06 Mayıs 2026 Çarşamba
MAYIS AYI VE GAZİ TURHAN BEY’İ ANMA TÖRENİ
Anlamını Kaybeden Sinemanın Hikâyesi
23 NİSAN 1920
“Kişisel Gelişim Demişken Farklı Açılardan Kişisel Gelişim 1” Adlı Kitabımın Analizi
Ücretsiz fide dağıtılacak
HARUN ÖZEN, EDESOB’A ÖZEN’LE GELİYOR…
Bölgemizde ve başta Edirne’mizde yaşanan olaylardan ve gelişmelerden haberdar olmamızı sağlayan,
Kentimizin Sosyal, Kültürel ve Ekonomik gelişmesine, kalkınmasına önemli katkılar sunan,
Elde ettiği haber ve bilgileri kamuoyuna objektif, Ahlaki ve ilkeli bir biçimde yansıtmayı ilke edinmiş,
Toplumsal değerlere saygılı, toplumun geniş kesimlerine tarafsız bilgi akışının sağlanmasında önemli bir misyonu yerine getiren,
Her türlü mali ve idari sorunlara rağmen ayakta kalma mücadelesi veren Yerel Basınımızın, önde gelen temsilcisi Yenigün Gazetesi de büyük bir özveri içerisinde, sorumlulukla bu görevlerini yerine getirmeye 22 yıldır özen göstermektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle, Gece gündüz demeden Özveri ile çalışan YENİGÜN mensuplarını Kuruluşlarının 22. Yılında en samimi duygularımla kutlar, Basın hayatındaki başarılarının büyüyerek devamını dilerim.

8500 yıllık köklü tarihi geçmişinde çok sayıda medeniyetlere ev sahipliği yapmanın yanı sıra Osmanlı imparatorluğuna bir aşıra yakın Başkentlik yapan Edirne’nin merkezinde ve yakın çevresinde tarih boyunca inşa edilen Kale’ler geçmişin izlerini taşıyan en etkileyici mimari miraslar arasında yer alır.
Tarihi kalelerin, yalnızca savaş ve savunma yapıları değil, aynı zamanda imparatorlukların gücünü, dönemin mimari anlayışını ve kültürel zenginliğini yansıtan anıtsal eserler olduğu gerçeğinden hareketle; Edirne Yerel Tarih Grubu olarak Edirne Kalelerini konu alan halk buluşması toplantımızı geçen hafta cumartesi günü konunun uzmanı Trakya Üniversitesi Akademisyenlerinden, emekli Araştırma ve Öğretim görevlisi Dr. Sayın İsmail Hakkı Kurtuluşun görselleri ve sunumlarıyla gerçekleştirdik.
Bu toplantımızda edindiğimiz bilgiler ışığında, araştırmalarımı da katarak Edirne Kalesini ve günümüze ulaşan tek yapı Makedon Kulesi ile ilgili konuları sizlerle paylaşmak istedim.
Günümüzden 1900 yıl öncesine gidelim. Edirne o yıllarda etrafından nehirlerin geçtiği stratejik bir kasaba imiş. Roma imparatoru Hadrianus Edirne’ye gelmiş. Etkilenmiş ve çok beğenmiş. Şehrin etrafının surlarla çevrilmesini emretmiş. M.S. 117 yılında başlayan çalışmalar 20 yıl sürmüş. Kralın Hadrianapolis adını verdiği şehrin 360 bin m2 lik yerleşim alanı etrafı yüksek surlarla çevrilerek kale tamamlanmış. Osmanlının fethine kadar şehir, görkemli surları içinde asırlarca yer almış. Bugün Kaleiçi olarak bildiğimiz semt o günün Edirne’siymiş.

Bizans döneminde (527-565) çeşitli onarımlar geçiren kalenin her köşesine silindirik kesme taştan birer kule eklenmiş. Makedon kulesi bunlardan biridir ve sadece o ayaktadır. Kalenin şehre açılan farklı yönlerini ve Edirne’nin iç hareketliliğini yansıtan geçiş noktaları olan Germe kapı dışında 9 kapısı varmış. Kule kapısı, Topkapı, Kafes kapısı, Keçeciler kapısı, Uğrun kapısı, Manyas kapısı, Tavuk Kapısı, İğneciler kapısı, Orta kapı.
Edirne kalesi, Asırlar boyu yalnızca bir savunma yapısı değil kentin günlük yaşamını yönlendiren bir sınır ve geçiş alanı olmuştur. Şehre açılan kapıları bu yapının hem askeri hem de sosyal işlevini yansıtan önemli unsurlar olmuştur.
Osmanlı Padişahı 2. Murat 1363 yılında Edirne’yi fethettikten sonra Türk yerleşimleri genellikle kalenin dışında olmuş. Kale içinde genellikle yabancı uyruklu (Gayrimüslim) insanlar yaşarlarmış. Osmanlı tarafından yapılan sarayla birlikte Türk mahalleleri ve konakların yanı sıra, başta Selimiye olmak üzere Türk islam mimarisinin muhteşem örnekleri hep kale dışında yapılanmış.

Yıllar geçmiş yüksek duvarlarla çevrili devasa kale zamanın törpüsüne dayanamamış, yok olmaya başlamasıyla 1870 li yıllarda Resmi binaların yapımları için taşları kullanılmıştır. O yıllarda daha doğrusu tarihin akışında kültürel miraslarımıza sahip çıkamadığımızı ifade etmeden de geçemeyeceğim.
Yukarıda da belirtmiştim Edirne Kalesinden kalan tek burç Makedon kulesidir. Kulenin hemen yanında, Sultan Otel arkasında Yenigün Gazetemizin karşısında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan sur kalıntıları, Tunca Nehrine doğru evler arasında kalan bir iki duvar kalıntıları mevcuttur.
Saraçlar cadesi, Zındanaltında Ender Mağazası yakınında 15-16 yıl önce inşaat temel çalışması esnasında, Edirne Kalesinin Roma döneminden kalma surlar ortaya çıkmış ancak yıllardır bu alanda hiçbir çalışma yapılamadı, sahip çıkılamadı, kaderine terk edildi. Sur duvarlarında muntazam ve yontma işlemli taşlar 19-20 Asra rağmen halen çok güzel bir görünümdeler. Zındanaltı yönünde İşlenen tuğla duvarla görünüm ve otlar arasında kaybolan sur temelleri adeta halktan gizlenmiş durumda. Cumhuriyet caddesinde tel çitten bakıldığında muazzam bir görüntü var. Bu ilgisizliği bu duyarsızlığı anlamış değilim! Bu eşsiz değerlerin ne zaman farkında olacağız? Yeri gelmişken yetkili ve ilgililerimizin dikkatini çekmek isterim. Anıt kent Edirne’nin 2000 yıllık tarihi değerlerine sahip çıkılmalı, Arkeolojik değeri ortaya konularak, Arkeolojik park olacak bu alan güzel bir çevre düzenlemesiyle vakit geçirmeden yapılacak bir düzenleme ile Turizme mutlaka kazandırılmalıdır.
Göreve başladığı günden itibaren Edirne’nin tarihi yapılarının restorasyonları konusunda çok sayıda proje çalışmalarını başlatan ve bitiren, Sayın Valimiz Yunus Sezer’in bu önemli çalışmalarından biri de Makedon kulesidir.

Halk arasında Makedon Kulesi, Saat Kulesi, İtfaiye kulesi olarak da adlandırılan bu yapının 2000 yıllık tarihi geçmişi var. Kule Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine tanıklık etmiş, asırlardır ayakta kalmayı başarmış Edirne’nin önemli simgesel yapılarından birisidir. Edirne kalesinin dört burçlarından biridir. 1884 yılında Burç üzerine 4 katlı ahşap yapının son katına saat konuldu. 1888 yangınında harap olan kule 1894 te taş ve tuğladan yapılmış. Yüksekliği 48 metreydi. Kuleye 1926 de tekrar saat konulmuş. 1953 depreminde kule hasar görmüş, hazırlanan teknik rapor üzerine 6 Temmuz 1953 te dinamitlenerek yıktırılmış. Uzun yıllar atıl durumda kalan Kule 1990 yıllarında Restorasyon geçirdi. Ancak bakımsızlık ve ilgisizlikten 1921 yılına kadar kullanılamadı. Yukarıda da belirttiğim üzere Sayın Valimizin talimatlarıyla üç yıl önce başlayan çalışmaların sonuna gelindiğini görüyoruz. Bu kadar badireler atlatmış bu yapının hizmete açılması ve Turizme kazandırılması memnuniyet vericidir. Temennimiz Kule çevresindeki sıkılaşmış yapılaşmanın yeni bir alan düzenlemesiyle tamamlanmasıdır.
Önümüzdeki ay, Galata Kulesi örneğinde olduğu gibi Müze kule (Seyir teras ve Asansörlü) olarak hizmete açılacak olan Kültür mirası Makedon kulesinin yeniden hizmete açılması konusunda emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.

Milli Bayramlarımızda, Atatürk’ü anma törenlerinde, Edirne ili ilgili önemli günlerde ve etkinliklerde bir elinde Türk Bayrağı, diğer elinde Atatürk posteriyle ve kendine has Beyaz kıyafetleriyle Tören kortejinin en önünde yer alan Edirne’lilerin 88 yaşındaki Bayraklı Teyzesi Mukaddes Kokeralp Çırak’ı Gazimihal semtindeki evinde eşim ile ziyaret ettik. Çayını içtik, Börek ve tatlı ikramıyla güzel bir sohbetten sonra aşağıdaki röportajımız ortaya çıktı.
& Sevgili Mukaddes Teyzemiz, bizi kabul ettiğiniz ve konukseverliğiniz için öncelikle teşekkür ediyorum. Nasılsınız?

& Edirne’liler ve Ülkemizdeki çok sayıda yurttaşlarımız sizi Milli Bayramlarımızda ve Atatürk ile ilgili törenlerde elinizde Bayrağımız ve İstiklal savaşı kahramanı, Başkumandan, Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük devlet adamı M. Kemal ATATÜRK’ün posteriyle, Kendinize özgü özel kıyafetinizle tören kortejinin önünde yürüyerek yer almanızla tanıyor. Sizi biraz daha yakından tanımak istiyoruz?

& Atatürk’ü çok sevdiğinizi biliyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
& Evinizin dış rengini bile Bayrak kırmızısı ile boyatmışsınız, Salonunuz Adeta Atatürk Müzesi gibi, Evinizin her köşesi Atatürk ile ilgili fotoğraf ve belgelerle süslenmiş, Çok emek vermişsiniz. Nasıl oldu bütün bunlar ?


& Şehrimizde bir Atatürk müzesi açılsa bu kıymetli dökümanları bağışlar mısınız?


& Geldiğimizde, Mutfakta çayınız ve ikramlarınız hazırdı. Emeğinize sağlık. Teşekkür ediyoruz. Ziyaretçilerinize de böyle mi davranıyorsunuz?
& Çok güzel düzenlenmiş, bol meyve ağaçlarıyla geniş bir bahçeniz var. Eviniz de oldukça büyük. Tek başınıza ve ilerlemiş yaşınızla bunları da yapıyorsunuz?
& Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin. 88 yaşındasınız. Sizi Bayrağımızla ve Atatürk Posterleriyle katıldığınız bütün törenlerde yürüdüğünüzü ve yorulmadığınızı da görüyoruz. Bu enerjiyi neye borçlusunuz?

& Size, Devlet büyüklerimizden, Yerel Yöneticilerimizden gösterilen ilgiden memnun musunuz? Beklentileriniz var mı?
& Atatürk’e olan sevginizi, Onun için yaptıklarınızı biliyoruz. Yaşamınızda unutamayacağınız bir anınız var mı?
UNESCO tarafından “insanlığın somut olmayan kültür mirası listesinde “yer alan Kırkpınar yaşayan tarihtir. Hem spordur, hem gelenektir, hem kültürdür. Dipdiri dündür. Umut dolu ve bizi geçmişle bütün kılan yepyeni ve aydınlık bir gelecektir.
Bu yıl 665. Yılını yaşayacağımız Kırkpınar’ın bu günlere gelmesinde başta Edirne Belediye Başkanlığı olmak üzere, Güreş severlerin, Pehlivanların ve Kırkpınar ağalarının büyük payı vardır. Emek veren herkesi minnet ve saygı ile anıyorum.
Kırkpınar’ı 665 yıldır günümüze taşıyan kendine has öğeleri ve ona ruh veren incelikli ritüelleri vardır. Asırlar geçti Kırkpınar kültürünün özü hep yaşatıldı. Ancak Kırkpınar ile ilgili birçok gelenek son 50-60 yılda değişti veya terk edildi. Örneğin Hakem ve cazgır kıyafetleri, Kıspetler, Zembiller, Maniler, Peşrev, Kırkpınar uygulamaları ve Güreşin şekli değişti. Puanlama dediler, Lig dediler, Kota koydular. Puanı yeterli değil diye hayatlarını güreşe adamış iki genç Baş Pehlivanı geçen yıl Er meydanından men ettiler, Güreşteki ilgiyi, merakı, seyir zevkini ve heyecanı bitirdiler, Kırkpınar’ın özüne dokunmaya çalışanlara gıkınız çıkmadı!
Otuz yıldan beri zaman zaman gündeme geldi tartışıldı. Kırkpınar’ı Edirne’den almak isteyen kendini bilmezlere topyekün bir tepki dahi verilemedi. Şimdi Güreş alanı yerinin değiştirilmesi gerekliliği veya zorunluluğu gündeme gelince mangalda kül bırakmayanlar ortaya çıktı. Merak etmeyin ne kültür bağında bir kopukluk olur, ne mekansal hafıza yok olur, ne de Er meydanı olmaktan çıkar!
Geçtiğimiz Cumartesi günü Edirne Kent konseyi duyarlılık göstererek Eymeydanı’nın Geleceği konulu Kırkpınar yerleşim alanı Forumu düzenledi. Böylesine önemli bir konuya ilginin yeterli olmadığını öncelikle ifade etmeliyim. Konuşmacılar bilgilerini, eleştirilerini, önerilerini dile getirdiler. Katılımcılar da söz alarak duygu ve düşüncelerini paylaştılar.
Ben de; Kırkpınar çayırında yıllarca görev yapmış, Edirne ve Kırkpınar’ı çok seven bir kentli olarak Forum’a katıldım. Söz istedim ve şunları ifade ettim.” 665 yıllık tarihi geçmişe sahip Ata sporumuz Kırkpınar yağlı güreşleri 102 yıldan beri Edirne Sarayiçi bölgesinde yapılıyor. Başlangıçta ağaç dalları gölgesinde derme çatma tribünlerde izlenen güreşler bugün dönemin koşullarına göre hazırlanan alanlarda izleniyor. Ancak , Güreş sahası, ihya çalışmaları devam eden Edirne Sarayının Has bahçesinde bulunuyor. Burası Sit alanı. Korunması gerekiyor. Yeniden inşa da söz konusu olamayacağına göre ve Sarayın da tüm unsurları ile düzenlenmesi , kent kültürüne ve Turizmine kazandırılması gerektiğinden, Güreş sahasının yeni bir alana taşınması gerekiyor. Kurumlar da bu konuda çalışıyor. Bugün bu Forumda, konu ile ilgili düşünceler paylaşıldı. Netice olarak ben de şunu söylemek istiyorum. Kırkpınar kavramsal bir oluştur. Onu fiziksel alan üzerinden tanımlayamayız. Pehlivanlık kavramının korunması esastır. Uygun bir alana taşınması UNESCO açısından da sorun teşkil etmez.” Dedim.
Şunu da ifade etmeliyim; Nacizane önerim, Madem ki Güreş alanı bir başka alana taşınacak, yer konusunun araştırılması, projelendirilmesi çalışmaları Valilik ve Belediye ortak çalışmalarıyla sürdürülüyor. Seçilecek alan her şeyden önce, gerek Kırkpınar haftasında gerekse kentte yapılan diğer sosyal etkinliklerde, Geleneksel ve her türlü sportif faaliyetlerin yıl boyunca yapılacağı bir yer olarak tasarlanmalı ve Kent trafiği öncelikler arasında olmalıdır. Edirne’nin en önemli sorunlarından birinin Ulaşım ve Trafik sorunu olduğu mutlaka dikkate alınmalıdır. Geleceği düşünmeden yapılacak uygulamalar mevcut sorunlarımızı çözülemez hale getirmemeli.
Yukarıda kısaca değinmiştim. 30-40 yıldır, zaman zaman Kırkpınar’ı başka Şehirlere, başka bölgelere taşımak isteyen bedbahtlar olmuştu. Edirne denince akla ilk gelen değerimiz KIRKPINAR’ dır. Bu güne kadar 665 yıllık köklü geleneği Edirne’den koparmaya kimsenin gücü yetmedi, bundan sonra da yetmeyecektir. Vesselam…

Ülkemizin batıya açılan kapısı, Avrupa’dan Ülkenize girişte ilk il merkezi konumundaki Edirne birçok uygarlığın geçişine tanıklık etmesi sebebiyle binlerce yıllardan bu yana iskan edilmiş antik bir yerleşim merkezi özelliğine sahiptir.
Eski ve yeni olmak üzere, Edirne il merkezi iki bölümden oluşmaktadır. Bu durum hızlı kentleşmenin getirdiği bir sonuçtur. Bir bölümü imar ve inşa ederken diğer bölümü ihlal ve ihmal etmek hayatın olağan akışına da terstir diye düşünüyorum. Bu durumu örnekleriyle, belgeleriyle , tüm gerçekliği ve açıklığıyla masaya yatırmak istiyorum. Sabır taşı çatlamasa belki bir süre daha tahammül edebilirdim. İnsanız bir yerde patlıyoruz..
Uygulanan imar planları çerçevesinde uzun yıllar önce başlayan ve tam hızıyla devam eden yeni yerleşim alanlarındaki yapılaşmalar beraberinde birçok sorunları da getirmiştir. Her şeyden önce altyapı eksikliği, İmar uygulamaları, İnşaat ve iskan süreçlerinde yaşanan ağırlaştırılmış bürokratik işlemler, İskan edilmeden sonra Kentlilerin yaşadığı sorunlar.. Bunlara daha ekleme yapmak mümkün..Bu sorunların odağında ve çözüm noktasında tek kurum tabi ki Belediyedir..
Belediyenin kentsel hizmet sunumundaki başarılarını takdir ettiğimiz, övdüğümüz kadar, Hatalı uygulamalarını Belde halkı olarak eleştirme hakkımız da vardır. Bu düşünceden hareketle Ülkemizin çok az kentinde görülen ama Edirne’de yıllardır uygulanan şu Baza tipi inşaatlar konusuna parmak basmak istiyorum. Nasıl bir plandır, Nasıl bir kentleşmedir anlamak mümkün değil. Müteahhide, arsa sahibine daha fazla katkı sağlamak için ucube bir kentleşme ortaya çıkarıyorsunuz.
Yıllardır bu neden görülmüyor. İki bitişik parselin birine 7 kat, diğerine 9 kat inşat izni verilmek hangi plan mantığıyla bağdaşıyor. Baza’lı projelere işyerlerini koydunuz, üstlerine de Home Ofis dediğiniz bağımsız bölümleri oturttunuz, Mesken olarak da tamamladınız,sonra da diğer konutları inşaa ettiniz..Bitti mi? Hayır..
Projedeki tüm yapının ¼ işyeri ve Home Ofis(Tapu dairesi buralara da niteliğine İŞYERİ tescili yapıyor) 27 daireli bir apartmanın 7 si işyeri. Ne oluyor biliyormusunuz? Edirne’de bu konuyu bilen ve sıkıntısını yaşayan binlerce mağdur var! Neden mağdurlar..Mesken olarak kullandıkları mekanlarında Elektirik,Su sarfiyatları ile Vergilerini işyeri tarifesinden ödüyorlar.
Üstündeki komşusu aynı sarfiyata 3 ödüyorsa, aşağıdaki 6 ödüyor.. Bu haksız, adaletsiz uygulamayı Belediye bilmiyor mu? Biliyor ama halen o uygulamaya dur demiyor! Vatandaş feryat ediyor, düzeltin bu uygulamayı diyor. Dinleyen yok. Binlerce insanın bizzat mesken olarak kullandığı, Ancak tapusunda niteliği İŞYERİ ifadesini değiştirmek bu kadar zor olmamalıdır. Sonra da Hak, Hukuk, Adalet sloganları atıyoruz..
Gelelim şehrin eski mahallelerine; Belediyelerin en temel görevi şehrin planlı, gelişimini sağlamaktır. Merkezdeki eski mahallelerin imar ve mülkiyet sorunları, Gecekondulaşmış ve maili inhidam(Yıkılmak üzere)yapılarının çoğunlukta olduğu bilinmekte ve görülmektedir. Şehir genelinde uygulanması gereken altyapı çalışmalarına bile başlanamayan, bugüne kadar revizyon ve parselasyon plan çalışmalarının tamamlanması gereken eski mahalleler konusunda ne yazık ki büyük bir ihmal ve sorumsuzluk vardır.
Toplum vicdanını rahatsız eden uygulama hatalarını düzeltme, İmar adaleti sağlama, Planlı, sağlıklı, düzenli şehirleşmeye yönelik dönüşüm uygulamalarına çoktan başlanmış olması gerekirdi. Bu konudaki taleplerin de sürüncemeye bırakıldığı esef vericidir.
İşte benim de yaşadığım tanık olduğum somut bir örnek. Eski mahallelerden, Meydan Mahallesinde malik olduğum ve imar kısıtlaması bulunan bir arsam için, ayrıca oradaki taşınmaz sahibi 5 kişinin, 5 yıl önce bu günlerde Belediyeye vermiş oldukları dilekçeleri arşivin tozlu raflarında beklemektedir. Bir işlem tesis edilmemiştir.
Beş yıldan beri gerek önceki dönemde gerekse bu dönemde konunun yorulmayan takipçisiyim. Belediyenin önceki dönem Başkan yardımcısı, İmar işleri Harita bölüm sorumlusu ve çalışanlar nezdinde sık sık temaslarım oldu. İnanamayacaksınız her defasında olumlu beyanlarda bulunuldu. Bitti bitiyor denildi, Ancak hiçbir çalışma yapılmadığı Kadostra ve Tapu daireleri temaslarımla ortaya çıktı.
İnanılacak gibi değil, birim sorumlusu ve çalışanlar ada ve parsel bazında değişiklik taleplerimize yalan söyleyerek yıllarca konuyu sürüncemeye bırakmışlardır. En yetkili üstlerine ve talep sahiplerine yalan söyleyerek görevlerini ihmal edenleri buradan bir kez daha kınıyorum.
Sormak istiyorum, Eski bir mahallede Ada ve parsel bazında , Mülkiyet ve tasarruf hakkının sağlanması için 5 yıldır ufacık bir imar düzenlemesini yapmayı beceremeyen bir anlayış, bir zihniyet geniş kapsamlı bir kentsel düzenlemeyi nasıl yapacaktır? İmar yasasında; Görevinizi savsatın, İhmal edin, Sorumlu davranmayın, Vatandaşın talebini öteleyin, Kentin imar ve inşaasını boşverin, Vatandaşa ve Emrinde olduğunuz Amirinize yalan söyleyin diye bir madde mi vardır?
Netice itibarıyla, Bu kadim kenti çok seven, layık olduğu yere gelmesi için ömrü boyunca bu kent için çalışan biri olarak yazımı şöyle tamamlamak istiyorum. Belediye, Edirne’de Kentleşme ve kentlileşme konusuna hassasiyetle yaklaşılmalı, Gerek Belediyecilik hizmetlerini gerekse kentsel dönüşüm alanındaki halkın sosyal ve psikolojik uyumunu yeteri kadar dikkate almalıdır.
Kent merkezinin yenilenmesi, Sağlıksız alanlarının düzenlenmesi olgusundan hareketle Kent halkının daha sağlıklı evlerde rahat yaşaması ve şehrin güzel bir görünüme, Turizm potansiyelinin arttırılmasına yönelik projelerin uygulamasına zaman kaybetmeden mutlaka başlamalıdır.

