiyor. Kurumlar da bu konuda çalışıyor. Bugün bu Forumda, konu ile ilgili düşünceler paylaşıldı. Netice olarak ben de şunu söylemek istiyorum. Kırkpınar kavramsal bir oluştur. Onu fiziksel alan üzerinden tanımlayamayız. Pehlivanlık kavramının korunması esastır. Uygun bir alana taşınması UNESCO açısından da sorun teşkil etmez.” Dedim.
Şunu da ifade etmeliyim; Nacizane önerim, Madem ki Güreş alanı bir başka alana taşınacak, yer konusunun araştırılması, projelendirilmesi çalışmaları Valilik ve Belediye ortak çalışmalarıyla sürdürülüyor. Seçilecek alan her şeyden önce, gerek Kırkpınar haftasında gerekse kentte yapılan diğer sosyal etkinliklerde, Geleneksel ve her türlü sportif faaliyetlerin yıl boyunca yapılacağı bir yer olarak tasarlanmalı ve Kent trafiği öncelikler arasında olmalıdır. Edirne’nin en önemli sorunlarından birinin Ulaşım ve Trafik sorunu olduğu mutlaka dikkate alınmalıdır. Geleceği düşünmeden yapılacak uygulamalar mevcut sorunlarımızı çözülemez hale getirmemeli.
Yukarıda kısaca değinmiştim. 30-40 yıldır, zaman zaman Kırkpınar’ı başka Şehirlere, başka bölgelere taşımak isteyen bedbahtlar olmuştu. Edirne denince akla ilk gelen değerimiz KIRKPINAR’ dır. Bu güne kadar 665 yıllık köklü geleneği Edirne’den koparmaya kimsenin gücü yetmedi, bundan sonra da yetmeyecektir. Vesselam…
