23 Şubat 2026 Pazartesi
Recep Çınar
İnsanlar arasında sosyal dengenin sağlanması ve insanlık için çeşitli hizmetlerin yapılması bakımından İslam dininde sadaka büyük önem arz eder.
Sadaka, “ hiçbir baskı ve zorlama olmadan ve insanlara gösteriş yapılmaksızın sadece Allah rızası için ve gönül hoşluğu ile yapılan her çeşit harcama” olarak tarif edilir.
Toplum olarak yeni bir savaştan çıkmadık. Göç etmedik. (çok şükür) Büyük felaketlere de (eski kavimler gibi) uğramadık, çok şükür. Peki, niye Sadaka toplumu haline geldik? Milyonlarca emekli insanımız (yeni haliyle)
20 bin TL emekli aylığı ile yaşamaya mahkûm edildi. Yine milyonlarca insanımız 28 bin TL aylık asgari ücretle çalışmak zorunda bırakıldı! İşte bunlar, sadaka toplumunun çoğunluğunu oluşturuyor.
Biz, bin yıllık tarihimizde “Adil Düzen” içerisinde yaşadığımız sürece böyle değildik. Günümüzde ise adil olmayan bir düzende ekonomisi ile işsizliği ile adil olmayan paylaşımı ile… Toplumumuzun birçoğu “sadaka”ya muhtaç edildi!
Sadaka konusu Kur’an’da birçok ayette geçer. Bunlarda ikisi;
Peygamberimiz (s.a.v.) da bir hadislerinde şöyle buyuruyor:
“Kulların sabahladığı her gün (yeryüzüne) iki Melek iner. Bunlardan biri: Allahım! İnfak edene (sadaka verene) yenisini ver, diye dua eder.
Diğerinde ise: “Allah’ım! Cimrilik edenin malını helâk et, diye beddua eder.” (Buhârî-Müslim).
“Sadaka olarak verilen bir parça ekmek, Allah katında Uhud dağı kadar büyür” diyor! (Taberanide).
Bugün içinde yaşadığımız düzen zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan faize ve haksız vergilere dayalı bir düzen. Onun için “Sadaka”ya (yardıma) muhtaç insanların sayısı her geçen gün artıyor. Bunun sonucu olarak da kimileri obeziteden ölürken kimileri de açlıktan ölüyor! İslam tarihi incelendiğinde İslam’ın Adil Düzeninin hayata hâkim kılındığı bazı dönemlerde zekât verilecek fakir (ihtiyaç sahibi) insan bile bulunmazken, bu gün gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde “sadaka” ile yaşamaya mahkûm edilmiş yüz milyonlar var!
Şu bir gerçek ki, bugün toplumumuzun da önemli bir bölümü “sadaka”ya “yardım”a muhtaç hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. İşte bunun anlamı; “sadaka toplumu” oluştu!
Peki, bu insanlar nasıl bu hale geldi/getirildi?
Tek cevap: Uygulanan sömürü düzeni ile adil olmayan yönetimle, faiz’le, borçlanmayla, üretim ve yatırıma günün şatlarına göre gerekli yatırımlar yapmamakla, aşırı israflarla… özetle yanlış politikalarla! Ülkemizde Millî gelir arttı deniyor! Ama paylaşımda büyük bir adaletsizlik olduğu gibi kaynakların büyük bir kısmı da borç ve faize gidiyor! Borç sürekli artarken, istihdama ve üretime yönelik yatırımlar gereği gibi kâle alınmıyor. Daha önce yapılan yatırımlar da birçoğu özelleştirildi, hala da özelleştiriliyor! Tabii ki sadece maddi/ekonomik yönden çökmedik, onunla beraber “ahlak” da çöktü!
Hz. Ömer’in ‘Adil Düzen anlayışı neydi? “Kenar-ı Dicle’de bir Kurt kapsa Koyunu, gelir de Adl-i İlâhi Ömer’den sorar onu!”
Bugünkü sömürü düzenindeki anlayış ise, “O koyunu (rantı) ben nasıl kaparım” anlayışıdır! Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 1999 yılında 10 ay hapse girmesine sebep olan, merhum Necip Fazıl Kısakürek şiirindeki “Allah’ın 10 pulunu bekleye dursun 10 kul. Bir kişiye tam 9, dokuz kişiye 1 pul” Cümlesi idi!
İşte günümüzde yaşanan bu. Müslümanlar olarak ne zaman uyanarak bu gerçekleri görecek ve anlayacağız da ne zaman “kendi medeniyet değerlerimize döneceğiz” diye sorarsak. Ne zaman faize bulaşmayan, israf ve tüketime dayanmayan, üreten, adil paylaşımı olan, içinde zekât müessesesinin bulunduğu “Adil bir düzen”e sahip olacağız, işte o zaman sömürü de, borç da, faiz de ahlaksızlık da bütün sorunlar Allah’ın izni ile sona erer ve denge sağlanır. Bir Macar Atasözünde öyle diyor; “Sarhoş er-geç ayılır, ama Cahil asla!”
Rabbimiz (cc) Kur’an’da şöyle der; “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor! Doğrusu Allah, her şeyi işiten ve görendir” (Nisa Suresi 58. Ayet).
Maide Suresi 44. Ayette ise; “… Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” uyarısında bulunuyor!
Dostça kalın…
Recep Çınar
Hicri ayların dokuzuncusu, onbir ay’ın Sultan’ı bir Ramazan ayına daha eriştik. Ramazan ayı, Müslümanlar için ihsan (bağışlanmış armağan) edilmiş özel fırsat ayıdır. Bu mübarek ay içinde eda edilecek Namaz, Oruç, Zekât ve Fitre ibadetlerinin yanında komşuluk ilişkilerinin arttığı, dost ve akrabalık bağlarının güçlendiği yakınlık ve samimiyetlerin arttığı bir kutlu mevsimdir. Tabi ki, bütün bunların yanında mukabele ve teravih namazı gibi toplu ibadetlerin çok daha özen gösterilerek yerine getirildiği bereketli bir dönemdir.
Peygamberimizin (sav) müjdesine göre; “Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret (af), sonu da cehennemden azat (kurtuluş) tır.” Ayrıca Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmiş olması, bin aydan daha hayırlı -ki bu ortalama bir insan ömrüdür- olan Kadir Gecesi’nin içinde bulunması Ramazan ayının değerine değer katar.
Ramazan ayının özellikleri ve güzellikleri saymakla bitmez. Benim esas maksadım bunları geniş geniş anlatmak değil, zira bu konuları Din Görevlilerimiz/İlahiyatçılarımız gereği gibi yazarlar, anlatırlar. Benim üzerinde durmak istediğim esas konu; toplum olarak Ramazan ayında dikkat etmemiz gereken hususları hatırlatmaktır.
Ramazan ayının kıymetini bilelim!
* Ramazan ayı, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı aydır.
* İslam’ın beş şartından biri olan oruç, bu ayda tutulur ve büyük bir manevi değere sahiptir.
* Ramazan, Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği artıran bir dönemdir.
* Oruç, sabır, kanaat, metanet gibi erdemlerin kazanılmasına yardımcı olur.
Yüce Dinimiz İslam, bir hayat nizamıdır, hayatımızı tanzim eden bir sistemdir. Hayatımızı her yönde ve konuda tanzim eder. İslam’ın koyduğu kurallara uymamız kendi menfaatimizedir. Dünya ve ahret saadeti İslamsız olmaz. Müslüman, teslim olan demektir. Neye teslim olacağız? Allah’ın emirlerine. Allah (cc) neyi emretmişse onu (meşru bir mazeretimiz olmadıkça) yapacağız, neyi de yasaklamış ise (haram kılmışsa) ondan da uzak duracağız.
Toplumumuzda eskiden çocuklar dahi (bilhassa Ramazan’da) açıkta (sokakta) yemez içmezlerdi. Ama ne yazık ki, günümüzde bırakın çocukları, caddelerde yeme içme servisleri oluşturuldu! Bu bizim medeniyet değerlerimizle, Allah’ın koyduğu kurallarla taban tabana zıttır, ayıptır, günahtır! Yeme, içme işi Ramazan ayında bile açıkta yapılıyorsa vebal katlayarak artar! Bir insan şu veya bu sebeplerle oruç tutmuyor/ tutamıyorsa, tutanlara hürmeten/nezaketen açıkta yeyip içmemesi gerekir. Bu, kul hakkına tecavüzdür. Oruçlu insanın, hamile kadının, çocukların, parası olmayıp canı çekip de yiyemeyenlerin vebalinin altından kimse kolay kolay kalkamaz. Eskiden ülkemizde gayri Müslimler bile Ramazan ayında, hatta normal zamanlarda saygı ve nezaket gereği dışarıda yeyip içmezlerdi!
Tabii ki toplumumuz Medeniyet değerlerinden uzaklaştıkça/uzaklaştırıldıkça neyin haram, neyin helal olduğuna dahi dikkat etmez hale geldi/getirildi. Bu konuda Müftülüğümüzün özel çalışmalar yapması, halkımızı bilgilendirmesi/uyarması gerekir. Sadece camilerde yapılan sohbetler/vaazlar yetmez! Zira toplumun yüzde kaçı Cami’ye geliyor! Diğer önemli bir husus ise Gastronomi sahasında hizmet veren esnafımız Ramazan ayında kesinlikle (hatta Ramazan ayı dışında) caddeleri masa – sandalyelerle donatıp yeme-içme servis yapmamalıdır. Halk, yeme içme ihtiyaçlarını kapalı mekânlarda gidermeli. Tabii ki esas olan bu konuda insanlarımız bilinçlendirilerek caddelerde/açıkta yeme içme işine tamamen son verilmelidir. Bu konuda Ramazan’da yapılacak bir tatbikat bunun için atılan bir adım olabilir. Dünyalık daha fazla kazanacağız diye Allah’ın emirlerine sırt çevirmek, bunca insanın vebalini yüklenmek akıl karı değildir. Hem sonra bereket, çokta da değildir. Bereket, matematiğin hesaplayamadığı bir nimettir. Allah dilerse bir’e on, bir’e yüz, bir’e yedi yüz… hatta daha fazla verir. Yeter ki biz kanaatkâr olalım, O’nun koyduğu sınırları ihlal etmeyelim!
Cami ziyaretleri!
Edirne’mizde, eşine ender rastlanan tarihi Camilerimiz var. Bilhassa yaz aylarında ve hafta sonları ziyaretçi sayısı oldukça artıyor. Ramazan ayında ise daha da fazla olur. Namazlarını kılmak için camiye gelen cemaat ile ziyarete gelenler camiye giriş çıkışlarda kadını ile erkeği ile bazen izdihamlar oluşturuyor. Bilhassa Selâtin Camilerinde Müftülüğümüz gerekli tedbirler almalı almalıdır.
Valiliğimiz bir ilke daha imza attı!
Valimiz Sayın Yunus Sezer, bu yıl ilk olarak Ramazan boyunca her gün çocuklar için “Selimiye’nin gölgesinde ‘Ramazan Sokağı’ adı ile etkinlikler düzenletti. Ramazan ay’ı boyunca sürecek çeşitli etkinlikler yapılacak. Bilhassa çocuklarımızı Din ile Ramazan ile buluşturma bakımından düşünülmüş güzel bir program. Allah Razı olsun. Müftülüğümüz de Camileri gülsuyu ile yıkayarak Ramazan’a hazırlamış. İnşallah, Ramazan da bizim kalp ve beyinlerimizin temizlenmesine, kaybetmekte olduğumuz ahlakımızın korunmasına vesile olur.
On bir ayın sultanı Ramazan ayı kalplerimize huzur, ruhlarımıza sükûnet, hanelerimize bereket getirsin.
Hep birlikte hayırlı ve sağlıklı bir Ramazan geçirmek dileğiyle Ramazan ayımız mübarek olsun.
Dostça kalın…
Recep Çınar
Yazılarımı takip edenler hatırlar, “3Ç” konusunu daha önce, 21.10.2019 tarihli yazımda kaleme almıştım.
Konu, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi İstanbul’da birinci parti çıkmış ve başkan adayı Recep Tayyip Erdoğan Belediye Başkanlığını kazanmıştı. O zaman CHP’den devralınan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi iflas noktasına gelmiş, her taraf “Çöp, Çamur ve Çukur” şeklinde ifade edilmişti!

Gelelim Edirne’ye!
103 yıllık Cumhuriyet döneminde Edirne Belediyesi en fazla CHP’li başkanlar ile yönetildi. Sadece son 5 dönemde (çeyrek asır) Edirne’yi CHP’li Hamdi Sedefçi ve Recep Gürkan yönetmişti. Son 2 yıldır da CHP’li Sayın Av Filiz Gencan görevde. Gelinen noktada durum ortada, Belediye Sigorta borçlarını bile ödeyemez hale geldi!
Belediye’nin ilgili birim yetkilileri şehri mahalle mahalle bir dolaşsınlar bakalım, neler görecekler! Çöp, Çamur ve Çukur’dan başka! Üstelik olması gerekenin 2 katından fazla personele sahipler! İtirazları varsa böyle mağdur bırakılmış bir şehir göstersinler, Türkiye dâhil Batı’da Atlas Okyanusuna kadar olan coğrafyada!

Edirne neden bu duruma mahkûm ediliyor? Nasıl sahipsiz bir şehir halkıyız biz! Bize bu mağduriyeti yaşatanları inadına tekrar tekrar seçip göreve nasıl getiriyoruz! İnsan, ayni delikten defaatla ısırılır mı?
Bir zamanlar Şehirler Sultanı / Sultanlar Şehri olarak anılan Edirne son yüz yılda çok mağdur edildi. Ne imar planları, ne altyapısı, ne de üst yapısı… Edirne gibi bir şehre yakışmıyor. Onca yıldır Trafik, Park sorunu, WC sorunu dahi gereği gibi çözülmüş değil.

Belediye şimdi de Kasap dükkânları, Lokantalar, Dev Mutfaklar açmakla yapamadığı öncelikli hizmet açıklarını kapatmaya çalışıyor! Bunlar olmasın mı? Lokanta, mutfak… Elbette güzel hizmetler. Ancak, yıllardır birikmiş işlerde “ehem”i “mühim”e tercih ederek yapılacak işleri sıraya koymak lazım. Mühim önemli, ama Ehem daha önemli! Mesela; Çarşıda kalbi durmuş ve yere yığılmış bir insanı siz, Acil Hastaneye götürmeye çalışıyorsunuz, O da size, “önce beni berbere götürün traş olayım, sonra da hastaneye gidelim” diyor! O’nun önceliği (Ehem olanı) Hastane mi yoksa Berber mi?
Maksadım, bağcı dövmek değil, üzüm yemek! Bizim kültürümüzde yanlışlar söylenir doğrusu gösterilir.
Çöp – Çamur – Çukur’la devam! Yani; 3Ç!
Edirne Belediye Başkanı Sayın Av Filiz Gencan, 4 ay kadar önce, 27.10.2025 tarihli basına verdiği beyanatta „Edirne’de Alt Yapı tarihe gömülüyor demişti! Ve işe, Su borularının yenilenmesi ile başladılar. Şu anda da Kaleiçi semtinin su boruları döşeniyor. Döşeniyor da, görmeyenler ve merak edenler gidip bir görsünler bakalım! Çöp, Çamur ve Çukur ile nasıl yaşanırmış? Bu yollarda yürürken insanların ayakkabıları çamur içinde kalıyor. Bu semtte ikamet edenlere hiç olmazsa birer çift lastik çizme verin!

Edirne’de yıllar önce ele alınması gereken altyapı, üstyapı yenilenmesi onlarca yıl geriye atıldı. Önce Su borularını döşeme ile başlandı, ama Alt yapı onunla bitmiyor! Çok önemli bir de kanalizasyon sorunu var! Gün geçmiyor ki bazı caddelerde vidanjör gelip tıkanıklıkları gidersin. Yıllardır yollara üst üste atılan asfaltlar, standartlara uymayan, gelişigüzel yapılan yaya kaldırımları şehrimize dışardan, içerden gelenleri hayrete düşürüyor. „Edirne, böyle mi olmalı“ diyorlar! Haksızlar mı? Şehircilikte Dünya standartlarına uygun yapılmış kaç işimiz var?

Şimdi, Belediye’nin su borularını döşetmekle başladığı bu işler umarız aksatılmadan yürütülür ve bir an önce Edirne Çöp, Çamur, ve Çukur’dankurtulmuş olur. Burada akla takılan diğer önemli bir husus ise şehirlerde altyapı, üstyapı çalışmaları 6 ile 9. Aylar (Haziran-Eylül) arasında yapılması gerekirken, Edirne Belediyesi bu işi niye uygun olmayan zamanda, kışın ortasında yapıyor? Halk bilmeyebilir, ama işin uzmanları buna şaşıyor ve bu böyle olmaz diyorlar!
Dostça kalın…

Recep Çınar
“İnsanların olaylar karşısında uyanık kalabilmesi, aklın diri olmasına bağlıdır. Ayrıca gafletten de uzak durması gerekir. Analiz gücüne sahip olmayan aklın, yanlışa saplanması kaçınılmazdır. Akıl bir de gaflet anaforuna düşerse, uyanması çok zor olur. Zira gaflet, aklın perdesidir, diyor” bilim adamları.
Yunus Emre der ki: Ömür bahçesinin gülü solmadan uyan ey gözlerim, gafletten uyan!
Uyanmak, aklın sağlıklı olması ile mümkün olur. Nitekim gafil kuşun avcısı çok olurmuş! Gafil de düşmana aş olur. Aklın uyku hali, felaketlerin artmasına sebep olur. O zaman da uyanması zorlaşır!
Şura suresi 30. Ayette Allah (cc) buyuruyor ki: “Başınıza gelen her musîbet, kendi ellerinizin kazandığı günahlar, ihmal ve kusurlar yüzündendir. Bununla beraber Allah, o günah ve kusurların pek çoğunu da affediyor.”
Burada hitap edilenler, günahkârlardır. Günahları, kusur ve ihmalleri sebebiyle dünya hayatında bir kısım musîbet ve felaketlere maruz kaldıkları haber verilmektedir. Pek çok hata ve kusurlarını da Allah affetmektedir.
1973 yılında yapılan Türkiye genel seçimlerinde Sakarya’dan Milli Nizam Partisinden (Milli Görüş) Milletvekili seçilerek TBMM’ne giren ve 1975-1977 yılları arasında Adalet Bakanlığı görevini üstlenen Av. İsmail Müftüoğlu, 08.01.2026 tarihli Milli Gazetede yayınlanan yazısında şunları anlatıyordu;
Sayın Tayyip Erdoğan, neler demişti!
Sultan III. Murad Şiirinde; “Uyan ey gözlerim gafletten uyan, Uyan uykusu çok gözlerim uyan, Azrail’in kastı canadır inan, Uyan ey gözlerim gafletten uyan, Uyan uykusu çok gözlerim uyan…” diyor.
Bağdatlı Rûhî de: “Yâ Rab, bize bir er bulunup himmet eder mi? Yoksa günümüz böyle felâketle geçer mi”? diyor!
Ne diyelim? Uyan ey Gözlerim/Halkım uyan!
Dostça kalın…
Recep Çınar
Su, maddi kirleri temizler. Ama kendisi kirlenirse, temizleme özelliğini kaybetmiş olur!
Siyasetin ise toplumun hem maddi, hem de manevi kirlerini temizleme özelliği vardır. Tabii ki siyaset ahlaklı, dürüst ve adil olursa! Eğer siyaset bu özelliklerini kaybederse, o zaman değil toplumu maddi ve manevi bakımdan temizlemek, kendini bile temizleyemez! Günümüzde yaşanan da bu değil mi?
Diğer taraftan günümüzde sapla saman birbirine karıştırılıyor. Siyaset = Politika şeklinde algılanıyor. Hâlbuki bu terimler farklı medeniyetleri temsil eder. Buna bir de “Laiklik” eklenince iş çığırından çıkıyor!
Nedir bu “Laiklik”? (sıra ona da gelecek!)
Politika; Eski Yunan medeniyetine ait bir terim. Günümüzde her ne kadar ‘Siyaset’in yerine kullanılıyor sa da sırıtıyor! Çünkü politikanın Türkçe karşılığı “çokyüzlülük” demektir. Buda bizim dilimizde olumsuzluk ifade eder.
Siyaset’e gelince; İslam Medeniyetine ait bir terim olup “Halkı, dünya ve ahrette kurtulacakları yola irşat etmekle, onların salah (kurtuluş) ve menfaatlerine çalışmak” şeklinde tarif edilir. Zira Cenab-ı Allah, insanlar arasında mutlaka adaletle hükmedilmesi için emanetlerin (Devlet yönetimine ait vazifelerin) ehline (dürüst, adil insanlara) verilmesini istemektedir. (Nisa Suresi: 58).
İşte günümüzde, politika siyasetin yerine ikame edildiğinden/edilmeye çalışıldığından ve politika kapsamında her şey mubah sayıldığından “politik skandal”lar sık sık yaşanıyor ve siyaset kirleniyor. Siyaset kirlenince de ahlak bozuluyor!
Her İşte Ahlak!
Ahlak, “Huy ve karakter” gibi anlamlara gelmektedir. Bilginler, bir ilim dalı olan ‘ahlak’ın çeşitli tariflerini yapmışlardır.
Mesela; “Ahlak, her iyi huyu benimsemek ve her kötü huydan sıyrılmaktır.”
Bir başka tarifte; “Ahlak, iyilik yapmak ve kötülüklerden sakınmak/sakındırmak için uyulması gereken kuralları öğreten bir ilimdir.”
Diğer bir tarifte ise; “Ahlak, insandaki manevi değerler ve davranışlar topluluğudur” şeklinde anlatılır.
Rahmetli Erbakan Hoca, yarım asırlık siyasi mücadelesinde “önce ahlak ve maneviyat” sloganını adeta bayraklaştırmıştı.
Peygamberimiz bu konudaki bir hadislerinde; “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” der.
Rabbimiz ise bir ayette Peygamberimiz için ; “Muhakkak ki sen pek yüce bir ahlâk üzerindesin” (Kalem suresi, 4. ayet) diyor.
Allah Resulü (sav) bir başka hadislerinde ise; “Allahü Teâlâ’ya günahsız dille dua edin!” Sahabe soruyor: “Yâ Resûlallah, günahsız dilimiz yoktur, nasıl günahsız dille dua edeceğiz?”
Şöyle açıklar günahsız dille dua etmeyi; “Sizin diliniz kendiniz hakkında günahlıdır, ama başkaları hakkında günahlı değildir. Öyle olunca siz başkaları hakkında günahsız olan dilinizle dua edin, onlar da sizin hakkınızda günahsız olan dilleriyle dua etsinler. Böylece günahsız ağızlarla birbirinize dua etmiş, makbul duaları almış sayılırsınız”buyururlar.
Mehmet Ali Ünsal’ın yazdığı “En Güzel Ahlak” şiirinde öyle diyor; Güzel düşün,
Güzel hayaller kur, Güzel söyle, Güzel şeyler duy, Budur en güzel ahlak, Budur en güzel huy!
Çirkine, kötüye mesafe koy, Küçüklerini sev büyüklerini say, İyinin doğrunun hep yanında ol! Budur dostum en ideal yol, Budur en güzel ahlak, Budur en güzel huy.
Ahlak konusunda anlatılan bir hikayede şöyle der; 3 arkadaş; Su, ateş ve ahlak dostluk kurmuşlar. Bir gün birlikte dağda, kırda, bayırda dolaşırlarken birisi; Gezimiz güzel de, “birbirimizi kaybedersek nasıl buluşuruz“ diye.
SU cevap vermiş: “Nerede bir şırıltı, çağıltı duyarsanız ben oradayım.”
ATEŞ’e sorarlar, “Seni yitirirsek ne yapalım”? “Bir duman gördüğünüz yerde bilin ki ben orda varım.”
Su ve ateş birlikte AHLAK’a döner ve sorarlar; “söyle bakalım ahlak, peki ya seni kaybedersek nasıl bulabiliriz?”
AHLAK’ın cevabı şu olur: “Üzgünüm arkadaşlar! Beni kaybederseniz bir daha bulamazsınız”!
Gelin biz her işimizde, her sahada (siyaset, ekonomi, ticaret, eğitim, insani ilişkiler…) ahlakımızı koruyalım, onu ön planda tutalım. Göreceksiniz o zaman Kendimiz de, Toplumumuz da, Ülkemiz de çok şey kazanacak.
Dostça kalın…