14 Ağustos 2026 Cuma
Siyasi partiler Demokrasilerin vazgeçilmezleridir. Siyasi partilerin olmadığı bir ülkelerde demokrasilerden söz edilemez. İktidardaki siyasi partilerin yaptırımları için de en büyük yol göstericiler muhalefet partileridir. Gerektiğinde iktidarın yaptığı yanlış uygulamaları eleştirir ve bu konuda kamuoyunu aydınlatırlar. Muhalefet partileri iktidar olabilmek için büyük uğraş verirler.
Yazıma böyle bir girizgahla başladım. Ülkemizde durum böyle mi? Son yıllarda inanılmaz şeyler yaşandığı gibi her şey de birbirine girdi. Tabiri caiz ise at izi it izine karıştı. Neden bu duruma geldik, ona bakacağız..
Önce Ülkemizi çeyrek asırdır yöneten siyasi iktidar dönemimde yaşanılanları ana başlıklar halinde hatırlatarak bu günlere gelmek istiyorum. Siyasi çalkantılarla, Parti kapatma girişimleriyle, Şaibeli seçimlerle, kutuplaştırmalarla, kumpaslarla, operasyonlarla, itibarsızlaştırma ve tutuklamalarla, Tarikat işbirlikleri, Fetö gelişmeleri ve sonuçlarıyla, Darbe girişimleri ve sonrası mücadelelerle, Terör belalarıyla, İç ve dış askeri operasyonlarla, Sık sık yapılan, halkı yoran seçimlerle, Seçimler öncesinde ve sonrasında yaşanan seviyesizliklerle, Ülke idari sistemini kökten değiştirme gayretleri ve Referandumlarla geçen yıllar.
Dünyada eşi benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen, Yürütme yetkisinin tek bir kişide toplandığı Ucube sistem uygulamalarıyla, Kaybedilen seçimlerde başvurulan siyasi ahlak ve hukuktan yoksun uygulamalarla, Adaletin siyasallaşması, İç hukuku bağlayan AİHM kararlarına ve AYM kararlarına uyulmaması, Mahkeme kararlarının tanınmaması, Adaletin geç tecelli etmesi, Hak, Hukuk, Adalet, Eğitim, Sağlık, Ekonomideki gel- git’ler, İşsizlik, Enflasyon alanlarında halkın büyük sıkıntılara maruz kalması, Yokluk ve yoksulluğun derin izleri….
Hazmedilemeyen seçim yenilgileri sonucunda siyası partilere karşı politik savaş stratejilerine başvurulması, Muhalefet belediyelerini silkeleyin talimatlarıyla başlayan süreçler, Halk iradesi hiçe sayılarak seçilen Belediye Başkanlarının görevden alınarak kayyum ataması, Şafak operasyonlarıyla gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları, iftiralarla itibarsızlaştırılmaları, peşin infaz ile cezaevlerine konulmaları, Ana muhalefet partisinin iktidar yolunu kapatarak, Bölünmesi, parçalanması için hukuksuzca Butlan kararı verilmesi, Siyasetin her geçen gün gerginleşmesi ve daha niceleri 25 yıllık süreçte yaşananlar….
Bu yaşanan olumsuzlukların sebebi kanımca kötü yönetim ve dokuz yıldır uygulanan tek adam sisteminin getirdiği sonuçtur diye düşünüyorum. Muhalefeti olabildiğince dağıtarak koltuğu kaybetmemek, seçim kazanmak için baskıcı uygulamalara başlamak ve sürdürmek siyasi etikle bağdaşmadığı gibi siyaset kurumunun zayıflamasına neden oldu. Tüm bunlar toplumun kamplaşmasına ve tehlikeli bir duruma doğru gidiyor.
Tehlikenin belirtileri her gün artıyor, işte bunlardan biri; CHP’nin yönetimine bir istinaf mahkemesi kararına dayanarak el konulması, iktidar ile uyumlu bir yönetimin iş başına getirilmesi tam bir kırılma ve kopuş dönemeci olmuştur. Çünkü, CHP de siyaset yapılan bir ortam kalmaması, Bir de 13 yıl boyunca her seçimi kaybetmiş halkta hiçbir karşılığı olmayan, güvenini yitirmiş, Butlan Gn. Bşk .nın kin ve intikam duygularıyla tasfiye etme, yönetme hırsı yüzünden, bir de Butlan kararını CHP’yi saraya yedeklemek olarak gören binlerce üye istifa etmek zorunda kaldı. İstifaların yoğun bir şekilde de devam edeceği görülüyor. Yani asırlık çınar kurutuldu.
Aylardır konuşulan tartışılan CHP’nin parçalanması ve Butlan. Ülkenin sorunları konuşulmuyor. Butlanla atanan Genel Başkan K.K. ve zayıf ekibi ile, Dört mazbatalı seçilmiş CHP Genel başkanı Özgür Özel ve güçlü ekibi arasındaki anlaşmazlıklar, tüm hukuksal yolların aranmasına rağmen sonuç alınmamasından dolayı gelinen süreçte Yen Partinin kurulması yolu açılmıştır zorunlu olarak.
Halkın büyük ilgi ve desteği, umut ve yoğun talepleri ile kurulan ve kurulduğu gün Ana Muhalefet konumunda olan Yeni Parti bu anlamda Türk siyasi tarihinde bir ilktir. Dirilişin Yürüyüşü YENİ Parti’nin kuruluşu, siyasette taşları yeniden döşeyecektir. Yeni Parti’nin dinamikleri, şimdiye kadar benim Ülkemizde hiç tanık olmadığım kertede güçlü bir toplumsal itiş, ittiriş ve gereksinimle ortaya çıktı. Diplerden gelen bu yüksek basıncın çıkarılabilecek tüm baltalamalara, şantaj ve tehditlere, itibar suikastlarına karşı Yeni Parti’nin yaşamasına olanak vermesi, halkın artan desteği ile iktidar olması hepimizin umudu.
Siyasi iktidara yakın somut bir çözüm sunmaktan aciz, sadece eleştiri ve kötü enerji pompalayan, kalemşör ve televizyon yorumcularının telaşı boşuna değildir. Kamuoyu yoklamalarında %35 leri aşan rakamlar, oy oranından ziyade, potansiyeli işaret etmektedir. Bu ülkenin artık yeni bir siyaset anlayışına ve yönetimine şiddetle ihtiyacı olduğu görülmektedir.
Bu arada dip not olarak şu konuya da kısaca değinmek isterim. 50 yıldır ülke kaynakları teröre heba edildi, Binlerce gençlerimiz, görevlilerimiz hayatlarını kaybetti, kan akıtıldı, ocaklar söndü, Anaların göz yaşı dinmedi. Başlatılan yeni barış süreci Çerçeve yasası Mecliste kabul edildi. Hayır deme hakkına en çok sahip olan Yeni Parti Genel Başkanı Sayın Özel tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk gereği Barışın önüne durmamak için yönetim kademesiyle Akıllı bir formül, ince bir hesapla Evet dedi. Millet Vekillerini serbest bıraktı. Bu ilkesel davranışın stratejik önem ve değerini zamanla herkes anlayacak ve takdir edecektir. Öfke yöneltmenin, Hedef tahtasına konulmasının, kesin hüküm verilmesinin hiçbir yararı yoktur.
Eğer Yeni parti, toplumsal dalga ve siyaset zemininde iyi değerlendirilirse, demokratik çerçevede parlamenter kuvvetler ayrılığına dayalı, dengeleme-denetleme ilkelerinin yaşam bulduğu çağdaş bir sistemi bir daha asla geriye dönmeden yeniden kurmalıdır. Hem laik, demokratik, sosyal hukuk devleti yaşama geçerek, hem de sosyal demokrasinin ifade ettiği özgür birey, Örgütlü toplum ve demokratik devlet, bir hayal olmaktan çok olgusal bir yüzeye kavuşmalıdır.
Tüm bunların yapılabilmesi için mevcut sistemde ittifak yöntemleri de ele alınmalıdır. Halk kitlelerinin ihtiyaçlarını, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, köylünün, üreticinin, sanayicinin, esnafın taleplerini, ekonominin yeniden düzenlenmesini, devletin, hukukun, yargının adil bir temelde yeniden yapılanmasını dikkate alacak, Bugüne kadar belki de hiç olmadığı kadar bir dönüşüme hazır bir Türkiye var önünüzde. Türk siyasi tarihinde eşi benzer olmayan baskılara maruz kalınsa dahi bunlar mutlaka aşılarak iktidar yürüyüşüne yılmadan devam edilmelidir.
Ayrımcılığın yerine eşitliği, Korkunun yerine Özgürlüğü, Kayrımcılığın yerine Liyakatı esas alan, Güçlü bir ekonomi kurulmasını hedefleyen, Temel dayanağı kurucu değerlere sahip çıkmak olan, Karma, Laik, bilimsel eğitimle daha çağdaş, Avrupa birliği üyesi olmayı amaçlayan, Ortak akılla çözüm üreten, Yoksulluğu bitirecek, Kamuda israfa son verecek, kapsayıcı kalkınmayı gerçekleştirecek, Parlamenter sisteme geçişle Tek adam rejimine ve Saray saltanatına son verecek. Kısacası çeyrek asırlık yorgun iktidarın kara düzenine son verecek Yeni Parti, yeni bir siyaset anlayışıyla halkın yükselen değeridir, Umududur ve umut tüketilmemelidir.
Son Söz: Her insan huzur verir. Kimileri geldiklerinde, Kimileri de gittiklerinde….
Bitmeyen güreşin 665 yıldan beri devam eden efsanesi, Türk güreşinin en büyük organizasyonu kabul edilen tarihi Kırkpınar güreşlerini geride bıraktık. Ancak 103 yıldan beri yağlı güreşlerin yapıldığı Saray içi er meydanının, Edirne sarayı ihya projesi kapsamında güreş alanının yıkılacağı ve çok yakın bir alana taşınacağı açıklamaları peş peşe gelmeye başladı.
Konunun özüne girmeden önce yapılan açıklamalara bir bakalım; Güreşlerin bitiminin hemen ardından İktidar partisi Milletvekili Sayın Fatma AKSAL” Yağlı güreşlerin Saray içinde bu yıl son kez yapıldığını, Gelecek yıl yeni yapılacak stadyumda gerçekleştirileceğini, Tarihi alanın(Er Meydanının) aslına döndürüleceğini, Yeni güreş alanının Saray has bahçesinden kaldırılarak çok yakına Modern ve Fonksiyonel bir stadyum kazandıracaklarını, Yeni tesislerin 365 gün sportif faaliyetlere, Kültürel ve Sosyal faaliyetlere ev sahipliği yapacağını dile getirdi”.
Milli Saraylar İdaresi Başkanı Sayın Yasin YILDIZ “ Mart ayında yaptığı açıklamada; Mevcut Saray içindeki er meydanının bulunduğu alanın Kırkpınar’ın orijinal lokasyonu olmadığını, Edirne Yeni Sarayının ihyası kapsamında saray alanının bütüncül şekilde ele alındığını, Kırkpınar er meydanının da bu çalışmalar doğrultusunda yakın bir noktaya taşınacağını, 61 bin m2 lik bir alanda ve 18 bin seyirci kapasitesinde olacağını, Müzenin, Sergi salonlarının, Festival ve panayır alanının, İdari Ofislerin, Vip salonu, Federasyon ofisleri, toplantı salonları, otoparkların, Namazgah, Revir, Ambulans alanı, Fizik tedavi alanlarının da olacağını” ifade etmişti.
Edirne Valimiz Sayın Yunus SEZER de zaman zaman yaptığı açıklamalarında; “Saray içi er meydanının taşınmasına yönelik kamulaştırma ve proje çalışmalarının sürdürüldüğünü belirterek Yeni güreş alanının Saray içi sınırları içinde kalacağını, Saraçhane spor sahasının karşısında yani seddenin gerisinde, taşkın sahasının da dışında,12 ay boyunca etkinliklere ev sahipliği yapacağını, Müzesi bulunan çok yönlü bir spor kompleksi olacağını, 61.000 m2 lik bir alanda konumlanacağını, Projenin aynı zamanda Balkan savaşlarında şehit düşen Askerlerin hatırasına uygun şekilde şehitlikle bütünleşeceğini, Yeni Er meydanının Kırkpınar geleneğinin Saray içi ile kurduğu güçlü bağ koparılmadan taşınacağını, Bu projeyle birlikte müthiş bir Turizm aksı yapılmasını da öngördüklerini” ifade etmiştir.
Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu Başkanı Sayın İbrahim Türkiş de Kırkpınar haftası etkinlikleri sırasında benzer açıklamalarda bulundu.
Görüldüğü üzere açıklamalar hep İktidar kanadından, Siyasetçilerden, Merkezi idare yetkililerinden yapıldı. Burada bir eksiklik yok mu? Elbette var. Yerel yönetimden yani yıllardır organizasyonu üstlenmiş, başarı ile gerçekleştirmiş, Kırkpınar’ı yaşatmış ve günümüze kadar taşımış, Edirne Belediyeden söz ediyorum. 102 yıldan beri Edirne Kırkpınar ile özdeşleşmiştir. Edirne denince akla gelen Selimiye ve Kırkpınar’dır.
UNESCO tarafından 2010 yılında “insanlığın somut olmayan kültür mirası listesinde “yer alan Kırkpınar yaşayan tarihtir. Hem spordur, hem gelenektir, hem kültürdür. Dipdiri dündür. Umut dolu ve bizi geçmişle bütün kılan yepyeni ve aydınlık bir gelecektir.
Türklerin Anadolu’dan Rumeli’ye geçtikleri tarihten beri yapılagelen bir güreş türü Kırkpınar’ın 665. Yılını yaşadığımız bu günlere gelmesinde başta Edirne Belediye Başkanlığı olmak üzere, Güreş severlerin, Pehlivanların ve Kırkpınar ağalarının büyük payı vardır. Emek veren herkesi minnet ve saygı ile anıyorum.
Kırkpınar’ı 665 yıldır günümüze taşıyan kendine has öğeleri ve ona ruh veren incelikli ritüelleri vardır. Asırlar geçti Kırkpınar kültürünün özü hep yaşatıldı. Ancak Kırkpınar ile ilgili birçok gelenek son 20-30 yılda değişti veya terk edildi. Örneğin Hakem ve cazgır kıyafetleri, Kıspetler, Zembiller, Maniler, Peşrev, Kırkpınar uygulamaları ve Güreşin şekli değişti. Puanlama dediler, Lig dediler, Kota koydular. Puanı yeterli değil diye hayatlarını güreşe adamış iki genç Baş Pehlivanı geçen yıl Er meydanından men ettiler, Güreşteki ilgiyi, merakı, seyir zevkini ve heyecanı bitirdiler, Kırkpınar’ın özüne dokunmaya çalışanlara gıkınız çıkmadı!
Otuz yıldan beri zaman zaman gündeme geldi tartışıldı. Kırkpınar’ı Edirne’den almak isteyen kendini bilmezlere top yekün bir tepki dahi verilemedi. Şimdi Güreş alanı yerinin değiştirilmesi gerekliliği veya zorunluluğu gündeme gelince mangalda kül bırakmayanlar ortaya çıktı. Merak etmesinler ne kültür bağında bir kopukluk olur, ne mekansal hafıza yok olur, ne de Er meydanı olmaktan çıkar!
Kırkpınar çayırında yıllarca görev yapmış, Kırkpınar hazırlıklarının içinde yer almış, araştıran, yazan, Edirne ve Kırkpınar’ı çok seven bir kentli olarak kalın çizgilerle şunu ifade etmek isterim.” 665 yıllık tarihi geçmişe sahip Ata sporumuz Kırkpınar yağlı güreşleri 102 yıldan beri Edirne Saray içi bölgesinde yapılıyor. Kesilen ağaç dalları gölgesinde derme çatma tribünlerde izlenen güreşler bugün dönemin koşullarına göre hazırlanan alanlarda izleniyor. Ancak güreş sahası, ihya çalışmaları devam eden Edirne Sarayının Has bahçesinde bulunuyor. Burası Sit alanı. Korunması gerekiyor. Yeniden inşa da söz konusu olamayacağına göre ve Sarayın da tüm unsurları ile düzenlemesi, kent kültürüne ve Turizmine kazandırılması gereği ortada iken, Edirne’ye katkısı daha büyük olacak ise, Kırkpınar kavramsal bir oluştur. Onu fiziksel alan üzerinden tanımlayamayız. Pehlivanlık kavramının korunması esastır. Uygun bir alana taşınması UNESCO açısından da sorun teşkil etmeyeceğinin altını çizmek isterim.
Konuyu daha da somutlaştırayım. Bakınız, Kırkpınar 2010 yılında Edirne Belediyesinin sistemli çalışmaları ve talebi üzerine UNESCO Dünya Miras listesine alındı. Yani Edirne’ye tescil edildi. Kırkpınar’ı Edirne’den asla koparamazlar. Unesco kriterleri ve Kırkpınar’ın tescil şartlarının detayları şöyledir;
1)Mekana Bağlılık: Kırkpınar ritüellerinin ruhu, Edirne Saray içi er meydanı ile bütünleşiktir. Etkinliğin başka bir şehirde yapılması, yerel ve kültürel bağın kopmasına yol açacağından listeleme kriterlerine aykırıdır.
2)Kültürel Bütünlük; Kırkpınar sadece güreş müsabakalarından ibaret değildir. Davul-Zurna ekibi eşliğinde yapılan peşrevler, dualar, cazgırın manileri, Kırkpınar Ağası geleneği ve er meydanı adabı bir bütün olarak değerlendirilir ve korunması zorunlu ritüellerdir.
3) Yaşayan Gelenek; UNESCO Somut olmayan Kültürel Miras şartları, yerel halk ve ustaların aktif katılımını, bu bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasını gerektirir. KIRKPINAR GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE YAŞAYAN EN ESKİ KESİNTİSİZ GÜREŞ ORGANİZASYONU OLMA ÖZELLİĞİNİ TAŞIYARAK BU ŞARTLARI DOĞRUDAN SAĞLAR. Denildiğine göre Kırkpınar Unesco’dan çıkarılır düşüncesinde olanlar yeniden bir değerlendirme yapmak durumundadırlar. Çünkü konu çok net ve ortadadır.
Madem ki Güreş alanı bağlamından koparılmadan bir başka alana taşınacak, yeri belirlenmiş. Bu yer’e; Bölgesel tarih ve Yerel ağız kaynaklarında, Edirne’deki Saray içi bölgesinin hemen güneyinde kalan ve Tunca nehrinin kıvrımları arasında uzanan o geniş düzlüğe SARAY OVASI dendiğini de hatırlatırım. Önümüzdeki yıllarda Saray içi yerine, bu ifadeyi de sık sık kullanabiliriz. Projelendirilme, istimlak çalışmaları sürdürülüyor ise yukarıda başlık açtığım eksikliği biraz daha açmak isterim.
Kadim kent Edirne’mizi yöneten Belediye teşkilatımız var. Halk iradesiyle seçilmiş Çalışkan, dinamik, Kentsel sorunları çözme ve Belde halkına hizmet verme konusunda yorulmadan çalışan, mücadele eden, Başarılı, Dürüst bir Belediye başkanımız ve onun ekibi var. Bu gerçeği yok sayamayız. Ben yaparım olur, ben karar verdim oldu mantığı ile hareket etmek kamu oyu vicdanını rahatsız eder! Belediyeyi sürecin dışına atarsanız en büyük yanlışı yaparsınız.
Kırkpınar güreş alanının yeni yerine taşınması konusunda bugüne kadar Belediye Başkanımız Sayın Av. Filiz GENCAN’ ın bir açıklamasına ben tanık olmadım. Konuyu merak ettim, İnceledim, araştırdım. Yetkililerle birebir görüştüm. Edirne’yi pek yakından ilgilendiren böylesine önemli bir konuda Belediye neden saf dışı bırakılır? Kentlinin, Konunun uzmanlarının, STK’ ların neden görüş ve düşüncelerine başvurulmaz! Tek adam sisteminin getirdiği sonuç bu mudur? Diye sormadan da edemiyorum.
Kırkpınar alanının taşınması konusunda Yetkilendirilmiş, Görevlendirilmiş Merkezi Kurum ve Yöneticilerimizin Belediye ile henüz resmi bir temasları, Yazışmaları olmadığını esefle öğrenmiş bulunuyorum.. Yani konu Belediyenin önüne gelmiş değil. Yetkili organlarında konu gündeme alınarak görüşülmüş, karar istihsal edilmiş değil. Şaşkınlık verici bir durum. Hal böyle olunca, Diyalog kanalları oluşmamış, Somutlaşmamış bir konuda Belediye Başkanı ne açıklama yapabilir? Takdiri ve değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum.
Gelelim seçilen alan ile ilgili değerlendirmelere. Seçilen alanda Belediyenin önceki yıllarda otopark sorunu için satın aldığı, Tapusunun Belediyeye yani Edirne halkına ait olan 40 bin m2 lik bir alan var. Bu ne olacaktır. Kırkpınar alanına nasıl katılacaktır? Söz konusu alanın Zemin etütleri yapılmış mıdır? İmardaki durumu nedir? Altyapı hizmetlerine cevap verecek sistem var mıdır? yeterli midir? Taşkın alanı dışında deniliyor ama bu alanda aylarca su birikintileri olduğu gerçeği dikkate alınmış mıdır? Sportif, Sosyal, Kültürel etkinliklerde büyük sorunlar yaratan şehir trafiği nasıl çözülecektir? Her geçen gün daha da artan bu sorun öncelikler arasında değerlendirilmelidir. Yeni alanın Otoban köprüsüne kadar genişletilerek, Otobandan Güreş alanına ve şehir merkezine bağlantı kurulacak mıdır? Yeni alanda tribünlerin yükselerek yapıldığını düşündüğümüzde, Tribünlerde etkinlik izleyen yerli ve Yabancı turistler Güney yönünde yani Umur Bey Mahallesinde gecekondu görünümlü sağlıksız yapıları izlemekten nasıl bir duyguya kapılacaktır. Bu sağlıksız görüntüler izole edilecek veya sağlıklı bir görünüme nasıl kavuşturulacaktır. Mevcut Kırkpınar alanındaki yeşil dokunun yeni alandaki etkisi, duygusu nasıl sağlanacaktır? Soruları çoğaltmak mümkün.
İşte tüm bu konular bir masa etrafında oturacak, Yetkili, Sorumlu kurum, Kuruluşlar, konunun uzmanları, Tarihçilerden, halk kesimlerinden müteşekkil heyet tarafından konuşulmalı, değerlendirilmeli ve Edirne için en faydalı olanı Halkın desteği de alınarak yapılmalıdır.
Ben yaptım oldu mantığıyla değil, Akıl ile bilim ile, el birliği ile yol almakta fayda vardır.
Şükrü Akıllı
Bu gün 5 Haziran Dünya Çevre günü.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da çevre programları hazırlanmıştır mutlaka, Çevre konusunda açıklamalar yapılacak, etkinlikler düzenlenecektir. Ama, hiç olmaz ise bu günün hatırına katliamlara, çevreyi tahrip etmeye dur denilebilecek mi? Sanmıyorum!
Birleşmiş Milletler örgütü 1972 yılında 133 ülkenin katılımı(biz de bu ülkeler arasındayız) ile düzenlenen zirvede 5 Haziran tarihinin Dünya çevre günü olmasını oy birliği ile kabul etmiştir. O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi arttırmak için dünya genelinde ÇEVRE GÜNÜ çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Edirne Belediyesinde çalıştığım yıllardı. Belediye Başkanı Sayın Güngör Mazlum’un en yakın yardımcısıydım. Sayın Başkan’ın 1978 yılında, Belediyenin ilk defa Dünya Çevre günü etkinliğine katılması talimatı üzerine, aylar önceden çalışmalara başladım. Okudum, araştırdım, inceledim ve bu çalışmalar neticesi Dünya çevre gününe Belediye olarak Temizlik Kampanyası ile katılma kararı aldık. Kutlama programı hazırladık. Temizlik ve çevre sloganlarından oluşan pankartlarla yürüyüş yapıldı. Daha sonra halkın da büyük bir katılımıyla Belediyenin alt girişindeki alanda tören düzenlendi. Tören sunumunu da bizzat ben yapmıştım. O gün slogan olarak kullandığımız “Temiz bir çevre orada yaşayanların yüz akıdır” sözünü yeri geldiğinde her zaman ifade etmişimdir. Edirne tarihinde ilk defa Dünya Çevre günü etkinliği o gün yapılmıştı. Daha sonraki dönemlerde de bu konuda bir etkinlik yapıldı mı? Doğrusu hatırlamıyorum. O günden bu güne dek çevre konusunda yaptığım etkin mücadele ve çalışmalarım kamuoyunun takdiridir. Bu güzel anıyı da paylaşmak ve not etmek istedim.
Dünya çevre günü şüphesiz mavi gezegenimizi tehdit eden, en büyük çevresel sorunlara dikkat çekmek için önemli bir gün. Doğal kaynakların giderek azaldığı ve dünyanın pek çok bölgesinde çevre kirliliğinin büyük sorun teşkil ettiği günümüzde doğayı ve çevreyi yeterince koruduğumuzu, sahip çıktığımızı söyleye bilir miyiz?
Demokrasisi bir türlü gelişememiş, Ekonomisi her geçen gün kötüye giden yurdumun, Suyu da, Havası da, Denizleri de, Yeşil alanları da kirletilmiş, Çarpık betonlaşma alıp başını gitmiştir.
Son yıllara bakalım. Ülkemizi 24 yıldan beri yöneten AKP iktidarı; Doğayı ve insanın doğa ile uyumunu yok sayan, Enerji, tarım, madencilik, sanayi ve şehircilik politikalarıyla yaşam alanlarını ve doğasını korumak için mücadele eden halkın demokratik tepkilerine tahammülsüzlük gösterilerek göz altı, tutuklamalar ve yargılamalara tanık olduk. Yaşanan felaketlerden de ders alınmıyor. Ülkemiz bu politikalar dolayısıyla Çevre göstergelerinde dünya ülkeleri arasında son sıralarda yer alıyor.
Ülkemizde doğa katliamına maruz kalmayan bir il kaldı mı Allah aşkına? Nereye baksanız rant uğruna doğa katliamları olağan dışı hızıyla devam ediyor. Madencilik, enerji, çarpık kentleşme ve turizm adı altındaki kıyı yağması gibi talan politikaları durmak bilmiyor. Halk isyan ediyor. Siyasi iktidar kafaya koymuş, ne hukuk dinliyor, ne yargı kararlarına uyuyor, İnatla yapacağım diyor. Güzel Ülkemin ciğerleri bir bir yok ediliyor.
Sorumsuz ve çevreye duyarsız yaşamaya devam edemeyiz. Durun artık, Yeter diye bir kez daha haykırıyorum. Biz doğaya bu kadar hoyratça saldırdıkça doğa ana da misilleme yapacaktır. Bu anlayışla devam edersek Çevreye bedel ödemeye de hazır olmalıyız.
Son yıllarda da biz ve dünya bu bedeli ödemeye başladı bile.. Pandemiyle birlikte hemen hemen her felaketi yaşadık. İklim kriziyle karşı karşıya kaldık. Şimdi dünya iklim devrimine hazırlanıyor. Geç kalmadık mı? Gelmekte olan felaketi yıllardır neden öngöremedik! Ortak kaderimiz olan gezegenimizin bu harap hali bize çok açık anlatıyor ki dünyanın artık insanın doymak bilmez hırsının cümlelerine tahammülü yok..
İklim kriziyle yüzleşen çağımızda en eksilen varlığımız su ve biyolojik çeşitlilik. Bilim insanlarına göre her ikisinde de ana neden yanlış tarım politikaları. Tarımı değiştirmeden ne kuraklıkla ne yoksullukla mücadele edebiliriz. Devlet politikalarının acilen değişiminin yanı sıra yerel yönetimlere de önemli görevler düşüyor.
Doğa hakları ve iklim kriziyle mücadeleyi gündemden düşürmeyen Belediyeler bu hassasiyetle Dirençli kent yaratmak, Sakin şehir olmak, tarımda ve kullanımda su tüketimini azaltmak, İklim dostu ulaşım modeli uygulamak, Bisiklet kullanımını özendirmek, Atık yönetiminde lider kent olmak, Ormanları , dereleri, nehirleri, denizleri yani doğayı korumak, doğadaki tüm varlıklarla uyumlu bir yaşamı tesis etmek gibi, kentleri ortak akılla yönetmek için Örnek şehirler yaratma çabasında olmalıdırlar.
Sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum.
Doğa ile uyumlu, türler arası eşitliği gözeten bir yaşamın yollarını hep birlikte aramamız gerekiyor. İnsanı merkezine alan bir çevre anlayışından ziyade doğayı merkezine alan bir hak anlayışıyla yaşamı ve hukuku yeniden ele alıp kurgulamamız şarttır.. Aksi halde bu krizlere kalıcı çözümler bulamayız ve sadece kaçınılmaz sona doğru giden süreyi uzatabiliriz..
Bölgemizde ve başta Edirne’mizde yaşanan olaylardan ve gelişmelerden haberdar olmamızı sağlayan,
Kentimizin Sosyal, Kültürel ve Ekonomik gelişmesine, kalkınmasına önemli katkılar sunan,
Elde ettiği haber ve bilgileri kamuoyuna objektif, Ahlaki ve ilkeli bir biçimde yansıtmayı ilke edinmiş,
Toplumsal değerlere saygılı, toplumun geniş kesimlerine tarafsız bilgi akışının sağlanmasında önemli bir misyonu yerine getiren,
Her türlü mali ve idari sorunlara rağmen ayakta kalma mücadelesi veren Yerel Basınımızın, önde gelen temsilcisi Yenigün Gazetesi de büyük bir özveri içerisinde, sorumlulukla bu görevlerini yerine getirmeye 22 yıldır özen göstermektedir.
Bu duygu ve düşüncelerle, Gece gündüz demeden Özveri ile çalışan YENİGÜN mensuplarını Kuruluşlarının 22. Yılında en samimi duygularımla kutlar, Basın hayatındaki başarılarının büyüyerek devamını dilerim.

8500 yıllık köklü tarihi geçmişinde çok sayıda medeniyetlere ev sahipliği yapmanın yanı sıra Osmanlı imparatorluğuna bir aşıra yakın Başkentlik yapan Edirne’nin merkezinde ve yakın çevresinde tarih boyunca inşa edilen Kale’ler geçmişin izlerini taşıyan en etkileyici mimari miraslar arasında yer alır.
Tarihi kalelerin, yalnızca savaş ve savunma yapıları değil, aynı zamanda imparatorlukların gücünü, dönemin mimari anlayışını ve kültürel zenginliğini yansıtan anıtsal eserler olduğu gerçeğinden hareketle; Edirne Yerel Tarih Grubu olarak Edirne Kalelerini konu alan halk buluşması toplantımızı geçen hafta cumartesi günü konunun uzmanı Trakya Üniversitesi Akademisyenlerinden, emekli Araştırma ve Öğretim görevlisi Dr. Sayın İsmail Hakkı Kurtuluşun görselleri ve sunumlarıyla gerçekleştirdik.
Bu toplantımızda edindiğimiz bilgiler ışığında, araştırmalarımı da katarak Edirne Kalesini ve günümüze ulaşan tek yapı Makedon Kulesi ile ilgili konuları sizlerle paylaşmak istedim.
Günümüzden 1900 yıl öncesine gidelim. Edirne o yıllarda etrafından nehirlerin geçtiği stratejik bir kasaba imiş. Roma imparatoru Hadrianus Edirne’ye gelmiş. Etkilenmiş ve çok beğenmiş. Şehrin etrafının surlarla çevrilmesini emretmiş. M.S. 117 yılında başlayan çalışmalar 20 yıl sürmüş. Kralın Hadrianapolis adını verdiği şehrin 360 bin m2 lik yerleşim alanı etrafı yüksek surlarla çevrilerek kale tamamlanmış. Osmanlının fethine kadar şehir, görkemli surları içinde asırlarca yer almış. Bugün Kaleiçi olarak bildiğimiz semt o günün Edirne’siymiş.

Bizans döneminde (527-565) çeşitli onarımlar geçiren kalenin her köşesine silindirik kesme taştan birer kule eklenmiş. Makedon kulesi bunlardan biridir ve sadece o ayaktadır. Kalenin şehre açılan farklı yönlerini ve Edirne’nin iç hareketliliğini yansıtan geçiş noktaları olan Germe kapı dışında 9 kapısı varmış. Kule kapısı, Topkapı, Kafes kapısı, Keçeciler kapısı, Uğrun kapısı, Manyas kapısı, Tavuk Kapısı, İğneciler kapısı, Orta kapı.
Edirne kalesi, Asırlar boyu yalnızca bir savunma yapısı değil kentin günlük yaşamını yönlendiren bir sınır ve geçiş alanı olmuştur. Şehre açılan kapıları bu yapının hem askeri hem de sosyal işlevini yansıtan önemli unsurlar olmuştur.
Osmanlı Padişahı 2. Murat 1363 yılında Edirne’yi fethettikten sonra Türk yerleşimleri genellikle kalenin dışında olmuş. Kale içinde genellikle yabancı uyruklu (Gayrimüslim) insanlar yaşarlarmış. Osmanlı tarafından yapılan sarayla birlikte Türk mahalleleri ve konakların yanı sıra, başta Selimiye olmak üzere Türk islam mimarisinin muhteşem örnekleri hep kale dışında yapılanmış.

Yıllar geçmiş yüksek duvarlarla çevrili devasa kale zamanın törpüsüne dayanamamış, yok olmaya başlamasıyla 1870 li yıllarda Resmi binaların yapımları için taşları kullanılmıştır. O yıllarda daha doğrusu tarihin akışında kültürel miraslarımıza sahip çıkamadığımızı ifade etmeden de geçemeyeceğim.
Yukarıda da belirtmiştim Edirne Kalesinden kalan tek burç Makedon kulesidir. Kulenin hemen yanında, Sultan Otel arkasında Yenigün Gazetemizin karşısında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan sur kalıntıları, Tunca Nehrine doğru evler arasında kalan bir iki duvar kalıntıları mevcuttur.
Saraçlar cadesi, Zındanaltında Ender Mağazası yakınında 15-16 yıl önce inşaat temel çalışması esnasında, Edirne Kalesinin Roma döneminden kalma surlar ortaya çıkmış ancak yıllardır bu alanda hiçbir çalışma yapılamadı, sahip çıkılamadı, kaderine terk edildi. Sur duvarlarında muntazam ve yontma işlemli taşlar 19-20 Asra rağmen halen çok güzel bir görünümdeler. Zındanaltı yönünde İşlenen tuğla duvarla görünüm ve otlar arasında kaybolan sur temelleri adeta halktan gizlenmiş durumda. Cumhuriyet caddesinde tel çitten bakıldığında muazzam bir görüntü var. Bu ilgisizliği bu duyarsızlığı anlamış değilim! Bu eşsiz değerlerin ne zaman farkında olacağız? Yeri gelmişken yetkili ve ilgililerimizin dikkatini çekmek isterim. Anıt kent Edirne’nin 2000 yıllık tarihi değerlerine sahip çıkılmalı, Arkeolojik değeri ortaya konularak, Arkeolojik park olacak bu alan güzel bir çevre düzenlemesiyle vakit geçirmeden yapılacak bir düzenleme ile Turizme mutlaka kazandırılmalıdır.
Göreve başladığı günden itibaren Edirne’nin tarihi yapılarının restorasyonları konusunda çok sayıda proje çalışmalarını başlatan ve bitiren, Sayın Valimiz Yunus Sezer’in bu önemli çalışmalarından biri de Makedon kulesidir.

Halk arasında Makedon Kulesi, Saat Kulesi, İtfaiye kulesi olarak da adlandırılan bu yapının 2000 yıllık tarihi geçmişi var. Kule Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine tanıklık etmiş, asırlardır ayakta kalmayı başarmış Edirne’nin önemli simgesel yapılarından birisidir. Edirne kalesinin dört burçlarından biridir. 1884 yılında Burç üzerine 4 katlı ahşap yapının son katına saat konuldu. 1888 yangınında harap olan kule 1894 te taş ve tuğladan yapılmış. Yüksekliği 48 metreydi. Kuleye 1926 de tekrar saat konulmuş. 1953 depreminde kule hasar görmüş, hazırlanan teknik rapor üzerine 6 Temmuz 1953 te dinamitlenerek yıktırılmış. Uzun yıllar atıl durumda kalan Kule 1990 yıllarında Restorasyon geçirdi. Ancak bakımsızlık ve ilgisizlikten 1921 yılına kadar kullanılamadı. Yukarıda da belirttiğim üzere Sayın Valimizin talimatlarıyla üç yıl önce başlayan çalışmaların sonuna gelindiğini görüyoruz. Bu kadar badireler atlatmış bu yapının hizmete açılması ve Turizme kazandırılması memnuniyet vericidir. Temennimiz Kule çevresindeki sıkılaşmış yapılaşmanın yeni bir alan düzenlemesiyle tamamlanmasıdır.
Önümüzdeki ay, Galata Kulesi örneğinde olduğu gibi Müze kule (Seyir teras ve Asansörlü) olarak hizmete açılacak olan Kültür mirası Makedon kulesinin yeniden hizmete açılması konusunda emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.
