eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Mustafa Çetin

Mustafa Çetin

19 Haziran 2026 Cuma

HZ. ALİ’NİN HALİFELİĞİ VE MUAVİYE

HZ. ALİ’NİN HALİFELİĞİ VE MUAVİYE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hz. Muhammed Efendimiz, Muaviye hakkında: “O’nu aranızdan üç menzil uzağa sürün ve hiç kimse onunla görüşmesin. Ayrıca benden sonra her hilafete gelen bu vasiyetimi yerine getirsin” demişti. Böylece Muaviye, Medine’den üç menzil bir mesafeye sürülmüştü. Hz. Peygamber’in Hakk’a yürümesinden sonra hilafete gelen Halife Ebu Bekir ve Halife Ömer, Peygamber’in vasiyeti üzerine Muaviye’yi üçer menzil uzağa sürdüler. Ancak hilafet Osman’ın eline geçince, Muaviye’yi, üç menzil uzaklaştıracağı yerde, Ebu Bekir’in oğlunu Şam beyliğinden alıp, yerine akrabası olan Ebu Süfyan’nın oğlu Muaviye’yi atayarak, onurlandırdı. Bunu duyan sahabeler, Hz. Ali’ye gelerek: “Ya Ali! Bu nasıl bir iştir ki, Osman, Peygamber’in vasiyetini hiçe sayarak, üç menzil uzağa süreceği Muaviye’yi, Şam beyliğinin başına getirdi? Halk bu duruma büyük tepki gösteriyor” dediler.

Daha sonra da Hz. Ali’nin uzak doğuda bulunduğu sırada, halife Osman’a karşı olan sahabeler, ayaklanarak, yetmiş iki bölüğe ayrıldılar. Ebu Bekir’in oğlunun kumandasında bulunan bir bölük, şehre girerek halife Osman’ı öldürdüler. Halife Osman’ın öldürülmesi sırasında Hz. Ali, Uzak Doğu’dan henüz yeni dönmüştü.

Hz. Ali, halkın iradesiyle ilk olarak ve gerçek bir seçimle halifeliğe getirilmişti. Bu gelişmelerden sonra Şam’da bulunan Muaviye, fitne hareketlerine başladı ve: “Ben Osman’nın gerçek akrabasıyım, halifelik benim hakkımdı. Hz. Muhammed, vefatından önce halifeliğe beni vasiyet etmişti” diyerek halkı aldatmaya başladı, hatta düzmece hadisler uydurarak halkı kandırdı.

Muaviye, halkı Hz. Ali’den soğutmak için her türlü çareye başvuruyordu. Hatta iki defa ordusuyla Hz. Ali’nin üzerine geldi ve her ikisinde de bozguna uğradı. Muaviye’nin hilafet uğruna yapmış olduğu zulümlerin sonu gelmiyordu. Sahabenin ısrarı üzerine Hz. Ali, nihayet asi Muaviye’ye bir ders vermek için savaşmaya karar vermişti.

SIFFİN (SIFFEYN) SAVAŞI

Hz. Ali’nin ordusu ile Muaviye’nin ordusu, 26 Temmuz 657 tarihinde Şam yolu üzerinde bulunan “Saffeyn” mevkiinde karşı karşıya geldiler.

Hz. Ali, Muaviye’ye: “Bilirim, senin bize olan düşmanlığın, tamamen şahsidir, gel boş yere Müslüman kanı akıtmayalım. Sadece ikimiz meydana çıkıp teke tek çarpışalım” dedi. Fakat Muaviye bunu kabul etmedi, iki ordu arasında şiddetli bir savaş başladı ve her iki taraftan da bir hayli zayiat verilmişti. Muaviye kuvvetleri Hz. Ali kuvvetleri karşısında bozguna uğramışlardı.

Ancak yenileceğini anlayan Muaviye, çeşitli hilelere başvurmaya başladı. Sonunda Muaviye’nin kumandanı Amr bin As’ın, bir hilesiyle ordu toparlanmıştı. Muaviye’nin kumandanı Amr bin As, Kur’an sayfalarını mızrakların ucuna taktırarak Hz. Ali’nin kuvvetlerinin önüne çıktı ve: “Siz ve biz, birbirimizi yok ettikten sonra, İslam yurdunu kim koruyacak? Tanrı’nın kitabı Kur’an, aramızda hakem olsun” diye haber gönderdi. Bu durumu gören Hz. Ali’nin yanında savaşan hariciler, “Allah’ın kitabına uymalıyız” diyerek savaşmaktan vazgeçmek istediler ve Hz. Ali’ye: “Ya Ali! Kur’an’a uy, yoksa seni onlara teslim ederiz ya da Osman’a yaptığımızı sana da yaparız” diyerek ayaklandılar.

O vakit Hz. Ali, “Bu bir hiledir, gerçek Kur’an biziz, ben Kur’an’ı Natık’ım” diyerek Muaviye’ye karşı savaşmalarını istedi. Sonunda Muaviye taraftarlarının dediği oldu ve her iki tarafta, hakeme gidilmesine karar verdiler.

Hakem Olayı: Her iki hakem, Hicretin 35. yılı Şaban ayı içerisinde Şam civarındaki Ezruh şehrinde buluştular.

Hz. Ali’nin Hakem’i Ebu Musa, Muaviye’nin hakemi ise Amr bin As idi. Her iki taraftan da dörder yüz kişi, tanıklık etmek üzere gelmişti.

Bu arada iki kişi, kılıçlarını çekerek, “hüküm Allah”ındır diyerek, Muaviye taraftarlarına saldırdılar. Bu iki kişi, derhal öldürüldü, ancak bu söz, haricilerin parolası haline geldi. Barış kâğıdının başına yazılacak olan: “Emir’ül-Mümin’in Ali ile Muaviye arasında” cümlesine Amr bin As, itiraz etti. Muaviye yanlıları, “Biz Hz. Ali’yi müminler emiri olarak kabul etmiyoruz, yalnız adı yazılsın” dediler. O vakit Kays oğlu Ahnef: “Ey Emir-ül Mümin’in! Halk birbirini kırsa bile bu sözü sildirme” diye yalvardı. Orada bulunan Eş’as ise, “sildir şu sözü” diye bağırdı.

 O vakit Hz. Ali, “Ey Sübhan Allah! “Hudeybiyye şartını yazarken de bu iş, Resûlallah’ın başına gelmişti, aynı şey şimdi de benim başıma geldi” dedi. Bunun üzerine anlaşmanın altına sadece Hz. Ali’nin ve Muaviye’nin isimleri yazıldı. Üzerlerinde “Muhammed’ür Resûlallah” yazılı mühürle de mühürlendi.

Her iki hakem arasında görüşmeler başlayınca, Muaviye’nin hakemi Amr bin As, Hz. Ali’nin hakemine, “Gel her ikisini de azledelim. Halk, güvenilir bir başkasını halife seçsin” diyerek Ebu Musa’yı ikna etti ve kürsüye önce Ebu Musa’yı çıkardı.

Önce kürsüye çıkan Ebu Musa, Biz Amr bin As ile anlaştık, şu parmağımda bulunan hilafet yüzüğünü, parmağımdan çıkarıyorum ve böylece Ali’yi azlediyorum. Amr bin As’ta Muaviye’yi azledecek. Böylece sizler de aranızdan güvenilir birisini halife seçiniz” dedi ve kürsüden indi.

Bunun ardından Muaviye’nin hakemi Amr bin As, kürsüye çıkarak: “Ebu Musa’ın sözlerini duydunuz, Ali’yi azletti. Ben de Ali’yi azlettim ve Ebu Musa’nın parmağından çıkardığı hilafet yüzüğünü Muaviye’nin hakemi olarak parmağıma takıyorum ve böylece beni kendisine hakem tayin eden Muaviye’yi halife tayin ettim. Çünkü Muaviye, Osman’ın varisidir, halifelik en çok onun hakkıdır” diyerek Muaviye’yi halife tayin etti.

Ebu Musa, kandırılmıştı. Hatasını düzeltmek istediyse de muvaffak olamadı. Çünkü Ebu Musa’yı, hiç kimse dinlemedi. Sonuç olarak Muaviye, hilafeti ele geçirerek Şam’a yerleşti.

Aslında bu iki hakemin seçilmesi, daha doğrusu atanmasının nedeni, Müslümanlar arasında kan dökülmesine yol açan savaş halinin kaldırılması, ortaya çıkmış olan sorunlara Kur’an’daki hükümlerin uygulanması idi.

Hz. Ali’nin halifeliği kesinlikle tartışılamazdı. Çünkü Hz. Ali, Medine’de Muhacirler ve Ensar tarafından seçilip kendisine biat edilmişti. Hakeme başvurulması, aslında Hz. Ali aleyhine değil, belki Muaviye’nin aleyhine idi.

Ancak Amr bin As’ın, Ebu Musa’yı kandırıp, Muaviye’yi hilafete getirmesi üzerine, Haricilerden bazı kimseler gelip Hz. Ali’nin önünde: “Lâ hükme illa lillah” demişlerdi. Hatta Hz. Ali’ye: “hakemden dön, bizi alıp düşmanın karşısına çık, ölünceye kadar onlarla dövüşelim”demişlerdi.

 HZ. ALİ’NİN ŞEHADETİ   

         Hazret-i Ali, Muaviye ile savaşmanın artık kaçınılmaz olduğunu anlamıştı. Ancak Muaviye’nin üzerine yürümeden önce haricilerin işledikleri kanlı cinayetlere bir son vermek gerekiyordu.  Bunun için Hz. Ali önce Nehrivan’a gitti. Maksadı tuttukları bu yolun yanlış olduğunu ve boş yere kardeşkanı döktüklenini, kendilerine anlattı ise de ikna olmadılar.

Haricilerle Hz. Ali arasında savaş kaçınılmaz olmuştu. Ancak, 4000 kadar olan haricilerden pek çoğu, “Biz Ali ile savaşmayız” diyerek, topluluktan ayrıldılar. Geriye kalan 1800 civarındaki hariciler, 17 Temmuz 658 yılında Nehruvan’da Hz. Ali’ye karşı savaşa girdiler ve ancak 8–10 kişi sağ kurtulabildi. Hazret-i Ali, Nehrivan savaşından sonra Muaviye’nin üzerine yürümek üzere planlar yapıyordu. Bu sırada bazı kimseler de, “Hz. Ali ile Muaviye ortadan kalkarsa, yeryüzünde fesat kalmaz” diye aralarında planlar yapıyorlardı.

Aslen Mısır’lı olan Abdurrahman bin Mülcem, “Ben Ali’nin hakkından gelirim” dedi. Orada bulunan Berk bin Abdullah da Muaviye’nin işini bitirmeyi üzerine aldı. Yine orada hazır bulunan Amr bin Bekr ise, Amr bin As’ın da bunlardan aşağı olmadığını ve onun da öldürülmesi gerektiğini teklif etti ve bu görevi kendisi aldı.

         Bu üç kişi, Ramazan ayının 17. nci günü görevlerini yerine getirmek üzere anlaştılar ve her birisi kendi bölgesine gitti.

Bunlardan Abdurrahman bin Mülcem Küfe’ye geldi ve bazı kimselerle görüşüp niyetini onlara açıkladı. Bu arada Hz. Ali tarafından Nehrivan’da babası ve kardeşi ile birlikte on civarında yakınını kaybeden Kutame adında çok güzel bir kadınla tanıştı. Hiç vakit kaybetmeden bu kadına evlenme teklifinde bulundu. Kadın, “bu teklifini bir şartla kabul ederim, teklifim, 3000 dirhem para, bir köle, bir cariye ve Hz. Ali’nin öldürülmesi” “Eğer Ali’yi öldürürsen, seninle birlikte yaşarız” dedi.

İbni Mülcem de: “Ben de zaten Ali’yi öldürmek için buraya geldim” diyerek, sakladığı sırrını açıkladı. Öcünün alınacağını anlayan Kutame, Mülcem’e yardım etmek üzere Şebib ve Verdan adındaki şahısları buldu. Bu üç namert, 661 yılı Ramazan’ın 19. ncu günü Hz. Ali’yi ortadan kaldırmanın planlarını yapıyorlardı. Tüm bu olanlar, Ali’ye malum olmuştu.

 Hz. Ali, yattığı yerden ter içinde uyandı, gördüğü rüyanın etkisiyle etrafına bakındı. Rüyasında Hz. Resûlallah’ı görmüştü, kendisiyle beraberdi, “Hasretlik bitti” diyordu. Resûlallah ile kucaklaşırken,

çıkardığı kendi sesinin gürültüsüne uyanmıştı. Yataktan kalkıp oturdu ve bir müddet sonra tekrar ayağa kalktı ve tek tek çocukların yanına gitti, doyasıya yüzlerine baktı. Bu sırada Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’de uyanmışlardı. Babalarını solgun görünce: “Nedir bu halin baba, rahatsız mısın” diye sordular. Hz. Ali: “Hayır! İyiyim” diye cevap verdi. Ve daha sonra gördüğü rüyayı anlattı, Hakk’a ulaşacağı günlerin yakın olduğunu söyledi. Bu haberi duyan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, pek çok müteessir oldular.  İbni Mülcem’in günlerdir evliyalar Şahı’nı ortadan kaldırmanın planlarını yaptığı, kendilerine malum olmuş gibiydi.

Evlatlarım! Ben kısa bir zaman sonra aranızdan ayrılacağım. Ben Hakk’a yürüdüğüm zaman, yüzü yeşil peçeli ve sırtında matem elbisesi olan bir kişi gelip beni yıkayıp, kefenleyip, bir ceviz tabuta koyduktan sonra, deveye yükleyecektir. Beni yıkarken oğlum Hasan suyumu ısıtacak, oğlum Hüseyin de su dökecek, diğer yavrularım da kendilerine düşen görevi yerine getirecekler. Sakın ola ki, yüzü peçeli kişiye soru sorup taciz etmeyin. O, benim cenazemi götürüp Necef diyarında defnedecektir diyerek vasiyetini tamamladı.

         İmam Ali çok az uyurdu, şafak sökmeden kalkar, ibadetini yapardı. Aslında o gün de diğer günlerden farksız bir gündü. Yine her sabah olduğu gibi erkenden kalktı, ibadetaneye gitmek üzere evden ayrılırken, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e hediye olarak getirilen kazlar, feryat ederek sanki gitme dercesine eteğinden çekiyorlardı. Kazların bu hareketine mani olmak isteyenlere, “Bırakın onları, onlar ağlayanlardır” demişti. Ve daha sonra da kazları elleriyle sevip okşadıktan sonra da evden ayrıldı.

Hz. Ali’nin dışarı çıktığını gören İbni Mülcem, saklandığı yerden çıkarak,  elindeki zehirli kılıçla Hz. Ali’yi ağır yaraladı. Hz. Ali, yere düştüğü zaman: “Andolsun âlemleri Rabbine” buyurmuştu. Aynı anda Berk bin Abdullah da Şam’da Muaviye’yi yaraladı, fakat Muaviye aldığı bu yaradan ölmeyip sağ kurtuldu. Üçüncü harici ise, Amr bin As’ın yerine yanlışlıkla bir başka kişiyi öldürmüştü. Hz. Ali’yi yaralayan İbni Mülcem, kısa zamanda yakalanıp getirilmişti.

Hz. Ali, karşısına getirilen İbni Mülcem’e, “Ey Allah’ın düşmanı! Ben sana iyilik etmedim mi?” dedi.

Mülcem: “Evet, iyilik ettin” dedi. Hz. Ali: “Peki, bu yaptığın soysuzluk nedir?” diye sordu.

İbni Mülcem: “Ben bu kılıcı, kırk gün zehirle biledim, Allah’tan, bu kılıçla halkın en kötüsünü öldürmesini istedim” diye cevap verdi. Hz. Ali de: “Öyle ise sen de bu kılıçla öldürüleceksin” buyurdular.

         Hz. Ali, aldığı bu yaraların etkisiyle, 21 Ramazan 661 yılında Hakk’a yürüdü.

Başka bir rivayete göre de Hz. İmam Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e şöyle bir vasiyet etmişti: “Beni bir tabuta koyup, Garibeyn diye anılan bir yere götürün. Orada zümrüt renkli bir taş vardır. Benim gömüleceğim yer, bu taşın altıdır.” Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, babalarının vasiyetini yerine getirip, hâlâ bu isimle meşhur olan yere naaş’ını defnettiler, bir takım kötü niyetli kimselerin zarar vermemesi için de kabrin bulunduğu yeri gizlediler.

Harun Reşit zamanına kadar gizli kalan o türbe bu dönemde aşikar edildi. “Şah-ı Velayet”i makamı, Harun Reşit tarafından tesadüfen meydana çıkarıldığı, rivayet edilmektedir.

Erenlerin evliyaların piri

Eyvah Şah-ı Merdan şehit oldu ya

Âşıkların maşukların serveri

Eyvah Şah-ı Merdan şehit oldu ya

Arslan olan miraç yolunda yatan

Mancınıkla kendin Hayber’e atan

Kurdun kuşun nasibini dağıtan

Eyvah Şah-ı Merdan şehit oldu YA

Devamını Oku

İSLAMİYET’TEKİ AYRILIKLAR

İSLAMİYET’TEKİ AYRILIKLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hz. Muhammed Efendimizin bu alemden Hakk’a yürümesinden hemen sonra ilk ayrılıklar başlamıştır. Bunun en önemli sebebi; Hz. Peygamberimiz kendisinden sonra Hz. Ali’yi yerine veli ve vasi tayin ettiği halde, Hz. Peygamber’in naaşı henüz yerde iken Ebu Bekir’in halife seçilmiş olmasıdır.

Hz. Muhammed Efendimiz, hac ve umre ziyaretlerini yapmak üzere Hicret’in onuncu yılında tüm sahabeleri ile birlikte Medine’den Mekke’ye gitmişti. Hac dönüşünde (buna Haccü’l-Veda da denir), “Gadir-i Hum” denilen mahale gelindiğinde, Cebrail-i Emin tarafından şu Kuran ayeti gelmişti:

“Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kafirler topluluğuna rehberlik etmez.” (Maide, 67)

Hazret-i Peygamber Efendimiz, bu ayetin gelişinden ahirete intikal edeceğini fark etmiş ve ömrünün sonuna yaklaştığını anlamıştı. Bunun üzerine Allah’ın Resulü, kafilede bulunan binlerce sahabeyi ağaçlık bir yerde topladı ve deve semerlerinden bir minber yaptırarak üzerine çıkıp ellerini havaya kaldırdı:

“Bugün burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler: Acıyan, bağışlayan ve her şeyi bilen Cenab-ı Allah bildirdi ki katına davet edildim, yakında davetine icabet edeceğim, ebedi yurda döneceğim” buyurdular.

Sözlerine devam ederek: “Ey insanlar! Bugün benden öğrenmek istediğiniz ne varsa fırsat kaybolmadan öğrenmeye çalışın, çünkü ayrılık vakti yaklaşmıştır. Yarın kıyamet gününde ‘Muhammed risalet görevini yaptı mı?’ diye sorulduğunda, orada verilecek cevabınız ne olacaktır?” diye sordu.

O vakit bütün sahabe, hep bir ağızdan: “Ya Resulallah! Peygamberlik görevinizi layıkıyla yerine getirdiniz, biz sizden öğütler dinledik. Buna şahitlik ederiz” dediler.

Hz. Muhammed, ayı ikiye ayıran parmağını göğe doğru kaldırıp: “Ya Rabbi! Sen şahit ol!” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Yarın ahiret gününde Kevser havuzu kıyısında bana ulaşacaksınız. Bu havuzun başına sizden önce varacağım. Siz gelince de size bıraktığım iki paha biçilmez emanete ne yaptınız diye soracağım. Bu iki emanetim şunlardır: Birincisi Allah’ın gökten yere uzatmış olduğu ipi Kuran-ı Azimüşşan, diğeri ise benim Ehl-i Beytim’dir. Bu iki emanetim, sizi havuzun başında bana ulaştıracaktır. Bu iki emanetime sıkı sıkı sarılırsanız, dalalete düşmezsiniz, ebedi olarak doğru yolda olursunuz” buyurdular.

Bunları söyledikten sonra Allah Resulü, şu Kuran ayetini okudu:

“Ey iman sahipleri! Allah’a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan iş ve yönetim sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah’a ve ahret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resule arz edin. Böyle yapmanız hem hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59)

Bu ayetin okunmasından sonra bazı sahabeler, “Biz hangi iş ve yönetim sahibine, yani kime itaat edeceğiz?” diye sordular. O vakit Peygamber Efendimiz yanında duran Hz. Ali’nin elini tutup, kolunun altındaki beyazlık görününceye kadar havaya kaldırdı ve şunları söyledi:

“Ali’nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır. Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız. Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.” (Buradaki Mevla sözü, o yüce yaratan olmayıp, yönetici anlamındadır.)

Daha sonra da Hz. Peygamber’imiz: “Allah’ım, Ali’yi seveni sen de sev, ona düşman olana sen de düşman ol, ona yardım edene sen de yardım et, onu hor göreni sen de hor gör. O nereye yönelirse Hakk’ı onunla beraber kıl” diyerek uzunca bir dua etti.

Bunları duyan Hattab’ın oğlu Ömer, Hz. Ali’ye gelerek: “Kutlu olsun sana ey Ebu Talib’in oğlu, sen benim ve tüm müminlerin mevlası oldun” diyerek Hz. Ali’yi kutladı. Bunun ardından orada hazır bulunan tüm sahabeler, teker teker gelip Hz. Ali’yi kutladılar.

Bu kutlamanın ardından hazır bulunan sahabeler: “Ya Resulallah! Biz senden razı olduk, ileride dalalete düşmememiz için nasıl hareket etmeliyiz?” diye sordular. O vakit Hz. Muhammed şu ayeti okudu:

“Kul lâ es’elüküm aleyhi ecran illel meveddete fil kurbâ” (Şura, 23)

Mealen: “Size yapmış olduğum tebliğim için herhangi bir ücret istemem, ancak akrabam için bana meveddet ediniz; yani benim Ehl-i Beyti’mi samimiyetle seviniz ve muhabbet ediniz” buyurdular.

Bu açıklamanın ardından da Hazret-i Peygamber’imiz: “Meselü Ehli Beytî kemeseli sefîneti Nûhin men rakibe fîhâ necâ ve men tehalleye anhâ garek” buyurmuşlardır.

Mealen: “Benim Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisine benzer, kim bu gemiye binerse kurtuluşa erer. Kim bu gemiye binemezse, dalalette kalır (boğulur)” buyurdular. Sonra da Hz. Ali ile ilgili şu aşağıdaki hadisleri söylediler:

HAZRET-İ ALİ İLE İLGİLİ HADİSLER

• Arap kavminin ve tüm müminlerin seyyidi Ali’dir.

• Sırrımın sahibi, Ali ibni Ebu Talip’tir.

• Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir.

• Ali, bedenimde baş gibidir.

• Tahkik, Ali benden sonra velinizdir.

• Ya Ali! Sen bana Musa’nın Harun’u gibisin.

• Ben korkutucu, Ali hidayete vesile olucudur.

• Ben ve Ali, Allah’ın kulları üzerine Allah’ın hüccetiyiz.

• Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır. İlmi arzu eden kapıya gelsin.

• Benden sonra ümmetimin en alimi, Ali bin Ebi Talip’tir.

• Halk içinde Ali, Kuran içinde “Kul hüvallahü (İhlas) Suresi” gibidir.

Devamını Oku

ORUÇ NEDİR VE ORUÇ DEYİNCE NEYİ ANLIYORUZ?

ORUÇ NEDİR VE ORUÇ DEYİNCE NEYİ ANLIYORUZ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Oruç, sadece aç kalmak değildir. Oruç, tüm bedenin oruçlu olma halidir. Oruçlu olan kimse; eliyle, diliyle, beliyle, kısacası tüm azaları ile oruçlu olmalıdır. Oruç aynı zamanda nefsin ıslah edilmesi için yapılan bir ibadettir. Oruç, Allah rızası için tutulmalıdır. Oruç deyince hemen aklımıza hiçbir şey yememek ve aç durmak gelir; oruç bu değildir, oruç tüm azaların orucudur. Yani beden orucudur. Bunu şöyle sıralayabiliriz:

  • Elin orucu: Oruçlu olan bir kimse, hiçbir vesile ile harama el uzatmamalıdır.
  • Dilin orucu: Oruçlu olan kimse hiçbir vesile ile yalan, küfür, dedikodu ve gıybette bulunmamalıdır.
  • Belin orucu: Oruçlu olan bir kimse, zinadan ve şehvetten uzak durmalıdır.
  • Gözün orucu: Oruçlu olan bir kimse, hiçbir şeye kötü gözle bakmamalıdır. Gafletten uzak durmalıdır.
  • Kulağın orucu: Oruçlu olan bir kimse, tüm kötü fiillere kulağını kapamalı, yasaklanmış olan şeyleri duymamalıdır.
  • Nefsin orucu: Oruçlu olan kimse, tüm nefsani duygulardan uzak durmalıdır, şehvetten kendisini korumalıdır.
  • Kalbin orucu: Oruçlu olan kimse, her an Allah’la beraber olduğunu bilmeli, hiçbir vesile ile Allah’tan uzak olmamalıdır. Bir an için tefekkürden uzak kalmamalı ve vermiş olduğu nimetlerden ötürü Allah’a şükretmelidir.
  • İradenin orucu: Cenab-ı Allah; ahsen-i takvim üzere, yani en mükemmel olarak yarattığı insana, diğer varlıklardan fazla olarak “irade sıfatı” vermiştir. Oruç tutabilen bir kimse, iradesine hakim kimsedir. Nefsimiz bizden pek çok şey isteyebilir. Eğer biz nefsimizin her istediğini ona verecek olursak, onun tutsağı oluruz. O vakit irademiz elimizden gitmiş, onun tutsağı sayılırız. Ama acıktığı zaman yemek, susadığı zaman su vermezsek, herhangi bir kötülüğe sebep olabilecek fiili yerine getirmezsek, o vakit biz irade sahibi sayılırız ki bu da bizi kemalata ulaştırır.
  • Ruhun orucu: Cenab-ı Allah’ın kendi öz cevherinden ve tertemiz olarak bize verdiği ruhumuzu, manevi duygularla beslemeliyiz. Tüm ibadet ve taatlerimiz ruhun gıdasıdır.

Muharrem ve Hızır gibi diğer sayılı günlerde tutulan orucun manası üzerine, bu değerleri hayatımızın her anına uygulamalıyız. Örneğin bir kimse, ikrar verip musahip olur, muntazam olarak Hakk, Muhammed, Ali yoluna devam ederse, her sene görgüden geçip üzerinde kul hakkı bulundurmazsa, hayat boyu oruçlu sayılır. O Allah’tan, Allah da o kulundan razı olur.

KERBELA OLAYI HER YIL ON GÜN ÖNE GELİYOR, NEDEN?

Bunu şöyle açıklayabiliriz: Eski Kameri aylar; Muharrem, Sefer, Rebiyülevvel, Rebiyülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce’dir. Bu on iki ayın toplam gün sayısı 355’tir. Oysaki güneşin ilkbahar ılım noktasından iki geçişi arasındaki zaman birimi olan gerçek yıl; 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniyedir. Demek ki Miladi takvim ile Kameri takvim arasındaki fark yaklaşık 10 gündür. Dolayısıyla Arabi aylar ve Muharrem ayı her yıl 10 günlük bir kaymayla, yaklaşık 36 yılda bir dönüşünü tamamlar ve aynı yere gelir.

Cumhuriyete kadar ülkemizde kullanılan takvim, Arabi (Kameri) takvimdir. Bugün bütün dünya, gerçek yıla en yakın takvim sayılan “Gregoriyen” (Miladi) takvimine geçmiştir. Bu takvime göre her 4 yılda bir gelen Şubat ayı, 28 yerine 29 gün kabul edilerek gerçek yıldaki 5 saat, 48 dakika, 46 saniyelik küsurat tamamlanmaya çalışılır.

Kuran’ın Haram Aylarla İlgili Ayetini İnceleyelim:

“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı sorarlar. De ki: O ayda savaşmak büyük günahtır. İnsanları Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkar etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük bir günahtır.” (Bakara, 217)

Arap Yarımadası’nın her yerinde, özellikle Hicaz’da çok eskiden beri yılın dört ayı haram (yasak) sayılır ve bu aylarda savaş yapılmaz, kan dökülmezdi. Bu aylar, yılın son iki ayı ile gelecek yılın ilk ayıdır; yani Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Ve bir de yılın yedinci ayı olan Recep ayıdır. Recep ayı ortada ve tek ay sayıldığından buna “Recep’ül-fard” (yalnız Recep) denirdi. Bu aylarda oymaklar arasında savaşlara ve çatışmalara son verilir, halk her yerden Kabe’yi ziyaret için Mekke’ye gelir ve panayırlarda alışveriş ederlerdi. Ayrıca bugünlerde aralarındaki anlaşmazlıkları, hakem kurulu katında uzlaştırmaya çalışırlardı. Yukarıda verdiğim Kuran ayetinden de anlaşılacağı gibi, bu aylara saygı dışı davranışlar en büyük günah sayılırdı.

Hz. Muhammed döneminde de Araplar, istedikleri zaman savaşabilmek ve avlanabilmek için bir yıl Muharrem ayını haram saymışlar, bir yıl da Muharremden sonra gelen Sefer ayını haram saymaya başlamışlardı. Bu hileye başvuran Araplar, böylece savaş yapılması yasak olan bu ayı başka bir ay sayarak savaşa giriyorlardı. İşte bu kasıtlı ve hileli yöntem, Hicretin 10. yılında şu ayetle kaldırıldı:

“Haram ayları ertelemek, sadece kafirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kafir olanlar saptırılır. Allah’ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O’nun haram kıldığını helal kılmak için haram ayını bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. Böylece onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tövbe, 37) Bu durum böyle bilinirken şimdi birileri kalkıp Muharrem ayı içerisinde olan bir olayı, Mart ayı içerisinde ve sabit bir günde uygulamaya koymaya çalışıyor. Nitekim Hz. Muhammed ve Hz. Ali devrinde de Muharrem ayı yıl içinde dönmüştür. Kerbela olayından sonra İmam Zeynel Abidin ve ondan sonra gelen imamlar ile onun soyundan gelen Hacı Bektaş Veli döneminde de Muharrem ayı yıl içinde dönmüştür.

Devamını Oku

MUHARREM AYI

MUHARREM AYI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Haziran Ayının 16’sı Salı günü yani bugün Alevi-Bektaşi toplumunun Oruç ayı yani Muharrem Ayı’nın ilk günü

Alevi inancına göre bugünden itibaren 12 gün boyunca oruçlar tutulur, 13. gün Aşure günü ile tamamlanır.

Bu 12 gün boyunca düğün yapmamız, et yememiz, eğlence yerlerine gitmemiz (eğlenmemiz) yasak.

Ben de buradaki köşemde dedelerimizden, babalarımızdan duyup, dinlediğim bilgilerle derlediğim yazılarımla bu süre içinde bu köşemde yazacağım. Tüm Alevi Bektaşi toplumunun Muharrem ayını tebrik ederim.

MUHARREM ORUCU’NUN ASLI NEDİR?

Kur’an’da; “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz” deniyor.(Bakara, 183)

Yine Kur’an’da: “sayılı günlerde oruç size farz kılındı. Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa, tutamadığı günler kadar diğer günlerde tutar” deniyor. (Bakara, 184)

Görüldüğü gibi Bakara Suresi 183. ayette sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi demekle, Hazreti Muhammed öncesi peygamberleri ve onların ümmetlerini kast ediyor. Yine Bakara Suresi 184. ayette de sayılı günlerden bahsediyor. Sayılı günler, Muharrem ayı içerisinde oruç tutulması gereken günlerdir, yani Muharrem’in birinden itibaren 12 gündür. İsteyenler, Muharrem’in birinden önce Müslim AkiyI ve iki oğlu için üç gün oruç tutarlar. Bu üç günlük oruca “masumlar” deniyor. Masum orucunun içine 14 masum palda dahil edilmiştir.

Şu Kur’an ayetinde ise: “Sizden önce gönderdiğimiz resullerimize uygulanan yasa da buydu. Sen bizim yol ve yasamızda değişme bulamazsın” deniyor. (İsra Suresi, 77)

Bakara Suresi 183. ayette, “Sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındı dediği” üzere bütün peygamberler ve ümmetleri bu orucu tutmuştur.

Peygamberler için kurtuluş veya müjde günü sayılan on Muharrem günü, Hz. Peygamber’in torunu Hz. İmam Hüseyin ve yakınlarının ümmeti Emevi batağından kurtardığı ve hakikatleri açığa çıkarıp şehadete yürüdüğü aydır. Bundan dolayıdır ki Alevi-Bektaşi inancına mensup kimseler de peygamberlerin uyguladıkları bu on günlük oruca, İmam Hüseyin ve yakınları için iki gün ilave ederek, 12 gün oruç tutarlar. Görüldüğü gibi Muharrem orucu tamamen Kur’an’a dayanır. Bu oruç, aslında tüm İslam alemi için farz kılınmıştır.

MUHARREM ORUCU KAÇ GÜNDÜR VE NASIL TUTULMALIDIR?

Bu oruç bir nevi yastır. Muharrem ayı, yüreği Ehl-i Beyt sevgisiyle yanan her Müslüman için bir matem günüdür. Bu günler, gönlü Ehl-i Beyt sevgisiyle dolu her Müslüman’ın mahzun Olduğu ve matemlerinin ve gerçek İslam şuurunun tazelendiği günlerdir. Çünkü bugünler Hazreti Muhammed’in öperek, severek, koklayarak omuzunda gezdirdiği, sevgili torunu, Hazreti İmam Hüseyin’in “Kerbela” denilen yerde, iktidar hırsıyla içi kararmış olan Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından aile efradı ve yakın dostlarıyla birlikte şehit edildiği günlerdir.

Yukarıda söylendiği üzere, on iki gün tutulur. Oruca niyet edilir, gün içerisinde hiçbir şey yenmez, su ve sıvı içecekler içilmez. Gün battıktan sonra oruç açılır. Büyük küçük tüm aile fertleri beraber olur, böylece çocuklarımızın da tutulan bu oruç hakkında bilgilenmesi sağlanmış olur. Aleviler bu günlerde ağaç kesmezler, kesici aletler kullanılmaz, kurban kesilmez, kan akıtılmaz, et yenmez, mümkün olduğunca sebze yemekleri tercih edilir. Düğün-dernek yapılmaz.

Devamını Oku

Alevilik ve toplumsal birlik

Alevilik ve toplumsal birlik
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu gün öyle bir gün ki kainatı ışıklandıran Kur-an ayetleri doğrultusunda biz Ehl-i Beyt sevdalıları Muhammed Mustafa’nın hürmetine, Ali Aba’nın inayetine muhtacız. Bil ki asra bedel gün vardır, sanki asır o’nda bir andır, sözünde ifadesini bulan günlerden birisidir.

Bu gün Mahi Muharrem, cevretmişsem, zulmetmişsem dilerim ben ondan af. Gani Allah afuvvum der yoktur sözünde hilaf. Doğrularımız Hakka eğrilerimiz varsa bize aittir. Bütün mümin canlara.

Selam günlerini arş’a döndürenlere

Selam asırları ana sığdıranlara

Selam Hakka tabi olanlara

Selam canlar canına uyanlara.

Değerli canlar, Alevilik barış, birlik ve kardeşlik inancının adıdır. 72 milleti yaratandan dolayı sevmenin adıdır. Bu nedenle Alevi olmak demek barıştan kardeşlikten ve birlikten yana olmak demektir. Yüce Allah Kur-an’da Allah’ın ipine topluca sarılıp birlik olun ayrılığa düşmeyin demektir. Ayrılık ve bölünme akıl sahibi insanlara asla yakışmaz. Hz. Muhammed Ali yolunun yolcusu olan Aleviler daima birliği, barışı ve kardeşliği inançlarından dolayı savunmuşlardır.

İşte bu nedenle Aleviler bu ülkede ulusal birliğin ve barışın güvencesi olan topluluktur. Unutulmamalıdır ki Anadolu adlı bu toprakları Aleviler İslam’a açmışlardır, Anadolu’yu İslamlaştıran Alevilerdir. Anadolu Alevi Uluları olan Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaş Veliler, Şah İbrahim Veliler, Hacı Mahmudu Veliler, Hacı Bayramı Veliler, Ebu-l Vefalar, Sarı Saltuklar, Yunus Emreler, Şeyh Edebaliler ve daha adını sayamadığımız niceleri sayesinde İslam’la buluşmutur.

Dolayısıyla bu ülkenin hamurunda Alevilik vardır. Bir düşünelim, ülkemizin dörtbir yanının Alevi Ulularının yatırları ve dergahları ile dolu oluşu neyi anlatmaktadır? Bir düşünelim Alevi Ozanlarını, Türk edebiyatından çıkaralım geriye ne kalır… Elbette ki Alevilik ile bu ülkenin ayrılmaz birliğini ve Aleviliğin vazgeçilmez oluşunu anlatmaktadır, yeter ki barış ve dostluk içinde yaşamayı becerelim. Bu topraklar bütün ulusumuzun öz yurdudur, artık bunu anlama zamanı gelmiş ve geçmiştir.

Bin yıl önce Türk kavimlerinin Orta Asya’dan Horosan’dan Türkistan’dan akın akın Anadolu’ya gelmesiyle bu topraklar Aleviliğe yani İslam’a kucak açmıştır. Bu toprakların hamuru Alevi İslam inancıyla yeniden karılmıştır. Duymasını bilenlere söyleyelim ki Anadolu’da dağ, taş, ova, yayla, ırmak, göl, dere, tepe her ne varsa Hz. Ali’nin adını haykırmaktadır. Nitekim bu topraklar Ehl-i Beyt soyundan gelen Seyitlerle doludur.

Ülke hepimizindir hangi kökenden gelirse gelsin 72 milleti kucaklama sevdasıyla yola çıkmış bir inancın sevdalısıyız. Aleviler geçmişte ve günümüzde bu görevlerini gereğince yapmışlardır ve yapmaktadırlar, bundan sonra da yapmaya devam edeceklerdir. Bu nedenle Alevi toplumu bu ülkenin bu ulusun çimentosudur. Cumhuriyetin ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi olan Aleviler Türk ulusunun yüz akıdır. Aleviler olarak bir olalım iri olalım diri olalım anlayışı değişmez rehberimizdir.

Büyük Ozanımız Pir Sultan’ın haykırdığı gibi, Gelin Canlar bir olalım diye haykıran Aleviler hiçbir zaman fitnenin yanında olmamışlardır. Çünkü yüce inancımız Kerbela’dan ders aldıkları için cebir-i, kini, nefreti, şiddeti yasaklamış Hüseyin gibi yaşayanların insan gibi insan olanların ölümsüzlüğüne inanmıştır.

Tarihimize bakacak olursak ülkemizin ulusal kurtuluş savaşının büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk mazlum bir ulusu ayağa kaldırmış ve kurtuluş savaşını onca zalim karşısında destan yazdığını dünyaya duyurmuştur, mazlum uluslara örnek olmuştur. Şimdi sorarım sizlere, Kerbela’da kimler ölümsüzleşti, kimler o soylu kavgayı vererek mabetleşti? Hüseyin’i sembol edip Hüseyin gibi yaşayanlar ölür mü? Ölüm Hüseyin’e yakışır mı? O yüceler yücesi insan her doğumda yeniden doğdu ve insan olanların gönlünde taht kurup orada büyüyüp yüceldikçe yüceldi.

Ve insan olup insan gibi yaşayanların Sultan’ı oldu, o sevgi sevda oldu, destanlaştıkça destanlaştı, aşk oldu, her aşkta sonsuzlaştı ve yüreklere yazıldı.

Selam sana gönüllerimizin Sultanı

Selam sana ölümsüzlüğün destanını yazan İmam Hüseyin

Selam olsun Hüseyin gibi yaşayanlara

Selam olsun onun insanlık destanının bayrağını taşıyanlara.

DEYİŞ

Batınımda dedi bana bir aziz

Muhabbetten geçen Haktan da geçer

Vermem nasibini kessin gıdasını

Muhabbetten geçen Haktan da geçer

Muhabbet Adem’i Hakka yaratır

Muhabbet etmeyen can müderadır

Dünyada ahrette yüzü karadır

Muhabbetten geçen Haktan da geçer

Gerçek olan bir nefese inana

Canımız veririz kurban canana

Nalet olsun ikrarından dönene

Muhabbetten geçen Haktan da geçer

Muhabbetten hasıl olan Muhammed

Ali’ye verdi cümle Velayet

12 İmamın erkanı şefaat

Muhabbetten geçen Haktan da geçer

Dört kapı kırk makam yetmiş iki kat

Muhabbet denilen tecelli zat

Mümine Müslime hayır hasanet

Muhabbetten geçen Haktan da geçer

Muhabbet dediğin haslar hasıdır

Muhabbet olmayan Hakkın nesidir

Dost Hatayı’nın bu hak nefesidir

Muhabbetten geçen Haktan da geçer

Değerli Canlar;

Muhammed İkbal Hüseyin Hak ile batılın arasını kanı ile kesmiştir. Sözlerine devamla;

Allah Allah Baba İmam Ali Bismillah’ın Ba’sı oğlu (Seyyid-i Şuhade) Zıbh-i Azimin manası diyerek benim gözlerimi de yüce kurban sırrına açtı deyip Kerbela sırrına vakıf olmanın önemini arz etmiştir.

21. yy’da sırra vakıf olmamak çok acı değil midir? Gönül ister ki mezhep penceresinden uzaklaşıp tüm İslam alemi bu sırra vakıf olsun. Ben bu sırra vakıf olup haklıyla haksızın ayrımını yapıp haklının hakkını hak sahibine teslim etmek çok zor bir istek midir? Halen İslam aleminde Kur-an’da geçen naletlenmiş soy olarak anılan bu soysuzları hazret demek kime ne değer kazandırır? Yazmaya kalemimiz varmıyor amma bu zalimlerle bir soy bağlılıkları mı var. Bunu anlayabilmiş değiliz.

İmam Hüseyin’in şahadetinden sonra türbesinin defalarca tahrip edilmesi, yakılıp yıkılmasında Peygamber soyuna dinmeyen düşmanlıklarının açıklaması nedir? Geliniz bu acıyı bu Muhammedi sevgiyi birlikte paylaşıp acıyı bal eyleyelim. Birlik olursak zalimin mumu yanmaz, birlik olursak Kerbela’da mazlumların yaktığı ışık sönmez, birlik olursak insan olmanın sembolü Hüseyin’ler ölmez, birlik olursak Fatima gibi Analar ağlamaz, birlik olursak naletlenmiş soylar zulüm yapamaz.

Ne mutlu birlikten ve kardeşlikten yana olanlara. Ne mutlu eline diline beline sahip olup yüksek ahlaktan ayrılmayanlara. Ne mutlu Muharrem’in sırrına erenlere. Ne mutlu Ehl-i Beyt’i sevenlere. Ne mutlu bu sevgiyi yol gösterici edinenlere. Matemimiz mübarek oruçlarımız kabul olsun.

Yarabbi, Resulü Haşimi hakkı için Hanedan-ı Ehl-i Beyt’i nübüvvet hürmeti hakkı için tüm insanlığa bütün ibadetlerin sırrına vakıf olmasını ve gerçeğin sırrına ermesini nasip eyle Yarabbi. Hak Muhammed Ali dergahından eyleyip sırrı Kerbela’nın hakkı hürmetine yaşanılan matemi ve tutulan oruçları kabul eyle Allah’ım. Zalimlerin zulmünden tüm insanlığı koru Allah’ım. Tüm insanlığın barış içinde yaşamasını nasip eyle Yarabbil Alemin. Yalnızca ve yalnızca gerçeğe Hü diyenlerin lokmalarını da kabul eyle Allah’ım.

Aşıka didarı cemali cennet

Dilerim cümleye erişe minnet

Sadık der sıtkınan verin selavat

Ali ile Muhammed’in aşkına.

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler