01 Eylül 2026 Salı
Türkiye bir etnik mozaik değildir
Anlamını Kaybeden Sinemanın Hikâyesi
19 MAYIS 1919 VE ÖNEMİ
Çalışan Mutluluğu: İş Yerinde Mutluluk Neden Önemli?
CHP'li mecli üyesi tutuklandı
KIRKPINAR: BİR GÜREŞTEN ÇOK DAHA FAZLASI
Artık dinin değil de doğrudan doğruya sanatın malı olan ve bir Sinan mimarisinin erdiği mükemmeliyete kavuşan güzel yazılardan sonra aynı sergide tahta ile sedefi şiirle musiki gibi birbirine mezcetmesini ****bilen Vasıf’ın eserlerini, binbir gece masallarından inen bahçeleri bir cilde sığdıran Bahaettin’in göz nuruyla örülmüş işlerini göreceksiniz. Bu sanatkarlar bize yalnız eserlerini bırakıp gitselerdi, bıraktıkları eserle onları unutmamıza imkan yoktu. Fakat bizi asıl sevindiren onların arkalarında eserlerinden mada, eserlerini hakkıyla yaşatacak olan talebeler bırakmalarıdır. Türk tezyini sanatlar sergisinde eserlerini büyük zevkle – bu arada, tuğralarıyla meşhur üstat İsmail – seyrettiğimiz üstatlar iki seneden beri Güzel Sanatlar Akademisinin şark tezyinat kısmında muallimdirler .
Güden güne azalarak nihayet müzelerin malı olmaya mahkum olan Türk tezyini sanatlar üzerine Maarif Vekaletimiz tam zamanında elini uzatmış ve kemal devresine çoktan giren, bu güzel ırmağın müzelere sessizce akıp gitmesine mani olarak onu hayata karıştırmıştır.
Karagöz Sergisi.
Akademinin sürpriz dolu salonlarından birisini de ressamlarımızdan Güzin Feyhaman’ın (11) senelerden beri büyük bir sevgi ve vukufla gerek müzelerimizden, gerek hususi koleksiyonlardan kopya ettiği Karagöz ailesi işgal etmiştir. Güzin Feyhaman’ın suluboyaları, şeffaf ve renkli bir deri hissi vermeye muvaffak oldukları için bu sergi bize hakiki Karagöz ailesini bütün zenginliğiyle tanıtmaktadır.
Bütün hususiyetini hareketine borçlu olmasına rağmen Karagöz ailesinden birisinin tesbit edilmiş bir tek hareketine ne büyük bir ifade kudreti teksif edilmiştir. Bence karikatür hiçbir zaman Karagöz’ün eriştiği ifade kudretini ve onun sadelik içerisindeki zenginliğini geçememiştir. Karagöz’ün nasıl olup da, bugüne kasar, yamyamların sanatındaki ifade kudretine bile hayran olan modern Fransız resmi tarafından keşfedilmediğine hayret olunur.

Vahşi kavimlerin kayıkları ve kürekleri üzerine çizdikleri nakışlar bile bugün Avrupa’ya gelmiş ve tezyini sanatların bazı şubelerine karışmıştır. Rengi, hareketi ve esprisi ile dört başı mamur bir müessese olan Karagöz bize ‘’Karagöz ‘’ adlı bir gazeteden başka hiçbir şey ilham etmemiş ve artık hemen hemen müzelik olmuştur.
Kıymetli karikatürcülerimizden Sedat Nuri bir aralık Karagöz’ü ‘’ Yeni Adam’’ mecmuasında ele almış ve bize fevkalade kuvvetli desenler vermişti.
Karagöz’de muhakkak ki birçok sanatkarımızı abat edecek bir kuvvet teksif olunmuştur. Bence Naşit (12)en kudretli jestlerini Karagöz’e borçludur. O belki haberi olmadan Karagöz’ün tesiri altında kalmş ve belki de ilk defa olarak Karagöz’deki ifade kudretini sezen Naşit onu sahneye çıkarmış ve muvaffak olmuştur. Kim bilir belki bir gün Karagöz en mükemmel yerini sinema perdesinde bulacak ve Miki Fare’nin pabuçlarını dama atmakta müşkülat çekmeyecektir.
Mitat ÖZAR’ın Afiş Sergisi.
Dört Beş seneden beri yaptığı afişlerle renk ve çizgiye hasret çeken yollarımızın yüzünü güldüren Mitat, genç ve değerli sanatkarlarımızdandır. İstanbul Sanayii Nefise’sinden mezun olduktan ve Fransa’da resme ve afişe çalıştıktan sonra beş seneden beri Akademimizde Afiş Muallimliği yapan Mitat, sergisinde yüz parçaya yakın eser teşhir etmektedir. Şimdiye kadar muhtelif firmalar için yapmış olduğu afişlerden bir kısmının baskılarıyla orjinalleri arasındaki farkı görerek baskı işlerinde henüz çok)zayıf olduğumuzu anlamak işten bile değildir.

Matbaanın ve hiç kimsenin müdahalesi olmadan yaptığı afişlerde Mitat’ı çok daha olgun ve kuvvetli buluyoruz.
Sanatkarı her zaman kendi hizasına indirmeye ve ona kendi zevkini aşılamaya çalışan piyasa, bilhassa her zaman kendisiyle temasa mecbur olan afişin en büyük düşmanıdır.
Mitat, piyasayı memnun etmeye çalışırken mütemadiyen aynı havayı çalışmaya mahkum olan bazı afişçilerin düştüğü hatadan uzaklaşarak bize özlü sözler vermektedir.

DİP NOTLAR.
*Münekkit – Eleştirmen. Bir sanat eseri üzerine düşünce ve görüşlerini yazmak.
**Sinn – i rüşte – Ergenlik yaşı. Reşit olma.
***Velud – Doğurgan verimli.
****Mezcetmek – Birbirine katmak, karıştırmak, birleştirmek. Harmanlama işi.
1 – Tan Gazetesi. 1935 – 1945. Zekeriya SERTEL, H. Lütfü DÖRDÜNCÜ, A. Emin YALMAN ve Rıfat YALMAN gazetenin ilk kurucuları ve sahibidir. Daha sonra 1945 yılında Tan Bankasına kadar Zekeriya – Sabiha SERTEL tarafından yönetilmiştir.
2 – İhsan ÖZSOY – Sanayi -i Nefise Mektebinin ilk öğrencindendir. Mezuniyetinin ardından Paris’e gönderildi. Dönüşünde 1908 de OSGAN Efendinin emekli olmasıyla Heykel bölümünün başına geçti. 1867 – 1944 İstanbul.
3 – Zühtü MÜRİTOĞLU – Cumhuriyet döneminin ilk kuşak Türk heykeltraşlarındandır. Modern Türk heykel sanatının öncülerindendir. İhsan Özbey ve Rudelli nin atölyelerinde çalışmıştır. Devlet bursu ile Paris’e gitti. Colorossi Akademisinde eğitimine devam etti. Yurda dönünce öğretmenlik yaptı. Akademide Öğretim Üyesi oldu. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde anıtlar ve Atatürk heykelleri vardır. İstanbul Resim ve Heykel müzesi başta çeşitli müzelerde eserleri yer almıştır. 1906 – 1992 .
4 – Ali Hadi BARA – Paris’e giderek ünlü hocalarla çalıştı. Akademide Heykel Bölümünde hocalık yaptı. 1906 Tahran – 1971 İstanbul.
5 – Mustafa Nusret SUMAN – Balkan göçmenidir. Devlet bursuyla Avrupa ya gitmiştir. Münih ve Paris te eğitim almıştır. D gurubu kurucu üyesidir. Atatürk’ü konu alan 20 ye yakın çalışması vardır. Büst ve anıt heykelciliğin önemli temsilcisidir. 1905 – 1978.
6 – Ratip Aşır ACUDOĞLU – Akademide İhsan ÖZSOY un öğrencisi oldu. Paris te Antoine Bourdelle gibi önemli sanatçılarla çalıştı. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliğinin kurucularından oldu. 1898 – 1975 İstanbul.
7 – Hoca Ali Rıza Bey – En önemli manzara ressamlarındandır. Asker ressamlar kuşağının önemli isimlerindendir. Askeri ve sivil okullarda resim dersleri vermiştir. Çalışkanlığı ile II. Abdülhamit tarafından Nişanla ödüllendirildi. 1914 kuşağına hocalık yapmıştır. Saray bahçelerinin dışına çıkarak kırlarda sahillerde çalışmalar yapmıştır. Deniz kenarında kayalıklar realist gözlemle betimlenmiştir. Karakalem desenlerini öncelikle belirtmek gerekiyor. Suluboya, guaş ve yağlıboyalarında bir incelik görülür. Eksteriyor – dış mekan resimleri ile enteriyör – iç mekan etütlerinde gündelik eşyalar ile güçlü bir anlatıma, ifade gücüne sahip olmuştur. Üsküdar semti ile özdeşleşmiş bir kişiliktir. 1858 – 1930 İstanbul.
8 – Nazmi Ziya nın son yılların da ki evi Süleymaniye semtindedir. Planını bizzat kendi çizdiği ve yapında da bulunduğu bu sağa doğru devam eder ve ev küçük bir ahşap konak tipindedir. Ön bahçesinde küçük bir mermer havuz bulunmaktadır. Evinin yan sokağına bakan yüksekçe bahçe duvarı yer alır. Sokağa açılan Aşı boyalı bahçe kapısı resimlerine de konu olmuştur. Bu sokak kısa bir yokuşla yukarıya sağa doğru devam eder ve yokuş biter . Bu sokağın adı Avni Paşa sokağıdır. Bu sokağı evinin bahçesinin önünden geçen Kirazlı mescit sokağını dik olarak keser. Evinin önü açık olduğu için bahçenin sağ tarafından Fatih camii görülür. Fatih camiini de resimlemiştir. Cıvıl cıvıl pembeli morlu ışıklı renkler. Fransız eşi Marcelle Chevalier dir. İki kızı olmuştur. Canan ve Mihriban hanımlar. 1960 lı yıllarda sanıyorum tam tarih veremeyeceğim. Akademinin hocalarından Yüksek Mimar Ferruh Narman, ön bahçeye iki katlı kagir betonarme bir dubleks ev projesini çizmiştir. Çocukluğum bu evde geçti. Üvey anneanem Saime Yüce de bu evde oturuyordu. Mihriban hanım ve eşi Emin Yüce, çocukları Ayten ve Mustafa Yüce, Canan hanım ve Saime hanımla bu evde yaşadılar. Hiç unutmuyorum. Bu evin kapısından içeri girince, kapının üstünde elips şeklinde Nazmi Ziya’nın tahta bir resim paleti asılıydı. Evin her odasında Nazmi Ziya’ nın resimleri asılıydı. Şimdi bu evin bahçe duvarı ve aşı boyalı kapısının resmini paylaşıyorum. Soldan resme girmeyen 4. Ev. Oda üç katlı ahşap bir bina. Benim 5 yaşına kadar oturduğumuz evdir. Nazmi Ziya her gün, istisna olabilir. Sabah tuval ve boyalarını alır ve evden çıkar. İstanbul’un her köşesinden çalışmıştır. Elinden her iş gelir. Çocuklarının ayakkabılarını tamir edip pençe bile yaptığı anlatılır.
9 – İslam’da Tasvir (Resim) yasağı – Fatih Sultan Mehmet’in1480 yılında ressam Gentile Bellini’ye ünlü portresini yaptırması. İslam dünyasında Tasvir yasağı geleneğinin kırılması ve ayrıca istisnasıdır. Bunun iki nedeni olabilir. Dini kurallar( Şeri Hukuk )padişahın mutlak idari yetkisi (Örfi Hukuk, . Devletin bekası, yönetimi, siyasi ve prestiji bakımından hükümdarında gücü söz konusu olduğunda dini yorumlar esneye bilir. Vizyonu olarak İstanbul’un fethinden sonra İslam Halifesi Sultanı sıfatı yanına ‘’Kayser -i Rum ‘’ Roma İmparatoru olarak bu ünvanı da kendinde görmesi. Fetih ile birlikte Romanın başına geçmiş oluyor. Avrupa’daki Rönesans hükümdarları gibi kendi gücünün ölümsüzlüğünü portreler ve madalyonlar aracılığı ile göstermiş oluyorsunuz. Bu Fatih’in Örfi Hukukunun tecellisidir. Tahta geçen oğlu II. Beyazıt, çok daha dindar olduğu için, gelenekçi ve ulemanın görüşlerine bağlı kaldığı için ilk işi batı tarzı tabloları, figürlü sanat eserlerini dinen uygun olmadığı için saraydan çıkartılmasını emir buyuruyor. Resimler önce mahzenlere kapatılıyor. Daha sonra elden çıkarılıyor. İstanbul’da bit pazarına düşüyor. Bu esreleri Venedikli tüccarlar satın alıyor. Bu portre Avrupa’da yüzyıllarca korundu ve Londra’da National Gallery de sergilenmektedir. 2020 de İBB tarafından Londra’da ki açık artırmada, G. Bellini atölyesinde üretilen ikinci bir orijinal Fatih portresi satın alınarak İstanbul’da koruma altına alınmıştır.
Tabi bu portre, Osmanlı resim sanatında da etkili olmuştur. Minyatür sanatını da çok etkilemiştir. İslam dünyasına uygun şekilde iki boyutlu (hacimsiz, gölgesiz ve perspektifsiz) olan minyatür sanatına uyarlandı. Sonraki yıllarda Şahkulu ve Levni gibi saray nakkaşları padişahların gerçeğe çok yakın yüz hatlarını yansıtan resimlerle padişah albümleri hazırlandı. Şemsettin Sami – Hünernamesi gibi.
Tasvir yasağı, canlı insan ve hayvan figürlerinin resim ve heykel ve benzeri yollar ile betimlenmesinin dinen sınırlandırılması, yasaklanması demektir.
Kur’an -ı Kerim de canlı tasvirlerin veya heykellerin doğrudan ve açık bir şekilde yasaklandığı ayet yoktur. Hadislerde tasvir yasağına dair hükümler çoğunlukla Hz. Muhammed’in sözlerine ve uygulamalarına dayanır. Allahın yaratma sıfatına öykündükleri belirtilir. Asıl ana sebebi ise putperesliğe, şirk’e ve tasvir edilen varlığa karşı gelecekte tapınma riskine karşı önlem için düşünülmüştür. Bu nedenle soyut düzenleler ve süsleme sanatı, bezeme gelişmiştir. Buna rağmen, örneğin taş işçiliğinde mükemmel formlara ulaşılmıştır. Kamusal alan olan Cami ve mescitlerde mukarnaslar göz doldurur. Türk üçgeni’de denilen mimari geçiş formu, pandantiflerin yerini almıştır. Divriği Ulu camii gibi taç kapısındaki taş işçiliği ve figürler heykel formundadır.
Emeviler döneminde tasvir yasağı gibi algılar, genel kabullerin tersine camii gibi mekanların dışında saray ve kasırlarda insan ve hayvan figürleri ile heykeller yoğun şekilde kullanılmıştır. Qusary Amra ve Hirbetül Mefcer de duvar resimleri, freskler ve insan heykelleri yer almıştır.
Asıl tasvir yasağı İkonoklast, tasvir kırıcı, put kırıcı anlamında Bizans sanatında 8. ve 9. Yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu çağında, dini İkonların heykellerin, kutsal tasvirlerin ( Hz.İsa nın resimleri) kullanılmasına karşı çıkılmış ve akımın adı olmuştur. Mecazi anlamı ise geleneksel değerlere, tabulara, dogmalara karşı çıkış demektir. Hz. İsa nın tasvirlerinin yasaklanması da tabulara karşı çıkmakla yorumlanmış. Çünkü Allaha değil İsa nın tasviri karşısında dua edilmesi söz konusu olduğu için.
Hz. Muhammed in yüzünün minyatürlerde bezle örtülmesi de bir anlamda İkonoklast bir harekettir. Hz. İsa gibi tapılacak bir nesne ( Resim ) olarak bakılmasın diye yorumlana bilir. Ancak Hz. Muhammedin yüzünün örtülmesi minyatürlerimiz de 16. Y.Y itibariyle başlar.17. Y.Y da tamamen yerleşir. İslam dünyasında yüzü kapamak 13.Y.Y başlarında görülür. Erken dönem İlhanlı ve Timurlu minyatürlerinde. Örneğin Miraçname ve Camiüt -Tevarih de Peygamberin yüzü, saçları ve sakalı açık ve net bir şekilde görülür. 1500 lere doğru hem Osmanlı da hemde Safevi topraklarında dini hassasiyet nedeniyle peygamberin yüzü örtülmüştür. İkon kırıcılığından 600 sene sonra İslamiyet de görülmesi de ilginçtir. İslamiyet den takriben 878 yıl sonra görülmesi de İslamla ilgili değildir. Kişisel olarak tarikatlar, cemaatler eliyle ulamalar tarafından ve devlet erk’i ile oluşan bir uygulama olabileceğini söyleyebiliriz.
10 – Hacı Ahmet Kamil AKDİK – XIX ve XX yy Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi hattatlarındandır. Hocası İsmail Hakkı Efendidir. 1879 yılında devrin büyük üstadı Hattat Sami Efendiye intisab etti. Sülüs ve Nesih yazıları ile meşk edip icazet aldı. Şöhreti ve kemalatı sebebiyle 1894 de Divan – ı Humayun Muhimme kalemine nakolundu. Galatasaray Sultanisinde de Yazı Muallimliği yaptı. 1861 – 1941. İstanbul.
11 – Güzin Duran Feyhaman – Feyhaman Duran ın eşidir. İnas Sanayi – i Nefise Mektebinin ilk mezunlarındandır. Yağlıboya Manzara ve Natürmort resimleri ile bilinir. Bunun yanı sıra hat levhaları. Yazı – Resim türünde eserleri bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonunda 200 ü aşkın suluboya resimi bulunmaktadır. Empresyonist tarzda çalışmalar yapmıştır. Topkapı Sarayı Müzesinde 1979 da Güzin Duran Suluboya ve Karagöz resimleri sergisi açılmıştır. Bu serginin açılışında da Taceddin Diker ve Orhan Kurt un sunduğu Karagöz gösterisine de yer verilmiş. Özellikle şeffaf suluboya ile karagöz çalışmaları yapmıştır. 1898 – 1981 İstanbul. Deve ve manda derisi kullanılır. Et ve yağ tabakasından arındırılır. Zımpara ve bıçak yardımı ile iyice sıyrılarak ışığı geçirecek kadar ince şeffaf hale getirilir.
12 – Naşit ÖZCAN – Komik -i Şehir. Şehrin komiği ünvanıyla tanınan, geleneksel Türk tAbdi Efendi iyatrosunun ve tuluat’ın en büyük ustalarından biridir. İbiş tiplemesini en iyi ve özgün şekilde canlandıran sanatçımızdır. Adile Naşit ve Selim Naşit in babasıdır. Şehzadebaşı’nda dünyaya geliyor. İlk tiyatro tanışıklığı evlerinin yakınında bulunan Abdi Efendi tiyatrosu oldu. Oyunculuk yaşamı Mızıkan – i Hümayun da eğitimini tamamlayınca Abdürrezzak Efendinin yanında başladı. Kavuklu Hamdi ve Küçük İsmail’in orta oyunu topluluğu, Kel Hasan tuluat topluluğu, Manukyan topluluğu gibi ekiplerde çalıştı. Saray tarafından Fransa’ya gönderildi. Dönüşünde sarayda oyunlar düzenledi, pandomim topluluğu kurdu. Cumhuriyet döneminde orta oyunu, kukla, Karagöz ve Hacivat üzerine çalışmalar yaptı. Karagöz tiplemesini sahnede yansıtan kişi oldu. 1886 – 1943 İstanbul.
13 – Mitat ÖZAR – Türkiye’de Resim – Grafik tasarımı, Afiş ve İllüstrasyon alanlarında öncü olmuş bir sanatçımızdır. Akademide ilk Afiş atölyesini 1933 yılında kurarak Grafik Sanatlar eğitiminde bir ilki başlatmıştır. İhap Hulisi GÖREY ile Cumhuriyet döneminin ilk afişçileri olmuşlar. 1902 – 1940.
Yüksek Ressam
Mehmet Enis ŞENSEVER
28 Ağustos 2026
Münekkit*Gözüyle Satırlar
Bedri Rahmi Eyuboğlu
Ressam, şair, yazar ve Akademinin çok değerli hocalarından Bedri Rahmi EYUBOĞLU nun RESİM YAPARKEN adlı kitabından 20. Yüzyıla kapı açan ve 1930 lu yıllara doğru Cumhuriyet dönemine geçişin özeti gibi bir yazı kaleme almış. Beş ayrı sergi üzerinden ve farklı çalışma alanlarını içeren değinmeler ile değerlendirmelere yönelik, o günlerde sanatsal meselelere olan bakışı da yansıtan yazısını okurlarla paylaşmış oluyorum.

Tabi bunu yaparken de dip notlar şeklinde eklemelerim de olacak. Tan Gazetesi 19 Ağustos 1937 günlü nüshasında çıkan yazısı. (1)
Geçen sene yine bu günlerde bize ‘’ Türk Resminin elli senesini’’ mükemmel bir çerçeve içerisinde seyrettiren Güzel Sanatlar Akademisi bu senede, her birisi üzerinde ayrı ayrı durulmaya değer beş sergi hazırlanmış.
1 – İlk Türk heykeltraşları sergisi.
2 – Ressam Nazmi Ziya’nın 35 senelik sanat hayatından alınmış 300 resimlik sergisi.
3 – Türk Tezyini sanatlar sergisi.
4 – Karagöz sergisi.
5 – Mitat’ın Afiş sergisi.
Akademinin muhtelif salonlarında tanzim edilen bu dolgun sergiler şimdiye kadar her sene birkaç eserini görmekle, kendileri hakkında tam bir fikir edinemediğimiz sanatkarlarımız üzerinde ayrı ayrı birer pertavsız gibi durmaları ve eserlerini bütün teferruatıyla tetkik etmemize yardım etmeleri itibarıyla çok mühimdir.
İlk Türk Heykeltraşları Sergisi.
Memleketimizde ilk defa olarak yalnız Türk Heykeltraşlarının eserlerinden müteşekkil bir sergi görüyoruz. Türk Heykeltraşlarıyla bugüne kadar ancak resim sergilerine gönderdikleri birkaç eserle tanışıyor ve bu sergilerin arasına giren mesafenin uzunluğu içerisinde onlardan gördüğümüz bu birkaç eser karşısında
Bir çiçekle bahar olmaz !.. deyip işin içinden çıkıyorduk.
Halbuki Türk heykeltraşlığı vardı. Onun elli senelik bir mazisi ve bu maziyi sırtında taşıyan bir heykeltraş İhsan’ı vardı.(2) Bu günkü Türk heykelini yetiştirmek için bir nesil ihtiyarlamıştı. Bu nesli, bugünkü genç olgun Türk heykeltraşlarının hepsine hocalık etmiş olan İhsan temsil eder. Onun yetiştirdiği gençler Avrupa da zamanımızın en büyük heykeltraşlarının yanında senelerce çalıştıktan sonra gerek oradaki büyük sergilere kabule muvaffak oldukları eserlerin, gerek memleketimizde teşhir ettikleri özlü ve sağlam etütleri ve Anadolumuzun muhtelif köşelerine diktikleri abidelerle olgunluklarını ve varlıklarını ispat etmişlerdir.
Heykelde formun ve sadeliğin ehemmiyetini fevkalade iyi kavrayan Zühtü MÜRİTOĞLU’nun olgun büstleriyle (3), Hadi’nin (4), Nusret’in (5) ve Ratip’in (6) muhtelif vilayetlerimize yaptıkları abideler hakikaten gerek İstanbul’da ve gerek Ankara’da ecnebi sanatkarların elinden çıkan eserleri kıskandıracak kasar güzeldir. Burada bizim göğsümüzü kabartan da henüz elli senelik bir mazisi olan Türk heykelinin, heykele beşiklik eden yerlerde yetişen ecnebi sanatkarlarıyla boy ölçüşmesi, bundan sonra Türk abidelerini ecnebi heykeltraşların değil, artık sinni rüşte ** vasıl olan ve yaptıkları abidelerle ellerinde tunçtan şahadetnameleri bulunan Türk heykeltraşlarının yapacağıdır.

Türk heykeltraşlarının en muvaffak etüdlerini bir araya toplayan Akademi Heykel Sergisinde Hadi’nin Adana, Ratip’in Menemen ve Nusret’in Tokat abidelerinin muhtelif cephelerinden alınmış daha büyük fotografilerini de görmek isterdik. Memleketimizde ecnebi sanatkarların yaptığı eserlere mecmualarımızdan tutun da şeker ve çukulata kutularının üzerinde bile rastlarken Türk çocuklarının eserleri etrafında en küçük bir alakanın esirgenmediğini ( esirgendiği olacak. MEŞ ) ekseriya gazetelerimizde görüyor ve üzülüyoruz. Gazete sayfaları arasında kaybolan birkaç satır, mesela filan vilayetimizde bir Türk sanatkarı tarafından bir abide dikildiği haberini vermekle kalıyor. Gazetelerimizde yapılan eserin mükemmel birkaç fotoğrafına rastlamak şöyle dursun, eseri yapan Türk sanatkarın ismini bile öğrenmek nasip olmuyor. ( bu siteminde çok haklıdır. MEŞ )
Nazmi Ziya Sergisi.
Bu sergi, bize memleketimizde ilk defa olarak bir sanatkarı tam olarak tanıtması itibariyle yepyeni bir sergidir. ( Kişisel sergi- Solo sergi) Nazmi Ziya’nın 35 senelik sanat hayatının, Akademinin iki büyük salonuna dolup taştığını görüyoruz. Bundan 35 sene evvel resme başlayan Nazmi Ziya’nın bir arı gibi nasıl çalıştığını, sanatını emmek için nerelere konduğunu, velhasıl 35 senelik bir sanat hayatının nasıl doğduğunu zevkle seyrediyoruz.
Altmışına yaklaştığı halde genç ve dinç kalan ve durup dinlenmeden muntazaman çalışan Nazmi Ziya ressamlarımız arasında en velududur. ***

İlk eserinde hocası Rıza beyin (7) ve meşhur Fransız ressam COROT nun tesirleri görülmesine rağmen o sanat hayatı boyunca tesir altında kalmamaya muvaffak olmuş ve Rıza beyin ‘’ tabiattan başka hoca yoktur’’ nasihatine sadık kalmıştır.
Hiç kimsenin altında kalmayan Nazmi Ziya, yalnız tabiatın ve güneşin tesiri altında kalmıştır. Eserlerinin mühim bir kısmında eşyanın nötr bir ışık altındaki asıl anarenk ve formların değilde, daha ziyade günün herhangi bir saatinde tabiat üzerine düşen tesirleri karşısındaki ilk intibaını tespite çalıştığı için Nazmi Ziya ‘’ İmpressionist’’lerdendir. Nazmi Ziya halkımızın ‘’ Yakından bir şeye benzemeyen, ne olduğu ancak uzaktan bakıldığı zaman belli olan resim’’ diye tarife çalıştığı serbest bir çalışma tarzını memleketimize ilk getiren birisi olmuştur.
Nazmi Ziya nın bir çok resimlerinden alınan ilk intiba onun, güneşin, güneşli gölgelerin, güneşli toprakların ve güneşli denizlerin ressamı oluşudur.
Onun iliklerine kadar güneşle yoğrulan resimlerinde bir meyveye, bir yaprağa, bir dağ parçasına dokunsanız güneş fışkıracaktır. Nazmi Ziya güneşi bazen mavi, bazen turuncu bir boya tüpü gibi paletine sıkarak, Güneşi beziryağı ve terebantin gibi boyalarına karıştırarak çalışır.
Eseri 50 senelik Türk resmi içerisinde güneş dolu bir bahçe gibi uzayan Nazmi Ziya müstakbel müzelerimizde memleketimizde resmin mübeşşirlerinden olarak en mühim yerlerden birisini alacaktır. 1881 Aksaray. İstanbul – 1937 İstanbul. (8)
Türk Tezyini Sanatlar Sergisi.
Bu sergi, memleketimizde tezyini sanatlara bir ömür harcayarak çoktan olgunluk çağını aşan, fakat şimdiye kadar eserlerini teşhir etmeyi akıllarından bile geçirmeyen yaşını başını almış Türk tezyini sanat üstatlarının ilk ve belki de son sergileridir. ( Bugün geleneksel sanatlar olarak epey yol alınmıştır. Bedri Rahmi o günün koşulları içinde bunu söylemiştir. MEŞ ) Garpta din, güzel sanatların bütün şubelerinden istifade ederken, din ‘’ can vermek Allaha mahsustur ‘’ diyerek Türk sanatkarına resim ve heykeli haram etmişti. (9) (din diyerek İslam’ı kastediyor. MEŞ )

Form ihtiyacını mimari ile tatmin eden Türk sanatı çizgi ve renk hırsını da ancak çinilerinde, kilimlerinde ve halılarında, oymacılık ve kakmacılıkta, ciltte olduğu gibi birde ‘’ hüsnühat’’ta dindirebiliyordu. Güzel yazı yalnız mabetlerimizde değil, evlerimizde de garptaki resmin yerini almıştı…
Akademinin mükemmel bir sergi ile seyircilerine taktim ettiği şaheserler arasında, çapraşık Arap harflerini, dünyanın hiçbir tarafında nail olamadıkları, sadelik ve mükemmeliyete eriştiren Türk hattatlarının en sonuncularından olan ve şöhreti çoktan hudutlarımızdan taşan Reisülhattatin Ahmet Kamil’in (10) Hakkı ile Necmettin’in eserlerini bulacaksınız.

Resim – 5 Reisülhattatin Hacı Ahmet Kamil / Celi Sülüs zer – endud . bir levha
Konumuz olan sanat yapıtında özne sorununa son örnek te Picasso nun Mavi dönem resimlerinden (Mavi – yeşil tonlar egemendir) ‘’Çorba kasesi tutan kadın’’.1902-3 yılı. La Soupe- Çorba isimli tablosunda, Tuval üzerine yağlı boya ( Canvas – 15. 3/16 inç x 18. 1/8 inç) 38 x 57 cm. elinde çorba kasesi tutan bir kadın var. Çorbanın üzerinde buharı tütmektedir. Kadın eğilmiş ve gözleri kapalıdır. Solda ise beyaz giysili küçük kız ellerini kaseye doğru uzatmıştır. Resimde iki kişi görüyoruz. Picasso nun melankolik ve hüzünlü bir dönemidir. Bir kase çorbaya sevinen bir çocuk ve bunun vicdani rahatsızlığını hisseden bir kadın imgesi. İnsanların içinde bulunduğu ruh halinin hissedilir şekilde yansıtıldığını görüyoruz. Bu resmin öznesi KASE dir. Neyi tutuyor sorusuna çorba kasesi yanıtını alırız. Bu resim de KASE açık öznedir.

Resimde iki kişi var. Oysa biraz daha dikkatli bakıldığında ortada bir kadın görüntüsü daha ortaya çıkıyor. Çorbadan çıkan buhar aslında bir kadın figürüdür. Alt katmanlarında başka resimler olduğu anlaşılıyor. Sonra anlaşılıyor ki bu dönemde paraya ihtiyacı olduğu için eski tuvallerini tekrar tekrar boyamış, üzerine yeni resimler yapmıştır. Dolayısıyla resimlerinde çok kalın boya tabakası olduğunu uzmanlar ortaya çıkarmıştır. Bu resminin üzerinde 13 kat boya tespit edilmiştir. Resmin sahibi ‘’Art Gallery Ontario’’ yetkilileriyle birlikte Washington DC den görüntüleme uzmanı John DELENEY e giderek Picasso nun Mavi dönemine ait tüm tablolarının bilimsel incelemesini istediler. Konservasyon uzmanları resimlerin her katmanını ayrı ayrı görüntülerini tespit ettiler ve benzer sonuçları elde ettiler. Tarama cihazı ileri teknolojiyle üst katmanı değil, onun alt katmanlarını da gösterebiliyor. Northwestern Üniversitesi Amerika ya getirilmeden Toronto ya İki tarama cihazı gönderiyor. Amaç pigmentlerinin içinde demir bazlı Prusya mavisi m, kurşun beyazımı, krom bazlı sarımı var, kimyasal bilgilere ulaşmak. Bu tablonun teknik analizinde büyük fayda sağlıyor. Yine uzmanlar, mavi dönemine ait ‘’ Crouching Woman-La Misereuse Accroupie’’ Diz çökmüş kadın resminin alt katmanın da ona ait olmayan bir başka resmi ortaya çıkardılar. Muhtemelen bir sanat öğrencisinin ‘’ Parc del Laberint d’Horta’’ Barselona nın bahçeleri betimlemesidir. Bir şey daha öğreniyoruz, bu resimin katmanları arasında bir başka kadın daha var. Bu kadın sol kolunu pelerininden çıkarmış bir somun ekmek tutuyor. Aslında bu konuda bir suluboya resmi de var ve tıpa tıp yağlı boya resme uyuyor. Demek ki Picasso, bu içine kapanık sıkıntılı döneminde yoksul ve ihtiyaç sahiplerini resmetmiştir. Şunu da ekleye biliriz, bir resmin üzerine bir başka resim yapma olayı yeni bir şey değildir. Buna bizde Akademide öğrenciyken oldukça sık rastladık. ( İ.D.G.S.A – MSÜ / Resim Bölümü ) Bütün bunlara rağmen Picasso geçtiğimiz yüz yıla adını yazdırmış büyük bir ustadır. Saygıyla anıyoruz.
11 Şubat 2025
Y. Ressam – M. Enis ŞENSEVER
Böyle bir resme baktığımızda Metaforik anlatımların olması resmin öznesini tespit edebilmek nasıl olabilir. ‘’Ressamın Atölyesi ‘’ resminde yükleme sorduğumuzda kimin atölyesine cevap olarak ressamın olacaktır. Ressam kim? Gizli özne. Ama onun Courbert olduğunu biliyoruz. Ancak anlatmak istediği düşüncesi, Akademik sanata karşı olmaktır. Sanat anlayışı olarak getirdiği tavrını ‘’Yaşayan sanat yapmak, hedefim budur’’. Böyle olunca ana fikre göre mi değerlendireceğiz? Ancak resmin öznesi olarak kendini çizmiştir. Ancak ‘’Courbet in Atölyesi ‘’ denmediği için gizli özne dir.
PİCASSO. Mavi dönem ‘’Çorba kasesi tutan kadın’’ resmi. Dönemlerinden örnekler.
25 Ekim 1881 Malaga – İspanya doğumlu. 8 Nisan 1973 Mougin. Fransa da yaşama veda etmiştir. Fransa da yaşamış İspanyol ressamdır. Aynı zamanda heykeltraş, sahne tasarımcısı, şair ve oyun yazarıdır. 20. YY sanatının en iyi bilinen isimlerindendir. Bir sanat tarihçi ve Profesör olan babasından 7 yaşında temel sanat eğitimini almaya başladı. İlk resmi olan ‘’Le Picador’’ u 9 yaşında tamamlıyor. 5.6 yaşlarında sınıf arkadaşlarından ok ilerde olmasına karşın okul yaşamında sürekli olarak cezalandırılıyor. Migren hastası olan Picasso, şiddetli baş ağrıları görme anormalliklerinden de mustaripti. Leiden Üniversitesi Tıp merkezi nden Dr. M. Michel Ferrari ye göre Picasso nun eserlerinden bazılarının, krizleri sırasında yaşadıklarını resmeden migren hastalarının yaptıkları resimlerle inanılmaz benzerlik gösterdiğini tespit ediyor. Kadın yüzü resimlerinde ki düşey yarıklar kayık yüz parçaları. Ancak Migren hastası olduğuna dair bir belge yok. Fakat, Disleksi ve Migren krizleri. Picasso nun mücadele ettiği sorunlarıdır. Ayrıca Bipolar- Manik depresif sorunları da olan bir sanatçıdır. Bunlara rağmen müthiş işler üretmiş bir beyin. Herkesin dilinde olan 40 yıl artı 5 dakika sözü ( 5 mi 15 mi tartışılır) tarihe mal olmuştur. Bir lokanta da onu tanıyan şef garson bir şeyler çizermisiniz demiş. Peki demiş ve çizmiş. Garson çok çabuk çizdiniz demiş. GUERNİCA yı yaptığı yıllar olsa gerek. Sitilize edilmiş anlatımsal deformitelerin resminde yer aldığı yıllarda ki çalışmalarına benzer bir çizim olsa gerek. Garson bir anlam verememiş sanırım. 40 yılın birikimi artı beş dakika, bunun için söylenmiştir. Bu çok önemli, çünkü akademik bir alt yapı olmadan figüratif resim de biçim arayışları ve yorumlara gidilemez. Bunu bende çizerim diyenler var onun son dönem işliri için. 14 yaşında yaptığı kilisede nikah töreni resmini önce bir görecekler, sonra konuşacaklar. İyi ki Fotoğraf makinesi icad oldu ressamlar özgürleşti. Resim dış gerçekliğin kopyasını yapmak değildir. Bunu Mimesis kavramı içinde değerlendiriyoruz. Sanatçı dış dünyaya tutulan ayna gibi değildir. Dış dünyanın kendisine yansıyanı imgeleminde yeniden yorumlar. Şimdi çok kısaca Picasso nun resimsel gelişim basamaklarına değinelim.
14 yaşındadır ve Akademik çizgide babasından aldığı eğitimle Rönesans ustaları gibi çalışmaktadır. ‘’ Olbild ,, Die Erstkommunion ‘’ İlk komünyon,, resmi.166 x 118 cm. ( Komünyon – Nişan. Kilisede nikah töreni. Katolik kilisesinde İsa nın sofrasına katılma töreni. Nikah töreninin tarif edilmesi. Komünyon Pazar günleri yapılıyor) Öğrenci Picasso Profesör Jose GARNELO nun stüdyosunda yaptığı ‘’ İlk Komünyon’’ resmi. Bundan daha fazlasına geçen bir yetenek. Bu dönem portreleri var.

15 yaşında. Mit dem ,, Wissenschaft und Nachstenliebe ,, ( 197 x 250 cm) erreng der 15 jahrige Picasso Akademische Ehren. 15 yaşında ‘’Bilim ve Hayırseverlik’’ adlı yağlı boya tablosuyla Akademik ödül azandı. 16 ve 17 yaşlarında empresyonist ve ekspresyonist tarzda resimler yapıyor. Manzara portre çalışmaları. 18 yaşında da Figüratif çalışmaları da izlenimci ve dışavurumcu tarzda devam eder. E. DEGAS, T. LAUTREC ,C.MONET, E. MUNCH bu dönem etkilendiği ressamlardır. Örneğin ‘’ Tanzerin in Blau’’ Mavi Dansçı, DEGAS dan etkilenerek yaptığı bir çalışması. Matadorlar ve boğa güreşi sahneleri de konuları arasındadır. 18 yaşını takip eden süreçte Mavi ve Pembe dönemine girecektir. Mavi dönemi. Aşkını reddeden bir kızın acısıyla kendini kafe de vurarak öldüren Casagemas ile melankolik bir döneme girer. Casagemas ın ölümü, Casagemas ın toprağa verilişi resimleri. ‘’ La Celestina’’ portresi ( 81 x 60 cm). ‘’ Selbsportrat’’ Otoportre. ( 80 x 60 cm). Yaşlı Gitarist. Anne ve çocuk. ‘’ Das Mahi des Blinden’’ Kör adamın mahi si. ( Mahi balık ve ay anlamındadır. Hüzünlü adamın ay yüzlü sevgisi anlamına gelir) . Bu döne dair çok çalışması yer alır. Pembe Dönemi. 1909 yılına kadar yaşayacağı Betau- avoir stüdyosu, 13 Paris Rue Ravignan adresine taşınır.7 yılını paylaşacağı Fernand Olivier. Zaten evli olması nedeni ile evlilik teklif edemez. Isıtma ve suyu olmayan Stüdyosunu G. BRAQUE J. GRİS ve A. MODİGLİANİ ile paylaşacaktır. Yaşadığı bu aşkla mavi tonları bırakır ve daha iyimser pembe tonlara geçiş yapar. Gezgin Sirk Ailesi. 1905. Tuval üzerine yağlı boya. 212,8 x 229,6 cm. Chester Dale koleksiyonu. Washington. Bu dönemin en bilinen resmidir.

Akrobat ailesi ve maymun. 1905. 104 x 75 cm. Karton üzerine guaş, sulu boya, pastel, çini mürekkebi. Karışık teknik. Göteborg sanat müzesi. Gertrude Stein in portresi. 100 x 81 cm. Amerikalı yazar ve koleksiyoncu. Yine bir dizi resimler yapmıştır. 25 Yaşında. ‘’Avigon lu Kızlar’’ Bu yağlı boya tablosu Kübizm ve modern sanatın da doğuşunu simgeler. İnsan yüzünün temsili kurallarının bozulduğu bir aşamasıdır. 1906 yılında809 tane taslak çizimini yapmıştır. Primitif ve arkaik sanata bir gönderme niteliğinde olup kızların yüzlerini masktan etkilenerek yaptığını söyler. Resmin içeriği değil figürlerin, mekanın parçalanmış bozulmuş tarzı, Kübist anlayışın ilk kez bu resimde ortaya çıktığı bilinir. Kübizm temel olarak iki aşamada incelenir. Analitik Kübizm. Başlangıcında CEZANNE ın etkisi açık bir şekilde görülür. 1909 yılından itibaren PİCASSO ve BRAQUE resimlerin konularını çok küçük parçalara ayırmaya başladılar. Kübizmin asıl etkisini, resme tek bakış noktasını ortadan kaldırarak aynı resme farklı noktalardan bakış devreye girdi. Varlıklara nerden baktığın değil, varlıkların bütünüyle bilgisine sahip olmaktı sorun. Eğer baktığım noktadan bir masanın arka tarafını görmesem de masanın görmediğim arkasını da göstermeliydim. Perspektifi ortadan kaldırdı. J. GRİS in ‘’Picasso nun portresi’’, PİCASSO nun ‘’Masada meyve tabağı ve ekmek’’ ve ‘’ Armutlu kadın’’ resimleri, bu döneme örnek teşkil eder. Sentetik Kübizm. 1912 de Analitik dönem geride kalmıştır. BRAQUE ile yeni arayışlara girdiler. Kes yapıştır, Kolaj tekniği ile gazete ve dergilerden elde ettikleri parçalarla biçimlendirilmiş natürmortlar oluşturdular. ‘’ Guitar Collage’’ Gitar Kolajı , ‘’Pipolu Adam’’ vb örnek verilebilir. 1916 sonrası sürekli arayışlara girer. Bu arada Olga ile evlenmiştir. Giderek sadece kağıt değil, çeşitli nesneleri de resimlerine eklemişlerdir. Böylece Asamblaj tekniğini kullanmaya başladılar. Artık her nesne resim yüzeyinde yer alabilirdi. Böylece üçüncü boyut kazanmaya başladı. Metal, hasır, sigara paketi vb çok nesne ekleniyor, resim giderek heykele yaklaşıyordu. Birkaç yıl sonra tüberküloz dan ölen Eva ya olan aşkından resimlerine yazarak resme yazı ögesini de sokmuştur. ‘’ Hasır sandalye ile Natürmort’’ resmi buna örnektir. Savaş yılları. Politik görüşünü resmin dışında tutan Picasso, İspanya iç savaşı ve GUERNİCA kasabasının bombalanması ile daha etkili çalışmalar yapmaya başladı. Yaşadığı ülke Fransa Alman işgaline uğradığı için, savaşın getirdiği yoklu ve yakın arkadaşlarının da birer birer uzaklaşması, yalnız ve çok üzgün hissetmesine yol açtı. 26 Nisan 1937 de Alman Hava Kuvvetleri ve General Franco ve adamlarının yardımı ile İspanyol hükümeti karşıtı bir darbe için şehri bombardımana tutmuşlar. 45 dakika gibi kısa sürede şehri yerle bir etmeleri Picasso yu derinden etkilemiştir. Yüzlerce eskiz ve etüdün ardından büyük boyutlu bir duvar panosu olan GUERNİCA resmi ortaya çıkmıştır. ‘’Ağlayan kadın’’ resmi de bunun devamı, uzantısı bir çalışmadır. Son dönem resimleri. Hayatına giren kadınlar resimlerini de etkilemiştir. Son dönemde hayatına giren kadın Jacquelina ROUGE olmuştur. 1955 yılında Cannes yakınların da villası La Californie yı satın alır. Bu ev çocukluk yıllarını canladırmış, Barselona yıllarına geri dönmüştür. ‘’ California deki Atölye’’, ‘’ Atölyede Jacquelina’’ resimlerini burda yapmıştır. Aix en Provence yakınlarında Vauvenargues şatosunu satın alır. Jacquelina nın kendinden önceki kadınlarla ilgili evde herhangi bir eşya istememesidir. Son dönem çalışmaları her hangi bir kategoriye girmemektedir. Sanatta her istediğini gerçekleştirmiş, kural tanımamaktadır. Velasquez in ‘’Las Meninas’’ adlı resmini yorumlayan Picasso Manet in ‘’Kırda Kahvaltı’’ resmine de farklı bir bakış kazandıracaktır.
Özne nedir. Dil bilgisi kuralları içinde özne, cümlede geçen işi yapan demektir. En temel öğedir.
Cümle içinde olmazsa olmazı demektir. Öznesi olmayan cümle olurmu? . Olmaz. Durulmaz, Girilmez ikaz ve uyarı sağlayan kelimelerdir ve öznesi yoktur. Ortada çekimli bir fiil, bitimli bir fiil yüklem ve cümle varsa orda özne vardır. Özneyi bulmak için yüklemin olması gerekir. Yüklemi nasıl buluruz. Cansızsa NE, Canlıysa KİM sorularını sorduğumuz kelimedir. Verilen cevap cümlenin öznesidir. Açık öznede ‘’ Ahmet çamaşırlarını topladı’’ cümlesinde, kim topladı sorusunun karşılığında özne Ahmet tir. Açık özne, gerçek özne, gizli özne, örtülü özne, sözde özne gibi türleri ile karşılaşırız. ‘’Elimde ki defter yere düştü’’ cümlesinde, ne düştü sorusunun cevabı defter olduğuna göre özne defterdir. Bu açık öznedir. Eğer gizli özne ise, ‘’ Bahçeye girip dağıtmışlar’’ cümlesinde, kimler dağıtmış sorusunu yükleme sorduğumuzda özne gizlidir. Bahçeye girenler belli değildir. ‘’Üniversiteye başladı’’. Kim başladı?. Tabi birde sözde özne – ‘’Çay içildi’’, örtülü özne – ‘’ Okullar iki gün tatil edildi’’ gibi. Açık özneyi göremediğimiz hallerde gizli, sözde ve örtülü özne söz konusudur. Buraya kadar dil bilgisi kurallarından yola çıkarak kısaca cümle içinde özneye örnekler verdik.
Resim sanatında da ( Sanat yapıtında ) Teması ve konusu bağlamında eserin öznesi üzerinde duracağız. Estetik özne, sanatçının kendisine yönelik olarak SUJE dir. ( Sanatçının kendisi) Estetik nesne dediğimizde ise sanatçının elinden çıkan, sanat eserinde yerini bulan, figüratif yada soyut, plastik anlamda biçimlendirilmiş nesneler ve varlıklardır. ( Betiler) Dolayısıyla yapıtın konusunu oluşturan özneden bahsedeceğiz. Sanat eserini incelerken her koşulda merkez özne olarak sanatçıdır. Tüm sanatsal birikimi, ifade tarzı, ele aldığı konular, çağın koşulları içinde sosyolojik olarak dönemin anlayışı, çağın üslubu, hepsi sanatçının kişiliğinde oluşup yansıyan değerler bütününün estetik olarak vücut bulmasıdır. Anlatılan konular idealist de olabilir, kişisel bakış açısı ile realist de olabilir. Bu soyuta kadar gider. Ancak sanatçının ifade ettiği resmin tematik bütünlüğü içinde bir konu olarak ad bile verilmiş olsa, resmin adı konusunu içeren asıl öznesidir. A. DÜRER in ‘’ Ressamın annesinin portresi’’ adlı çiziminde özne annesidir. ( Kimin portresi, annesinin portresi ) Sanat yapıtında açık yada gizli öznelerle sıkça karşılaşırız.
Sanat eserlerinin incelenmesini 1 – İkonografik açıdan çözümleme. 2 – Plastik açıdan çözümleme yolu ile gerçekleştiriyoruz. Sanat yapıtının öznesi sorununu çoğunlukla İkonografik inceleme kapsamında ele alıyoruz. Plastik açıdan çözümleme, yapıtı oluşturan plastik elemanların ilişkisi, koyu – açık valör değerleri, volümetrik – hacimsel yada planimetrik- düzlemsel olarak yüzeyin organizasyonu, kompozisyon şeması ( Klasik kompozisyon da, Açık – kapalı, simetrik- asimetrik, merkezi, üçgen, dörtgen, yuvarlak, diyagonal vb) renk, ışık, hareket, ritim vb gibi unsurları kapsamaktadır. İkonografik çözümlemede katalog, belgeler ve eğitimli bakış ve yaklaşım söz konusudur. Çözümlenmesi istenilen yapıtın, resim ise, varsa adı, boyutları, tekniği, hangi yüzey üzerine yapıldığı ve biliniyorsa yapım tarihi belirtilir. Daha sonra konu -öz- tema açısından açıklamaları yapılır. Mitolojik olarak ve dinsel kitaplarda yer aldığı biçimiyle tarihsel, gerçek, ütopik yada imgelem olarak vb öyküsü anlatılır ve yorumlanır. İkonografik bağlamda hatta kimi kez plastik yapısal çözümleme ile de bağlantılı olabilecek şekilde sanat yapıtlarının aslında santçıların eserlerinde iletmek istediği içeriğe bağlı özne ile ilgili örneklere geçelim.
Bedrettin CÖMERT in ‘’GİOTTO nun SANATI’’ adlı eserinde yer verdiği Giotto ya ait resim, ‘’Kralların Tapınması’’ konulu yapıtın ikonografik çözümlenmesi ve resmin öznesi. Kralların Tapınması (L’adorazione dei magi – l’epifania ) , Padova- Arena. 200 x 185 cm. Fresco ( Sıva üzerine ). Yapıldığı tarih 1304-6. HZ. İsa Kral Herodes zamanın da Beytüllahim de doğduğu zaman, Kudüs e doğudan Kral müneccimleri gelir. ‘’ Yahudilerin doğan kralı nerededir? Doğuda onun yıldızını gördük ve ona tapmak için buraya geldik’’ dediler. Bundan tedirgin olan Kral Herodes, başrahiplerini ve yargıçlarını toplayarak İsa nın nerede doğmuş olabileceğini sordu. Onlarda ‘’ Yahudiye Beytüllahim de ‘’ dediler. Herodes gizlice kahinleri çağırdı. Yıldızın onlara ne zaman göründüğünü ayrıntılarıyla sordu. Sonra onları Beytüllahim e yolladı. ‘’ Çocuk hakkında dikkatli araştırma yapın. Bulduğunuz zaman bana da haber verin ki gidip ben de tapayım ona’’ diye tembih etti. Doğuda gördükleri yıldız önlerinde gidiyordu. Çocuğun bulunduğun yere geldiklerinde yıldız durdu. Kahinler içeri girdiklerinde Meryem ile çocuğu
( Hz.İSA) gördüler ve secdeye durup ona taptılar. Yanlarında getirdikleri hazineyi açıp çocuğa altın, buhur ve mür (Yakın doğuda ilaç yapımında ve parfümde kullanılan, kokulu, yapışkan bir reçine türü ) armağan ettiler. Kahinler Herodes e ulaşmak, haber vermek için temkinli olarak başka yollardan döndüler. 72. Meznunun 10 ve 11. Dizelerinde şöyle denilr. ‘’ Tarşiş ve adaların kralları ona vergilerini ödeyecek / Şeba ve Seba kralları armağanlar sunacaklar / Bütün krallar onun önünde eğilecek / Bütün halk ona hizmet edecek ‘’. Bu sahne, Kralların secdesi, Kralların tapınması, Kahin Kralların secdesi, Müneccim Kralların secdesi adları ile de bilinir. Söz konusu Müneccim Krallar üç tanedir. Genç olan Melkior, orta yaşlı olan Baltazar, yaşlı olan Gaspar. Resimde Mimari bir yapının altında kutsal aile yer alıyor. Hz Meryem oturmuş kucağında çocuk İsa yı tutuyor. ( Madonna) Meryem in yanında Hz Yusuf, diğer yanında bir melek. Yaşlı Gaspar İsa nın önünde eğilmiş tapıyor. Secdedeyken iki kral sırasını bekliyor. Krallar genellikle ata biner. Bu sahnede geleneksek ikonografinin değiştirildiğini görüyoruz. Binek hayvanı olarak develer var. Şimdi bu resmin öznesini belirtelim. ‘’ Kralların tapınması’’ adlı resimde yükleme şu soruyu soruyoruz, kime tapıyorlar. Özne İsa. Ancak cümlede İsa geçmiyor. Cümleye göre gizli özne diyebiliriz. Ancak Resimde açıkça çocuk İsa resmedildiği için Resmin öznesi Hz. İSA dır.

Gustave COURBET ‘’ Ressamın Atölyesi’’.
Fransa nın Barbizon kasabasında bir grup sanatçı, İngiliz ressam Constable ın öğretisinin takipçisi olarak doğayı izlemek ve yeni bir gözle bakmak için bir araya geliyor. Doğadan başka öğretici olmadığına kanaat getiriyorlar. Çalışmalarında doğallık ve kendiliğindenlik ağırlık kazanıyor. Gerçekçilik akımına da öncülük yapmış oluyorlar. En önemli temsilcileri J. François MİLLET ve G. COURBET dir. Gerçekçi ( Realist) resmin kurucusu olan Courbet, Lise yılların da Fransa da öğrenciyken egemen anlayış Yeni Klasik sanattı. ( Nouveau Classicisme ) J. Louis DAVİD ve öğrencisi İNGRES in eski Roma Akademisinin yolundan gitmeyip devrimci bir karaktere sahip olan Courbet, Romantiklerin izinde yürüyerek Realist bir çizgiye ulaştı. Victor Hugo nun şiirlerinden esinlenerek duygularını açığa vuran kompozisyonlara yöneldi. Ailesi hukuk eğitimi almasını istiyordu. Buna karşı çıkarak Paris te kendini resme verdi. İsviçre Akademisinde canlı modelden ilk çalışmalarını yaptı. 1847 de Hollanda ya yaptığı gezi ile Verones, Velasquez ve Zurbaran gibi İspanyol ressamlarına karşın üstün tuttuğu F. HALS ve REMBRANDT ın eserlerini daha yakından görme ve tanıma olanağı buldu. Özellikle Paris yakınlarında Fontainebleau ormanında doğacı sanat görüşüne bağlı arkadaşlarıyla çalışmalar yaptı. Paris de bir ve samanlığı atelye haline getirdiği Ornans da yaptığı resimler, gerçek yaşam sahneleridir. Günlük yaşamı konu almaktaydı. 1885 de gerçekçi resmin önderi kabul edilmesine rağmen bazı resimleri devlet sergisine kabul edilmedi. O kızgınlıkla barakada kendi eserlerinden oluşan ilk özel kişisel sergisini açmış oldu. Bu sergi için bastırdığı kataloğa ‘’Yaşayan Sanat ‘’ adını koymuştu. 1871 de halk meclisine seçildi, fakat kısa süre sonra 6 ay hapse ve para cezasına mahkum oldu. 1877 de hapisten çıkıp sığındığı İsviçre de öldü.
‘’ Ressamın Atölyesi resmi’’. Tuval üzerine yağlı boya. 361 x 598 cm 1854 – 1855. Orsay Müzesi.
1854 ün sonlarında başladığı eserini altı hafta gibi kısa sürede tamamladı. Tablosunda ( Tablolarında ) sanat hayatında esin kaynağı olan yaşantıların Allegorik temsillerine yer verdi. Bu resmin içinde, konu olarak mekanı oluşturan ortamda, solunda ve sağında toplumun her kesiminden insanlara yer vermiştir. Ortada Courbet manzara resmi yapmaktadır. Yanında, aslında arkasında duran çıplak model ise, Akademik sanat geleneğinin sembolüdür. Resme bakan çocuk, tüm saflığı ve masumiyeti ile resme getirilen yeni bakış açısını temsil etmektedir. Resmin sağ tarafında aralarında G. SAND, C. BAUDLAİRE,
P.J. PROUDHON, CHAMPFLEVRY, koleksiyoncu A. BRUYES yer almaktadır. Bu kişiler ressamın arkadaşlarıdır. Resmin sol tarafında ise, Paris sokaklarında görmeye alışılan halktan insanlar en doğal halleriyle resmedilmiştir. Biri rahip, bir tüccar, yoksulluğu sembolize eden dilenci kız, işsizliği sembolize eden bir işçi, bir Yahudi ve daha birçok sınıftan insanlar. Kısaca tabloda zengin ve yoksul, ezen ve ezilen, gerçek insanlardır bunlar. Tekrar söylersek sağ taraftakiler bohem arkadaşlarıdır. Sosyalist PROUDHON, şair BAUDELAİRE e de yer vermesi toplumsal oluşumun sınıfsal farklıklarına yapılan samimi bir göndermedir. Sanatçının Atölye resmi, gerçek bir ALLEGORİ dir. ( Bir düşünceyi, davranışı daha kolay kavrata bilmek için onun yerini tutabilecek simgelere, benzetmelere yer vermek. Mecaz- Metafor) İçinde birçok Metafor barındırır. Ressamın resim içinde manzara yapıyor olması. Manzara resmi Akademik -İdealist sanat anlayışında düşük profilli bir çalışma olarak görülür. O nedenle Akademik sanat anlayışına ve idealist tasvire karşı olduğunu göstermek istemiştir. Canlı modele sırtını dönmesi de budur. Resme baktığımızda arka fonda yine bir peyzaj flu olarak görülmektedir. Yaslanmış bir tuval bunun da bir çizim olduğunu gösteriyor.
